ALATURKA HIRSIZLIK

Yüzyıllar önce dinsel asimilasyona direnemeyen Kürtlük, son yüzyılda varoluşuna yönelik çok yönlü şiddetli asimilasyon politikalarına direniyor.

27 Mayıs 2017 Cumartesi | Kültür-Sanat

Murat Kılınç


Şarkıcı Kıraç’ın da Kürtlerden bir stran yürüttüğü anlaşıldı. Hırsızlığı ortaya çıkınca gösterdiği pişkinliği takdir etmemek elde değil. Keçe gibi yüz lazım. Üstelik iyi kalite keçe olmalı.

Kürt kültürünün, özellikle müzik alanında, yağmalanmış olduğu gerçeği üzerine, kayyumların/devletin Kürdistan’da Kürt dilinin kokusuna bile tahammül edemeyen yöntemleri tuz biber olunca, kart-kurt günlerinden kalma korkulu hayalet yeniden evimizin etrafında dolaşmaya başladı: Asimilasyon ya da çalıntı bir terimi uyarlayacak olursak “beyaz soykırım.”

Yüzyıllar önce dinsel asimilasyona direnemeyen Kürtlük, son yüzyılda varoluşuna yönelik çok yönlü şiddetli asimilasyon politikalarına direniyor. Kızılderililerin akıbetine uğramamak, kendi toprakları üzerinde sembolik bir öğe olmamak için savaşıyor.


Şehirler vahim

Köylere gittiğimde en çok dikkatimi çeken ”İstanbul Türkçesi” ile konuşan çocuklar ve hemen yanı başlarında Kürtçe konuşan büyükler oluyor. Kendi aralarında Kürtçe konuşuyorlar ancak çocuğa hitap ettiklerinde dil otomatik olarak Türkçeye dönüyor. Kanallar asla karışmıyor. Şehirlere geldikçe durum daha vahimleşiyor.

Kürt siyasi hareketi etkin olduğu yerlerde anaokulları, okullar açarak nesiller arası kopukluğu gidermeye çalışıyor olsa da yara pansuman ile giderilemeyecek kadar derine iniyor. Kürtçe üzerindeki korkunç baskı, aşağılama, bir dil olarak kabul edilmeme, öğrenilmeye/öğretilmeye izin verilmemesi elbette etken, ancak temel sorun ekonomik. Kendisi güçlükle Türkçe konuşan bu ebeveynlerin tercih nedenleri Türkçe ve Kürtçe arasındaki ekonomik değer farkı. Yüzyıllardır aynı köyde nesilden nesile aktarılan dilin bir anda aktarılamamaya başlamasının başka izahını düşünemiyorum.


Kürtçe’nin tutunma şansı

Kürtçe bir pazar dili olmadıkça, kendi ekonomik atmosferinde kullanılan bir dil haline gelmedikçe hayata tutunma şansı zayıflar. Bu sadece Kürtçe için geçerli değil, Katalanca ya da Baskça için de geçerli. Üretim süreçlerinde kullanılamayan dil, olsa olsa folklorik bir zenginlik olabilir. Burada genel bir yanlış kavrama var. Aynı yanlışı sıklıkla sömürgecilik kavramını açıklarken de yapıyoruz. Sorunu ekonomik boyutundan, yağmalanan kaynaklar, rakamlar boyutundan koparıp tamamen duygular ile açıklamaya çalışıyor, hırsıza çaldığı için değil, evimize izinsiz girdiği için kızıyoruz. Hasankeyf’e sadece tarihe zarar vermek için baraj yapılmıyor, elektrik üretilecek, üretimde kullanılacak ve kaynak transferi olacak.

Çok zor koşullar altında ve çoğu zaman ölerek var kalmaya çalışıyoruz. Adeta tarih kanla yazılıyor. Kürt diline, hele bu koşullarda, ekonomik bir işlev kazandırmanın zorluğu bir gerçek, ancak ihmal ettiğimiz de bir gerçek. Kürtçe üzerine bir dünya kurmamız gerekiyor. Mesela benim bu yazıyı Kürtçe yazmam, sizin de Kürtçe okumanız gerekiyor. Farkındalık önemli, küçük teşvikler önemli. Kürtçe yapılabilecek bir konuşmayı Türkçe ya da Arapça yapmanın anlamı yok. Buradan artık mütevazı bir kıvılcım çakıp, Kürtçe’yi gerçek hayatın içinde tutunabilir hale getirmeye yönelik adımlar atmak gerekiyor.


Tatlıses, Altınmeşe vb…

Ekonomi-asimilasyon ilişkisi için besin zinciri analojisi yapılabilir. Herkes az çok sözcüğün anlamını bilir ancak asimilasyonun biyolojideki tanımı “yiyecek ya da besinlerin bir vücut ya da biyolojik sistem tarafından emilmesi ya da sindirilmesidir.” Yeterince güçlü değilsen bir üstteki halkanın besini oluyorsun. Sindiriliyorsun. Malum sindirimden arta kalanı ise yazmaya gerek yok, zaten editör ortadaki “o” harfine yıldız koyacak, sadece “b” ve “k” harflerinden ise siz bir şey anlamayacaksınız. Sonra gelsin kavga dövüş. Gerek yok.

Kendi halkının müziğini peşkeş çeken Tatlıses, Altınmeşe ve benzerleri ile şu anda çoğunluğuna el konulmuş şehirlerdeki badem bıyıklı kaymakamlara/valilere esas duruşta yaltaklanıp kemik kovalayanların ortak özelliği bu sindirim sisteminin artıkları olmalarıdır. Sindirim artığı olmamanın yolu akıllı, mantıklı ve kararlı direnmektir. Özellikle ekonomik olarak güçlenmek ve bunu da kendi kültürümüzün taşıyıcısı olan kendi dilimizle yapmaktır. Bu inşanın imkanları son birkaç yıldır aslında var gibi, bizim için bu kez batıdan bir ışık yükselebilir.

Asimilasyon konusunda yazmaya ve konuşmaya devam etmeliyiz.


Yağmalanan şarkılarımız


* De Lorî: Güler Işık tarafından “Şey Yani” olarak söylendi.

* Hinê Bînin Li Destê Kin: “Kınayı Getir Anne” olarak çevrilmiştir.

*  Di Dinê De Sê Tişt Hene: İbrahim Tatlıses tarafından “Bu Dünyada Üç Şey Vardır” olarak söylendi.

*  Lawo Destê Min Berde: Türk sanatçılarınca “Makaram Sarı Bağlar” olarak dinlendirildi.

*  Lê Dotmam: Küçük Emrah tarafından “Ben Yetim, Ben Öksüz” olarak çalındı.

*  PKK öncülerinden Delil Doğan’ın ‘Canê Canê’ adlı bestesini İbrahim Tatlıses  gazinolarda “Caney Caney” olarak okudu.

*  Heycanê Mukrîyanî’nin söylediği Ez Kevok im: Celal Güzelses “Hele Yar Zalim Yar” şeklinde değiştirerek söyledi.

*  İzzet Altınmeşe, Lê Nazê adlı parçayı “Naze” olarak seslendirdi. Lê Xanimê’yı da “Le Hanım” olarak müzikseverlere seslendirmiştir.

*  Tahsin Taha tarafından söylenen Cotkar şarkısı Mehmet Özbek, “Beyaz Gül, Kırmızı Gül” olarak çevirmiştir.

*  Gülistan Perwer’den bildiğimiz Zara adlı parçayı da Mahsun Kırmızıgül “Öleyim” olarak çevirmiştir.

*  Şivan Perwer’in ‘Xanê û Xwedêde’ parçasını, Ceylan “Ben Anayım”, Azer Bülbül ise “Ben Babayım” olarak şekillendirmişlerdir.

*  Esmera Min: “Kibar Yarim Esmerim” olarak çevrilmiştir.

*  Ankara’nın Taşına Bak: Notaları Hesen Zîrek‘in 1946 Mahabad Kürt Cumhuriyeti anısına yazıp bestelediği yarı ağıt şarkıdan Türkçe’ye devşirildi.

* Yine Zîrek’in Nesrîn Emrim Bihare şarkısı Celal Güzelses’ten Ağlama Yar Ağlama Anam adıyla Türkiye’de duyuldu.

* Lê Xanimê şarkısı Kıraç tarafından Hanımey olarak Türkçe seslendirdi.

Mustafa Ergün’ün ‘Presshaber.Com’da “Türkçeleştirilen Kürtçe şarkılar: Bir kültürel yağma hikayesi” başlığıyla yayımlanan yazısından alınmıştır.


10883

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA