Meleklerin kanatları

15 Temmuz 2017 Cumartesi

NURETTİN DEMİRTAŞ


1-ÖZGÜR RUH

Asrın davasının/davamızın sloganını „özgürlük kazanacak“ şeklinde belirleyen Önder APO, 1986 yılında Bulgaristan’ı gördükten sonra reel sosyalizmi daha derinden sorgulamaya başlamış „İnsana nefes aldırmayan bir sistem sosyalizm olamaz“ demiştir. Sosyalizm insana hem nefes aldırmalı hem de kanat çırpmasına yetecek ortamı sağlamalıydı…

O gün bugündür tüm çabası insana yaraşır bir toplumsal sistem için olmuştur. Hücre koşullarında sergilediği özgür duruş, ulaştığı sosyalizm anlayışı sayesindedir. 

İmralı Ada’sında 18 yıl boyunca dar bir hücrede kanat çırpmayı başarmak sosyalizmin öncelikle zihniyette inşa edilebileceğinin en anlamlı kanıtı olmuştur. 

Özgür zihniyet özgür yaşam anlayışını beraberinde getirmiştir. Bu nedenle temsil ettiği kişilik ÖZGÜR RUH olarak adlandırılmıştır.


2- ÖZGÜRLÜK İŞKENCESİ!

Söz ve pratiklerimiz arasındaki fark, zihniyet sorununa işaret etmektedir. Soykırım rejiminin ezdiği, bastırdığı, silikleştirdiği kişilik zihniyet sorununu en derinden yaşayan kişiliktir. İradesizdir.

İrade, seçenekler oluşturma ve tercih yapabilme yetisidir. İradesiz kişilik tercihte bulunmak yerine önüne hazır bir yol, bir reçete, bir tercih konulmasını ister. Böyleleri için özgürlük bir işkencedir. Tercihler ne kadar çoksa işkence o kadar uzun sürer! 


3- ÖZGÜRLÜK YANILSAMASI

Tercih yapmakla özgür olunmuyor sadece özgürlük yolunda bir adım atılarak, irade gösterilerek mücadele veriliyor. Fakat tercihte bulunmayı özgürlük yerine koyunca insan gerçekten özgür olduğunu düşünebilir ve o andan itibaren kendi kurgularının tutsağı haline gelebilir.

Özgür olduğunu düşünürken kendi yanılgılarının tutsağı haline gelmek pazardan satın alınan balığın karnından inci çıkacağını hayal etmeye benziyor. Her seferinde yaşanan hüsrana rağmen depresif bir alışkanlıkla pazardan balık almaya devam edilirken buna son veren bir dış etkene şiddetle ihtiyaç vardır.


4- TUTSAKLAŞTIRAN BAĞLILIK

Işık saçan herhangi aydınlatıcı bir kaynak veya nefes aldıran geniş bir hava ortamı özgürlüğün kaynağı olabilir. Işık ve hava sayesinde kanat çırpacak ortam oluşturulabilir. Fakat sürekli olarak kaynağa “dışsal” bağlılık halinde kalmak “tutsaklaştıran özgürlüğe” götürür. E. Fromm’un fanatizm için yaptığı tarifle söylersek özde bütünleşmeyenin “inancı, yanan buz dağına benzer!”

Hangi istasyonda ineceği belli olmayan geçici yol arkadaşlıklarının bir nedeni de bu anlayıştır. Işığın kendisi olabilmek mümkün değil midir? Kanat çırparak hava yaratılamaz mı?


5- YANAN KELEBEĞİN HAKİKATİ

Hikâyedeki son kelebek ateşin hakikatini anlamak için ateşin içine dalmış ve yanıp yok olmuştur.

Kelebek yanıp yok olmuşken ateşin hakikatini düşünebilecek fırsata sahip olmamıştır ama biz o kelebeğin hakikatini belki anlayabiliriz. 

Kelebek yanıp yok oldu: Ateşin hakikatini anlamak adına ateşle bir oldu ama ateşle bir olduğu an yok olduğu andı; hakikatin ne olduğunu tarif etmek ona değil izleyicilere kaldı!  


6- VARLIK VE YOKLUK ARASINDAKİ 

HATTA ÖZGÜRLÜĞÜ ARAMAK

Özgürlük arayışı olmayanların varlık-yokluk sorunu yoktur: Hiç olmamış, olmayacaklar için bu tartışma anlamsızdır. Oysa varlığımızın ispatı için ne çok bedel verdik! Utanılası bir durum olarak tanımladı Önderlik: Kendi varlığımızı tartışmıştık, Kürt halkı var mıydı yok muydu diye… Varlık, sadece bir kimlik tanımına indirgenemeyecek kadar kapsamlı bir felsefe ve bilinç işidir; politika olmadan da çözülemeyecek kadar köklü bir irade sorunudur.

Varız işte, adımız Kürt! Mesele bitti mi? Kürt, Türk, Çerkez, Ermeni, Alevi, Êzidî, Kadın, Genç... 

Sanki asıl mesele varlıkta değil yokluk sınırında ortaya çıkıyor. Varız ama hangi bilinçle, hangi bedenle varız? Varız ama nasıl bir varlığa sahibiz? 

Yok olmanın sınırına varılmadan bu sorulara hakiki yanıtlar verilemez. Yok olmanın sınırında uçurumdan atlama cesareti gösterebilmek her koşulda övülecek bir durum değildir. Yokluğa uçmak hiçliğe uçmak gibidir. Son kelebeği yargılarken varlık-yokluk sınırını hatırlamış oluyoruz.

Uçmayı bilmeyeceksek, kanatlanmayacaksak uçurumun kıyısına varmaya nasıl cesaret edebiliriz? Yokluk uçurumundan düşeceğini bile bile oraya gitmek intihardır. Buradaki bilinç form kazanmamış, en ilkel duygularla şekillenmiştir. Dehşete yol açan cinnet hali de diyebiliriz.

Uçurum kıyısında kanatlanmanın mümkün olduğunu bilip de ona göre yaklaşmak ise yüksek bir bilinçtir. Form kazanmıştır, yani kanatları vardır! Bundan sonrasında özgürlüğe kanat çırpılabilir…


7- ÖZGÜRLÜK 14 TEMMUZ’DA KAZANDI 

Uyanan özgürlük bilincini 12 Eylül faşizmi zindanda yok etmek istemiş ama buna karşı 14 Temmuz direniş ruhuyla zafer kazanılmıştı. Böylece özgürlük kendi tanımını da o gün netleştirdi: Özgürlük kanat çırpmayı bilmektir! Meleklerin hep kanatlı olarak tasvir edilmesindeki sır da buradan ileri gelmektedir. 

Bir tasvir yöntemi olarak 14 Temmuz’un filminin yapılması tarihi bir sorumluluğun gereğiydi ve başarılı bir yapıt olduğu için öncelikle emeği geçen herkesi kutlamayı gerektirmektedir. 

14 Temmuz filminin sonunda direniş önderlerinin tabutta değil halkın önünde yürürken gösterilmesi kazanan özgürlüğün ölümsüzlük getirdiğini ve kanatlanmanın ne demek olduğunu göstermesi bakımından çok isabetli olmuş; gözleri dolduran ama gururlandıran en duygulu sahnelerden birini oluşturmuştur. 

Semavi tüm dinlerde melek anlayışı vardır ve genellikle kanatlı tasvir edilirler ki gökyüzü ile yeryüzü arasında “elçi” olma sıfatlarına uygundur. Bir davanın elçisi olanların kanatları olmalıdır. Yokluk sınırına doğru varlığı onurlandırma bilinciyle yürürken kanatlarımıza güvenebiliriz. 

14 Temmuz direnişi göstermiştir ki, varlığı onurlandırmak onu tüm ağırlıklarından kurtarmakla olur. 

Ağırlıklardan yokluk sınırında kurtulabilir ve kanatlanmak için gerekli havaya kavuşabiliriz. İşte sosyalizm bu havayı oluşturur, kanatlanmaya yetecek havadır bu…

Kırık kanadımızı onarmak için ise aslında yardıma ihtiyacımız yoktur. Klişe haline getirilmiş olsa da samimi, derinlikli ve hakiki yönünden bakarak ifade edersek, kendimiz olmayı başardığımızda tüm yaralarımızı sarabiliriz! 



1871
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: