23 Temmuz 2014 Çarşamba
 
Ana Sayfa Dizi
05 Eylül 2013 Perşembe

Eğitimli bir toplum yetiştirmeliyiz

“Yabancılar yeteri kadar entegre oluyor ama, Alman toplumu da yeteri kadar yabancılara kucak açmıyor” diyen Bielefeld Uyum ve Entegrasyon Dairesi’nde çalışan sosyal pedegog Kadim Uzunyayla, çocuklara kendi ana dillerinde öğrenmeleri, çocukların sağlıklı bir kişilik ve kimlik geliştirmesi açısından önemli olduğuna vurgu yapıyor.

Almanya’nın Bielefeld kentinde yaşayan pedagog Kadim Uzunyayla, 1964 Bingöl’ün Kiği İlçesine bağlı Karer Sagyan Köyü doğumlu. 17 yaşına kadar Kiği’de kalan Uzunyayla, 12 Eylül darbesinden 2 hafta önce Almanya’da yaşayan ailesinin yanına gelir. Almanya’da 4 yıl yüksek okul okuyarak Diplomalı Sosyal Pedagog olarak meslek hayatına başlayan Uzunyayla, bir yıl ana okulunda staj yaptıktan sonra Bielefeld Gençlik Dairesi’nde 22 yıldır devam eden çalışma hayatına başlar. Gençlerin kendi dışındaki insanların etnik kimliklerine saygı göstermeleri ve kendi ulusal kimliklerine sahip çıkmalarının altını çizen Kadim Uzunyayla ile Almanya’da yaşayan gençlerin sonularını konuştuk.


Gençlik Dairesinde (Jugendamt) daha çok hangi alanlarda çalıştınız?

Önce gençlik mahkemelerinde, suç işleyen gençler için rapor hazırlıyordum. Bu raporlarda gençlerin genel durumlarını, psikolojik yapılarını, eğitim, sosyolojik, sosyo-ekonomik, aile durumlarını, boş zamanlarını nasıl değerlendirdiklerini, suçları neden işlediklerini belirten bir nevi bilirkişi raporları hazırlayarak, mahkemeye sunuyordum. Tabii ki bu mahkemelere, gençlerin suçlardan nasıl kurtulabileceklerine dair caydırıcı eğitim programları da öneriyordum. İkinci çalışma alanım ise; ailelere destek olmaktı. Özellikle aile içi sorunlarda ve aile içi eğitimle ilgili sorunu olan ailelere yardımcı olmak. Bir yıldan bu yana da Uyum ve Entegrasyon Dairesi’nde ‘entegrasyon yardımları’ koordinatörü olarak çalışıyorum. Burada yabancıların entegre olması, Alman toplumunun yabancılara karşı kendilerini açması alanlarında çalışmalar yapıyoruz. Yabancılar yeteri kadar entegre oluyor ama, Alman toplumu da yeteri kadar yabancılara kucak açmıyor. Genelde Bielefeld’de; bütün kurum ve kuruluşların yabancı kökenli insanların entagrasyon ve uyumu için sunulan yardımlarını koordine ediyorum. 

Siz Bielefeld Gençlik Dairesi’nde 22 yıl gençlerle ve aileleriyle çalıştınız. Genel olarak Almanya’da özel olarak da Bielefeld’de yaşayan yabancı gençler içinde Kürt gençlerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Kuzey Kürdistan’dan gelen Kürt gençlerinin uyum sorunu daha az. Ama Güney Kürdistan’dan gelen gençlerin uyum sorunu daha daha fazla. Türkiye’de yıllardır yani Cumhuriyetin kuruluşundan beri batıya bir yönelme, batıya bir hayranlık durumu vardı. Yani batılı olmasa bile batılı olma kültürü var. Bu durum Kürdistan’daki belli bir kesimi de etkilemiştir. Yani az da olsa batılılık kültürü oluşmuştu. Fakat Güney Kürdistan’dan gelenlerde böyle bir durum söz konusu değil.

Gençlik sorunlarını başlıklar altında toplamak gerekirse, nedir bu sorunlar ve kaç başlık altında toplayabilirsiniz?

Edindiğim izlenim şu. Birincisi, burada yaşayan Kürdistanlı gençlerin büyük bir kısmının eğitim ve öğretim sorunu var. İkincisi iş sorunu. Üçüncüsü kültürler ve kuşaklar arası çelişkiler var. Son olarak içinde bulunduğu topluma uyum sağlama sorunu var. Uyum sağlama sorunundan kast ettiğim, kötü yollara girme, suç işleme, uyuşturucu kullanma yani normalin dışına çıkma sorunu var. Yani gençliğin yaşadığı sorunları bu dört başlık altında toplayabiliriz. Bir çocuğun, gencin, insanın hayatında en etkili kurumlardan biri de aile kurumudur. Çocuğun her türlü eğitiminde başarı-başarısızlıklarında aile etkilidir. Bu birincisidir. İkincisi ise; çocuğa devlet tarafından verilen eğitimdir. Üçüncüsü çocuğun yaşadığı çevredir. Arkadaş çevresi, akraba çevresi ve mahallesidir. Bu faktörler aile ortamında çocuğun gelişimini, başarısını etkileyen önemli faktörlerdir.

Temel eğitim almada ailenin önemini vurguladınız. Peki Kürdistan’dan gelen ailelerimizi gözönüne aldığımızda çeşitli düzeylerde aile yapıları var. Bu aile yapıları ve çocuklarına verecekleri eğitimi düşünürsek nasıl bir tablo çıkıyor ortaya?

Biraz önce çocukların başarılı olmalarında etkili olan faktörleri saydık. Çocukların içinde bulunduğu ortam, aile yapısı, verilen eğitim vb. Şimdi Kürt ailelerinde de tıpkı Alman aileleri gibi çeşitli sosyal sınıflar vardır. Eğitim görmüş ve görmemiş ya da eğitim düzeyi düşük olan aile sınıfları var. Almanya‘da Alman ve göçmen aileler üzerinde yapılan araştırma sonuçlarına göre üniversite okuyan gençlerin yüzde 70’i akademisyen ailelerden geliyor. Bu şaşırtıcı bir durum değil. Çünkü Alman toplumunun okumuşluk seviyesi çok yüksek. Yani bir ailenin sosyal konumu, eğitimi çok önemlidir. Dolayısı ile sağlıklı bir toplum yetiştirmek istiyorsak insanlarımızın eğitim düzeyini yükseltmemiz gerekiyor.

Peki eğitimsiz anne baba eğitimli genç yetiştiremez mi?

Hayır. Bakın Kürdistan‘dan gelen her eğitim seviyesi düşük aile, çocuğuna eğitim veremez anlamına da gelmiyor. Şimdi senin çocuğa verdiğin eğitimin yanında, eğitime olan ilgin de çok belirleyicidir. Şöyle ki, eğer bir aile “çocuğumun eğitimi önemlidir” bilincine sahipse ve çocukla ilgileniyorsa bu bile yeterli olabiliyor. Nasıl olur bu? Örneğin çocuk ana okuluna başladı. Anne-baba ana okulunda çocukla ilgilenmelidir. Toplantılarına gitmeli, yapılan etkinliklere katılmalı, çocuğunun gelişimi ile ilgili okuldan bilgi istemelidir. Bunlar yapıldığında ailenin çocuğun eğitimi ile ilgilendiği ortaya çıkar. Bu durumu hem okuldaki eğitimciler fark eder, hem de çocuk fark eder. Eğitim küçük yaşta bir kural haline gelir ve önemlilik kazanır. Çocuklar, gençler çevresindeki insanlara bakarak öğrenirler. Uzun yıllar sosyal yardımla geçinen bir ailenin çocuklarıyla yapılan bir söyleşide, çocuklara “gelecekte ne olmak istersiniz?” diye sorulduğunda, cevapları “çalışmadan Sosyal Amt’tan maaş almak istiyorum” olmuş. Çocuklar en yakını olan anneyi, babayı, kardeşleri örnek alarak davranışlarını belirlerler.

Sayın Uzunyayla Almanya’da yaşıyoruz. Evde doğal olarak anne- baba çocuğunu kendi kültürü ile büyütmeye çalışıyor. Fakat dışarıya çıkan çocuk ya da genç başka bir kültürle karşılaşıyor. Kültürler arasında kalan gençlerin psikolojik yapılarını, kültürler arası çatışmalardan kaynaklı çıkan sorunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu sorunuza bir Kürt gencinin “Entegrasyon hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna verdiği ilginç bir cevapla başlayayım. Genç diyor ki: “Ben her gün bir seyahat yapıyorum. Sabah kalkıyorum okula gidiyorum. Almanya‘da olduğum için Alman gibi yaşıyorum ve hissediyorum. Akşam eve dönüyorum. Evimde Kürt olduğum için Kürt gibi yaşıyorum.” Geleneksel muhafazakar aile yapılarımız var. Şimdi bu yapı Avrupa’ya geldiği zaman burada tam tersi bir durumla karşılaşıyor. Modern bir yaşam, bireysel özgürlükler daha gelişmış ve ön planda, bireyler özgür karar verebiliyor. Bu durumda kültürler arası bir çatışma kaçınılmaz olur. Gezi Parkı‘nı burada örnek vermek istiyorum. Şimdi orada muhafazakar bir başbakan var. Onun karşısında modern ve özgür yaşamak isteyen bir kesim var. Başbakan ve sistemi “benim istediğim gibi yaşayacaksın” diye dayatıyor. Fakat karşısındaki toplum “hayır ben özgürüm, istediğim gibi yaşarım” diyor. Baba anne muhafazakar ve geleneksel bir yaşamı dayatıyor, ama çocuk bu toplumun avantajlarını öğrendiği için vazgeçmek istemiyor. Dolayısı ile çatışma başlıyor.
Tanık olduğum bir iki örnek vereyim; 16-17 yaşında bir genç kız ya da erkek arkadaşı olduğu için evde dayak yiyor. Yine küpe takan genç erkek, evinde dayak yiyor. Bu sebeplerden dolayı dayak yiyen, baskı gören, hakarete uğrayan gençler bu durumu kendi etnik kültürleriyle ve kökenleriyle bağdaştırıyorlar ve kendi kültürlerinden ve kökenlerinden tamamen nefret duymaya ve uzaklaşmaya başlıyorlar. Bunun yanı sıra evde şiddete uğrayan bu gençler, yaşadıkları bu şiddet psikolojisi ile dışarda gücü yettiğine şiddet uygulamaya başlıyor. Elbette ki bu iş; şiddet, baskı ile olmamalı. Biz bu durumu mesleki alanda hem kültürler arası, hem de kuşaklar arası çatışmalar olarak değerlendiriyoruz.

Bielefeld kentinde binden fazla Kürt ailesi olduğu halde Kürtçe Anadil eğitimin olmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sonradan Almanya‘ya gelmiş çocukların Almanca öğrenme sorunu var. Dolayısı ile o çocuklara Almanca eğitiminin yanı sıra kendi ana dillerinde eğitim verilmesi gerekiyor. Diğer bir sorun burada doğmuş ve büyümüş çocukların kendi ana dillerini tamamen unutma sorunu var. Asimile olma sorunu var. Çocukta bir kimlik sorunu, benlik sorunu doğacaktır. Çocuk, “Ben Kürdüm ama Kürtçe bilmiyorum” diyecektir. Kendi kökeninin ana dilinin dolayısıyla kendisinin önemsiz olduğu kanısına varma tehlikesi söz konusu. Okulda ne kadar Almanca bilse de onu zaten Alman olarak görmüyorlar. Bu durumdaki çocuklara kendi ana dillerinde öğrenmeleri için sınıflar açılmalı. Bu durum, çocukların sağlıklı bir kişilik ve kimlik geliştirmesi açısından önemlidir.

Gençlik Dairesinde Gençlik Mahkemelerine katıldığınızdan bahsettiniz. Bu mahkemelere gelen gençler genellikle hangi suçlardan geliyor ve Kürt gençlerinin buradaki durumu nedir?
Bielefeld kentinde suç işleyen gençler (14 ila 21 yaş arası) içinde yabancı gençlerin oranı yüzde 60-70 gibi çok yüksek rakamlara tekabül ediyor. Yabancı gençler içinde de Kürt gençlerinin oranı bayağı yüksek. Kürt gençleri arasında da Irak Kürdistan’ından gelen gençlerin sayısı çok yüksek. Nedir bunun sebebi diye sorarsanız? Önce işlenen suçlara bakalım. İşlenen suçların başında gasp, ev ve mağaza soygunları, uyuşturu, şiddet geliyor. Bu gençlerin geldiği bölgeler şiddetin egemen olduğu bölgelerdir. Dolayısı ile şiddet eğilimli oluyorlar. Diğer yandan geldikleri yerde hukuki bir düzen yok. Burada bir olay olduğunda polis hemen müdahele eder, suçlu cezasını alır. Fakat bu gençlerin geldiği düzenlerde hukuk olmadığı için herkesin kendisini korumak zorunda olduğu bir yaşam hakimdir. Bu gençler bu mentalite ile Almanya’ya geliyor. Yani gençler diyalog yolu ile sorunun çözülebileceğini görmemişler. Bu durum suça iten etkenlerden biri. Diğeri ise şu: Almanya’ya gelen ailelerin ekonomik durumu oldukça düşük. Almanya’da da toplumun en düşük seviyesinde yaşıyorlar. Burada toplum zengin. Dolayısı ile topluma özenti durumu gelişiyor. Ekonomik durumu olmadığı için elde edemediklerini gasp ve soygun yolları ile elde etmeye başlıyor. Yine akraba ve arkadaş çevresi bir etkendir.

Türkiye‘de bir dilim baklava çalan ya da bir taş atan Kürt çocuklarına yıllarca hapis cezası veriliyor. Peki Almanya’da cezalar nasıl veriliyor. Ya da ne tür yaptırımlar uygulanıyor bu gençlere?

Almanya‘da Gençlik Kanunu ve Gençlik Mahkemelerinde ceza vasfı yoktur. Eğitim vasfı vardır. Çocukları, gençleri topluma yeniden kazandırma hedefi vardır. Çocukların ve gençlerin hata yapması doğası gereği gayet normaldir. Çocuklar ve gençler bu hataları yaparak ve hatalardan ders alarak büyürler ve olgunlaşırlar. Fakat bununda bir sınırı vardır bu sınır aşıldığında cezayi hükümler devreye girer. Yani suç işleyen çocuğa hemen hapis cezası vermezler. Mesela çalışma cezası verilir. Ya da onunla ilgilenecek bir Sosyal Pedagog verilerek hem gencin kendisi ile hem de ailesi ile ilgilenilerek iyi yöne doğru yönlendirilmesi hedeflenir. Tutuklanma en son çözüm olarak görülür.

Bu saydığınız yöntemlerle sonuç alınıyor mu?

Tabi ki bu caydırıcı eğitim programları gençlerin topluma yeniden kazandırılmasında sonuç veriyor. Fakat bunlar daha da zenginleştirilebilir. İstatistiklere göre suç işleyen gençlerin yüzde 80’i en çok 2 ya da 3 kez bagetel yani hafif suç işlemiş gençlerdir. Geriye kalan yüzde 20’lik kesim ise sık sık suç işleyen gençlerdir.
 
Bildiğiniz gibi Kürdistan‘daki kirli savaştan kaçarak buraya iltica etmiş Kürt aileler var. Bu aileler doğal olarak psikolojik sorunlar da yaşadı...
Evet doğrudur. Özellikle son yıllarda Irak‘dan, Suriye‘den gelen gençlerin sonra o sıcak savaş döneminde Türkiye‘den gelen gençlerin, çocukların büyük bir kısmı travma yaşamıştır. Düşünün çocuk bir savaşın içinden geliyor. Orada hep hayati tehlike yaşamış yani ne zaman öleceğim korkusu ile yaşamış.  Bu tramva sunucu çocuklarda ve gençlerde bir sürü psikolojik tahribat oluşmuş. Bu çocuklarda güvensizlik, korku, konsantrasyon bozukluğu, agresiflik ve hareket bozukluğu, depresyon görülebiliniyor. Kimi çucuklarda bu belirtiler çok sonradan ortaya çıkıyor. Bu çocukların muhakkak psikolojik terapi görmeleri gerekiyor. Ailelerin bu çocuklara daha hassas ve dikkatli davranmaları gerekiyor. 
 
Gençler modern bir asimilasyonla karşı karşıya olduğunu söyleyebilir miyiz?

Tabi ki. Sonuçta Kürt gençleri azınlık. Bütün toplumlarda böyledir. Çoğunluğun azınlık üzerinde bir etkisi vardır. Siz ne kadar çocuğunuzla Kürtçe konuşsanız konuşun, o çocuk okulda Almanca eğitim gördüğü için zamanla Almanca dili Kürtçeyi bastıracaktır. Buna bir de İngilizce, Fransızca, İspanyolca vs. eklenecektir. Dolayısı ile anadil minimum durumda kalacaktır. Modern toplumun olumlu yönlerini alalım, aynı zamanda kendi kültürmüzün olumlu yanlarını da yaşatalım. Mesela insani ilişkilerimiz, politik duruşlarımız önemlidir. Ayrıca Kürt gençlerinin kendi ulusal mücadelesine sahip çıkmasıda önemlidir. Her eğitimli genç ulusal mücadelesine karşı hassastır.
 
Ailelere, gençlere önerileriniz nelerdir? Ne yapmalılar? Aileler ve gençler nelere dikkat etmeliler?

Aileler eğitime çok önem vermeliler. Çünkü, modern toplumun getirdiği birçok avantajın yanı sıra dezavantajları da var. Dezavantajları şu: Özgür bir toplum olduğu için senin kendi kendini kontrol etmen lazım. Birde ailenin seni kontrol etmesi lazım. Ama biz Kürtlerin köylerde kollektif bir yaşamı olduğundan sosyal kontrol vardı. Modern toplumlarda bireysel özgürlükler var. İşte bizim Kürt gençlerinde bu sınırı tanıma olayı yok. Bu nedenle ailenin ve gencin kendi kendini denetlemesi lazım. Boş zamanlarını kumar yerlerinde geçiren gençler de var. Diğer yandan eğitimsel aktivitelere, derneklere, kültür ve spor merkezlerine giderek zamanını geçiren gençlerde var. Aileler çocuklarının boş zamanlarını iyi değerlendirmelidir.
“Geleceğimiz gençlerimizdir” diyoruz. Anne babalar çocuklarına pozitif örnek olmalıdır. Sorunları otoriter yöntemlerle değil, diyalog yoluyla çözmeliler. Çocuklara saygı, sevgi göstermeliler. Saygı görmeyen çocuk saygılı olamaz, sevgi görmeyen çocuk sevgiyi bilmez. Şiddete maruz kalan çocuk şiddet uygular. Kürt gençleri azınlıkta oldukları için kendi benlikleri ve kişiliklerinin gelişmesi gerekiyor. Gençler kendi  Kürt kimliklerine sahip çıkmalılar. Bu sahiplenmede çekinmemeliler. Bunu yaparken diğer kimliklere ve kültürlere de açık ve saygılı olmalılar. Kendi kimliğini kazanmayan genç başka kimliklere de açık olmaz. Gençlerimiz ulusal köklerini iyi kavramalıdır. Ancak bu şekilde güçlü kişilik sahibi olurlar. Etnik kimlik bilincini gençlerimize vermemiz lazım. Hem ailelelerimiz hem de gençlerimiz  bu konuda çekinmemeli cesur olmalılar.

Eğitim sisteminde yetersizlik var

İstatistikler üniversite okuyan gençler arasında göçmenlerin oranını düşük olarak gösteriyor. Bu oran neden düşük? Sorun nereden kaynaklanıyor?

Bunun birçok etkeni var. Kürt ailelerin ve gençlerinin eksikleri de var. Alman devletinin ve eğitim sisteminin yetersizlikleri de var. Önce Kürt ailelerine bakalım. Bir ara danışmanlık da yaptım. Veliler bana okuldan gelen mektupları getiriyordu. Tercüme ediyorum, anne babaya “Okulda toplantı var. Sizi toplantıya çağırıyorlar” diyordum. “Ya benim ne işim var toplantıda, nasıl olsa anlamıyorum” diyorlardı. Eğitime değer verme olayı yok. Diğer yandan aile içinde ve yakın çevrede kariyer yapmış, üniversite okuyan genç varsa hep iyi örnek alınır. İşte o zaman da sistemin eğitimi devreye giriyor. Bu sistem okumamış toplumu kaldıramaz. Eğitimsiz birey istenmiyor. Modern sistemler için eğitimsiz birey ve toplum beladır. Gelecekte de sorun olacaktır. Bu nedenle devlet boş bırakmıyor. Anne, babaya, aileye bırakmıyor. Tabi ki devletin bunu ne kadar başardığı da ayrı bir tartışma konusudur. Fakat her şeye rağmen üniversite okuyan yabancı gençlerin sayısında azda olsa bir artış var. Çünkü kalifiye eleman ihtiyacı gün geçtikçe artıyor. 5-10 yıl sonra Almanya’da büyük oranda kalifiye eleman sıkıntısı yaşanacağı şimdiden söyleniyor.

Bu arada bir de yüksek kariyeri hedeflemeyen, eğitimini tamamlamayan bir genç kesim var. Bu kesim daha çok hangi alana yöneliyor?

Almanya’da iyi bir eğitim ve meslek eğitimin olmadığında, iş bulma imkanınız oldukça zor. İyi bir eğitim görmeyen gençler daha çok ucuz iş sektörü dediğimiz işlerde çalıştırılarak sömürülüyorlar. Çok düşük saat ücretleri ile emeklerinin karşılığını alamıyorlar. Bunun dışında diğer bir kesim de suç işlemeye yöneliyor. Uyuşturucu, gasp, hırsızlık vs. gibi kötü işlerle hayatlarını devam ettirmeye çalışıyorlar.

Peki Alman devleti ve eğitim sisteminin yetersizliklerinden bahsettiniz, nedir bu yetersizlikler?

Alman devletinin hataları şu; şimdiye kadar eğitim sistemini kendi insanlarına göre oluşturmuşlar. Çocukların eğitimiyle yalnız okul ilgilenmiyor. Sistem eğitimi okul ve ailenin ortak bir projesi olarak görüyor. İşte bu beklentileri eğitim bilinci düşük yabancı ve yerli aileler yerine getiremiyorlar. Dolayısı ile yabancılar sisteme entegre olamıyorlar. Bu nedenle Alman eğitim sistemi bu konuda kendisini açması lazım. Mesela anadil eğitimini vermesi lazım. Çocuk kendi anadilinin önemli olduğunu kavrayarak kendi kimliğini bilince çıkaracaktır.
 


MURAT MANG/BIELEFELD


742


YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazı Boyutu:12 14 16 18