Sinemacının ahlaki duruşu ve ekmek parası meselesi

ilhamadarbakur@gmail.com | 02 Haziran 2017 Cuma

İLHAM ADAR BAKIR


Kısa adı "BİS" olan Barış İçin Sinemacılar Girişimi" beş altı ay kadar önce haklarında soruşturma başlatılan "Barış İçin Akademisyenler Girişimi"ine destek verdiği için savcılık tarafından haklarında soruşturma açılan sinemacılardan oluşuyor. Bir gurup akademisyen "Bu suça ortak olmayacağız" mottosuyla savaş karşıtı bir bildiri yayımlamışlardı. Bu bildiride özet olarak Sur, Cizre, Nusaybin, Şırnak vb yerlerde uygulanan sokağa çıkma yasakları, yaşanan ölümler, hak ihlallerine kamuoyunun dikkati çekiliyor, savaş suçu işlendiği belirtiyor ve bu ülkenin bir vatandaşı, bir akademisyeni, bir entelektüeli olarak kendi devletlerinin işlediği suça ortak olmayacaklarını dile getiriyorlardı. 

Yaptıkları bir entelektüel tavır almaydı, duruş sergilemekti. Bu bildiri karşısında yapılabilecek en fazla şey böyle düşünmeyen akademisyenlerin bir karşı bildiri yayımlaması olabilecekken bu bildiriden sonra akademisyenlerin başına gelmeyen kalmadı. İşten atılmalar, gözaltılar, tutuklamalar, linçler, teşhir etme ve hedef göstermeler. Bir grup sinemacı da bu akademisyenlere destek olmak için bir bildiri yayımladı ve savcılık onlar hakkında da soruşturma başlattı. Ancak henüz bundan dolayı ifade vermeye çağrılan kimse yok. Belli ki akademisyenler üzerinde uyguladıkları baskı karşısında geniş bir kamuoyu oluşmuş olması hükümeti kaygılandırmış sinemacılar için de böyle bir kamuoyu oluşabileceği kaygısıyla sadece soruşturma başlatılmış ve beklemeye alınmış olmalı. Maksat sadece korkutmak ve geri adım attırmak. Ancak imzacı sinemacılar bunun üzerine bir araya gelen bir yapı oluşturdular, bir dayanışma ağı ve bir mail gurubu kurdular. Bu mail gurubunda toplumsal duyarlılık gerektiren pek çok konuda tartışma yürütüldüğü, dayanışma çağrıları yapıldığı gibi sinema ve sinemacıların yaşadığı konularda da çeşitli tartışmalar yürütülüyor. 

Bu tartışmaların sonuncusu bir televizyon kanalında yayımlanan bir dizinin setinde çalışan sinemacıların, set koşullarının ağırlığı ve emeklerinin karşılığını alamamaları nedeniyle yaptıkları boykot çağrısı ve bu boykota destek çağrısıydı. Bu çağrıya karşı kimi sinemacılar, böyle bir dizide çalışıyor olmanın ahlaki olarak sorgulayan yazılar yazdılar. Karşı bir itiraz ve duruş olarak ise insanların ekmek parası için bu setlerde çalıştığı ve dolayısıyla bu setlerde çalışmanın ahlaki olarak sorgulanamayacağı ve dayanışma gösterilmesi gerektiğine dair tartışmalar yürütüldü. Neydi bu dizi ve benzeri dizilerde çalışmayı ahlaki olarak sorgulayan tartışmalar açan şey: Televizyon kanallarında eş zamanlı olarak başlayan üç dizi filimde "barış için akademisyenler girişiminin" bildirilerine konu ettikleri Sur, Cizre, Nusaybin, Şırnak vb. yerlerde yaşanan çatışmalar anlatılıyordu. Tabi son derece devletçi bir tarzda, devletin tüm baskı politikalarını, ağır insan hakları ihlallerini aklayan, yine son derece milliyetçi, şoven, ötekileştiren ve aşağılayan bir tavra sahip bir dil söz konusu olan bu filmlerde. Bu bölgelerdeki halka yaşatılan vahşet ve travmaları yeniden üreten bir dil. Savaşı kutsayan bir dil. 

Şimdi akademisyenler bu savaşın kendisini eleştirmişken, ortada işlenen ağır savaş suçları olduğu tespitini yapmış ve "bu suça ortak olmayacağız" diye bir bildiri yayımlamışken, bu bildiriye destek olmak için bildiri yayımlayan sinemacıların "bu suçların aklandığı" filmlerin setlerinde çalışmasını ahlaki olarak sorgulamaması, bunu ekmek parası kazanmak olarak ifade etmeleri derin bir çelişki değil midir? "Silah fabrikasında çalışan işçiler, destek isterlerse onlara destek olmayalım mı" ya varan bir tartışmayla bu setlerde çalışanların, üretilen bu suça ortaklığını görmezden gelerek bir işçi hakları mücadelesi olarak adlandırmak "işçi hakları mücadelesi"nin kendisini anlamamaktır. 

Silah fabrikasında çalışan işçiler de dahil olmak üzere bu ülkede bütün işçilerin ağır çalışma koşullarından, emeklerinin karşılığını alamamasına, tüm dini, etnik, kültürel, cinsel kimliklerin haklarının gaspını kolaylaştıran koşullar savaş mekanizması ve savaş ortamının sağladığı psikolojik ortam ve buradan üretilen moral değerlerle sürdürülebilmektedir. Yani savaş karşıtı olmadan, savaşı yeniden üreten ve meşrulaştıran tüm mekanizmalarla ahlaki bir sorgulama gerçekleştirmeden işçi hakları savunucusu veya demokrat olabilmek mümkün değildir.



534
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: