Unutulmaz bir Yılmaz

izgorenhicri@gmail.com | 14 Eylül 2017 Perşembe

A. HİCRİ İZGÖREN

Oyuncu, yazar, senarist ve yönetmen... O zamana kadar sinemada konu edilmemiş gerçek yaşamı bütün samimiyeti ve çıplaklığıyla yüzümüze çarpan bir sinemacı.

Canlandırdığı karekterler, işlediği konular içinden çıktığı halkın kendisidir. Bu yüzden halkın gözünde bir kahramandır. Öyle ki; 60'lar ve 70'lerde doğan çoğu Yılmaz''in isim babasıdır.

Evet. Anladınız tabi. Yılmaz Güney'den söz ediyorum. Onu tam 33 yıl önce böyle bir Eylül ayında kaybettik.

Sinemanın usta ismi Yılmaz Güney 33’ncü ölüm yıldönümünde de çeşitli etkinliklerle anılıyor. Yaşasaydı 80 yaşında olacaktı.

Nevi şahsına münhasır bu çok yönlü sanatçı hakkında gerek sanatı gerekse kişiliği, duruşu ve mücadelesi hakkında çok konuşuldu, çok şey yazıldı. Yazılmaya devam edecek. Ne yazılırsa yazılsın, karşıtlarının bile kendisini gözardı edemeyeceği bir sanatçıdır O. Hangi kaynağa başvurursak vuralım bu değişmez bir gerçektir. Yazdıklarıyla, kamerasıyla ve mücadelesiyle gerçek bir halk sanatçısıydı. "Kürt asıllı, topraksız bir köylü ailenin iki çocuğundan biriyim" diye özetlediği yaşamı zorluklarla, hapislerle, sürgünlerle geçti.

Daha 9 yaşındayken çalışmaya başladı. Pamuk işçiliği çobanlık, simitçilik ve kuryeliğe kadar birçok işte çalıştı. Sanata merakı da erken yaşlardadır. Daha 18 yaşındayken yazdığı "3 Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemleri" adlı öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle takibata uğradı ve hakkında dava açıldı. Bu süreçler devam etti. Bundan sonra hayatının nasıl bir yön aldığını Yılmaz Güney şöyle ifade ediyor: "Önümdeki tek yol, kendimi hayatın okulunda, hayatın kabul ettiği ve dayattığı öğretmenler aracılığı ile eğitmekti. Öyle yaptım... Kitaplar, sinema, iş, cezaevi, acımasızlık, hayatın katı kuralları, toplumsal baskılar, kahpelikler, yiğitler... Karşılaştığım zorlukları yenmek için direnmek ve kararlılık... Öğretmenlerimden biri zor'dur..."

Gerçekten de 'zor'dan dersler çıkardı ve zor olan birçok şeyi  başardı.

12 Mart darbesi döneminde"devrimcilere yardım ve yataklık yaptığı" gerekçesiyle 10 yıl ağır hapis ve sürgün cezası aldı. Hapis boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini geliştirdi; şiir ve öykülerini o dönemde çıkarmaya başladığı Güney dergisinde yayınladı.

Endişe adlı filmi çekerken Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu'yu tabancayla vurarak öldürmekten tutuklandı. 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Cezaevinde sinemayı elden bırakmadı. Senaryosunu yazdığı "Sürü", Zeki Ökten tarafından; yurt içi ve yurt dışında büyük ilgi gören "Yol" ise Şerif Gören tarafından filme çekildi. "Yol" filmi daha sonra 1982 yılında düzenlenen Cannes Film Festivali'nde "Altın Palmiye" ödülünü kazandı.

12 yılı cezaevlerinde geçti. 1981 Ekim'inde izinli olarak çıktığı Isparta Yarı-açık Cezaevi'ne bir daha dönmeyerek geri kalan yaşamını yurtdışında sürdürdü.

Fransa'da geçirdiği süre zarfında bir hapishanede yaşananları anlattığı senaryosunu yazıp yönettiği "Duvar" filmini çekti.

Çoğaltmak mümkün. Sanat yaşamına ilişkin kaynaklar şu rakamları veriyor: 104 filmde başrol oynadı. 24 filmi kendi yönetti. 50 filmin senaryosunu yazdı, 6 filmin senaryosuna yardım etti. Tüm bunları topladığımız zaman Yılmaz Güney'in emeği geçtiği 111 film var. Güney, Türkiye sinemasına 1958-1983 yılları arasında, yani çeyrek yüzyıl boyunca, katkıda bulundu. Abartısız, doğal, yalın oyunculuk ve yönetmen anlayışı sayesinde sinemaya yeni bir soluk getirdi.

Onu anlatmak sayfalara sığmaz. Sanatı ve kişiliğiyle ilham olmaya devam ediyor. Son günlerinde yaptığı konuşmadaki şu cümleler inancın ve umudun manifestosu gibidir; "Dost ve düşman herkes bilsin ki, kazanacağız. Mutlaka kazanacağız..."

Anısına saygıyla.



553
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: