Naziler ve Artı TV

akahraman61@hotmail.com | 21 Mart 2017 Salı

AHMET KAHRAMAN

Adolf Hitler liderliğindeki Naziler, 1933’de seçimle iktidarı ele geçirince, yangına verdikleri parlamento (Reichstag) binasını bahane edip sivil bir darbeyle bütün kurumlar teslim alınmış, ardından "terör devleti" çarkını yürürlüğe koymuştu.

AKP ise ordunun darbe hazırlıklarını, 15 Temmuz 2016 tarihinde, karşı atak ile bastırmış, bunun üstüne sivil darbe yönetimini inşa etmişti.

Bu durumda, kullanılan yöntemde, Nazilerle aynılaşıyordu.

Naziler, ülkelerini işgal ederken, başlıca düşman hedef Yahudilerdi. Türklerin, hedef kitlesi ise Kürtlerdi.

Terörün saldırı dalgaları da, tıpkıydı. Sadece, Yahudilerin dağları, şehirleri, köyleri, başka bir deyişle kendilerine ait ana yurtları olmadığı için, taarruzda şehirler, kaza, kasaba, yazı-yaban muhasara altına alınıp tank, top, uçaklarla bombalanmıyordu.

Naziler ev, iş yeri taarruzlarında panzerlere binili SS kıtalarını öne sürüyordu. Türkler, zırhlı araç içinde, “özel harekatçı" polis ile askerileri öne sürüyordu.

Baskınlarda sağ olarak ele geçirilen Kürtler, “yandaş" seyircinin takdir eden alkışları arasında, sürüklenerek toplama kamplarına götürülüyorlardı. Yine Türk-İslam adaleti gereğince, tıpkı Naziler benzeri olarak sorguya, mahkemeye çıkarılmadan önce vatan haini ilan ediliyorlardı. Bu ilanat daha sonra mahkeme kararı olarak tescil ediliyordu. 

Hitler, ünü yaygın kişilerin vatan hainliğini, önce meydanlarda açıklıyordu. Nazi kalemler de, söylediklerini mahkeme iddianamesi olacak biçimde perçinliyorlardı.

Türk-İslamcılar, onların kopyasıydı.  

Naziler kendi ülkelerinin işgalcileriydi. Onlara yandaş olmayanlar için, hayat cehennemdi. O nedenle, fırsatını bulan yazarlar, sanatçı ve bilim insanları, ülkeden kaçarak yer yüzüne dağılıyorlardı.

Bunlar, vardıkları yerlerde, ilk imkanla Nazi sefilliğine karşı mücadele bayrağı açtılar. Tek bildikleri savaşım yolu olarak kitaplar yazıp dergi, gazeteler yayımladılar. Radyo yayınlarıyla esir alınmış ülkelerinin sesi oldular.

Daha sonra, Hitler rejiminin işgaline uğrayan ülkelerin aydınları da onlara katılınca güç oldular.

Bir zamanlar, Osmanlı despotizmine karşı da, benzer yöntem izlenmiş, Jön Türkler, yurt dışında bastıkları gazeteleri gizli yollardan İstanbul’a sokmaya çalışmışlardı.

Kürdistan’ın bağımsızlığı için mücadele edenlerin ilk gazetesi de, Kahire’de basılmıştı. Anlayacağınız sürgün, mücadele edenler için, her zaman savaş cephesiydi.

12 Mart ve 12 Eylül askeri darbelerinden sonra yurt dışına çıkan Türkler de, Avrupa’da gazete ve dergi yayımlama girişimlerinde bulundular. Ancak yayında uzun ömürlü olamadılar.

Sürgündeki Kürtler ise başarılarını katlamayı başardılar. Çünkü Kürtler, yasak çemberinde esir gibi sesi kısık, kimsesi olmayan, dolayısıyla kimseye hasret yaralı bir halktı.

Onlara dönük yayınlar, “hewar" sesiydi. Sahip çıktılar. Destek verdiler. Y.Özgür Politika gazetesi yazılı-basılı yayınlardan biridir. Sayısız sayıda internet gazeteleri, bir kaç tane de televizyonları var, bugün.

Celal Başlangıç ve Fehim Işık yönetimindeki Artı TV, sürgün Türkiyeli aydınlarının ilk ciddi yayın girişimi. Kısa sürede, yayına geçmesi bile büyük bir başarı.

Geçtiğimiz hafta Cuma günü, Köln’de yayına açılışı vardı, Artı TV’nin.

 İşgalcilerin zulmüne uğramış, işi mesleğinden edilmiş, hapishane duvarlarıyla tehdit edilmiş gazeteciler, yazar ve bilim insanları galerisiydi, açılışın yapıldığı salon.  

Bu kadroyla bir değil, bir kaç televizyonun beyinsel alt yapısı kurulur.

Haber sıkıntıları da yok, olamaz. Gözler önünde, ama üstü örtülen haberleri ekrana getirip, katillerin yüzüne kamera tutsalar al sana haberin alası…

Kürdistan yangın ve yıkım alanı. İnsanlar diri diri yakılıyor. Az gelişmiş Rambo, 75 yaşındaki ihtiyara işkence ile Türk mertliği gösterisi yapıyor.

Hitler, rejimi de işgal topraklarını parsel parsel kapatıp vur ha vur yapıyordu.

Hitler’in toplama kamplarında, her kişiye yatacak bir yer düşüyordu. Türk tipi zindanda üç kişiye bir yatak…

Artı TV için, al sana haber malzemesi!..

Çağımızda, bir Türk Cumhurbaşkanı ile Bakanları ağızlarını doldura doldura “öldürdük" diyerek, canına kıydıkları insanların sayısıyla övünüyorlardı.

Bunca hırsızlık, yolsuzluk, soygun varken, bir zamanlar Pazar yeri artıklarını toplayan adamın avanesiyle birlikte halkın parasıyla donatılmış görkemli sofralarda yiyip içerken, tabanı delik ayakkabı ile gelen görgüsüzün makam uçağından inip helikoptere, oradan inip son sistem Mercedese kurulurken, örtülü ödenekten buharlaşan milyon dolarların nereye gittiği bilinmezken hangi haber kıtlığı?.

Kişi başına düşen ulusal gelir 25 bin dolar olan Hollanda’da tek bir makam uçağı yokken, birey başına ortalama yıllık gelirin iki bin dolar dolayında olduğu İslam maskeli Nazizmde, bir düzine uçak, beş makam helikopteri!..

Böyle bir yerde haber kıtlığı çekilir mi?

Artı TV’ye başarılar diliyorum.



1613
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: