Beni yollara düşüren direngenliğim

Yaşadığı onca zulme rağmen dimdik ayakta Sultan ana. Faşistler tarafından ölümcül darbelere maruz kaldı. Yanı başında iki çocuğu devlet tarafından katledildi. Tüm bu zorbalıklara rağmen tek bir adım geri atmadı. Yaşadığı acıların, gördüğü zulmün ona geri attırması bir yana aksine daha da biledi.

15 Kasım 2017 Çarşamba | Kadın

MEHMET ZAHİT EKİNCİ


Nerede eylem varsa Sultan ana mutlaka oradadır. Yaşı 70 belki, ama mücadeleye olan inanç ve azmi hep diri. Peki onu böyle güçlü kılan ne? Hayat hikayesi acılar ve mücadeleyle örülü olan Sultan Oğraş, son 5 senedir mülteci bir hayat yaşamak zorunda bırakılmış. Sürgünde de olsa bildiği doğrulardan asla taviz vermemiş.


Ara istasyonlarda geçen bir ömür

“Devlet memuru bir baba ve ev kadını bir annenin çocuğu olarak Nusaybin-Şenyurt arasında birkaç haneden oluşan bir köyde dünyaya gözlerimi açmışım. Süryani ve Mihelmi dili konuşuyordu ailem. Babam demiryollarında çalıştığı için çocukluğumda göçebe bir hayat yaşamak zorunda kaldım. 18 yaşına kadar Şenyurt, Ceylanpınar, Sivas, Erzurum, Erzincan, Diyarbakır ve en son Nusaybin’de yaşadık. Erzurum küçüklüğümün en soğuk şehri olarak kaldı. Kardeşlerimle beraber çok soğuk kışlar geçirince babam tayinini Diyarbakır’a çıkardı. Kalabalık bir nüfusa sahip olduğumuz için kimse bize ev vermek istemiyordu. Buradan da doğduğum topraklara, Nusaybin’e taşındık” diye anlatıyor Sultan ana.


Geçmişe dair anılar

Çocukluğuna ve gençliğine ait anılar onu geçmişe götürüyor. Otobüsün camlarından geçmişine ait anılar arıyor sanki. Sözü Sultan anaya bırakıyoruz: “18 yaşına geldiğimde amcamın oğluyla evlendim. O dönemler öğretmenlik okuyordu, sol düşüncelerden etkilenmişti. Gerek bana gerekse çocuklarıma karşı her zaman müşfik bir insan oldu. Hep aydınlanmamızı isterdi. Zorla elimden tutup beni sinemaya götürürdü mesela. Babam da bize karşı çok iyiydi. Hiçbir zaman özel hayatımıza karışmaz, hep okumamızı isterdi. Kardeşlerimin hepsi okumasına rağmen ben ancak ilkokulu bitirebildim. Bugünkü aklım olsaydı tabii ki okurdum. 


Kürtçe öğrendi

Eşimin ilk tayin yeri Nusaybin’in köyleriydi. Burada iki çocuğumuz oldu. Tabii bu arada tek kelime Kürtçe bilmiyordum. Köylülerle çok iyi diyaloglarımız vardı. Onların sayesinde Kürtçe öğrenmeye başladım. Daha sonra eşimin tayini İdil’e (Hezex) çıktı. O esnada kızım Sibel’e hamileydim. Buradan da Nusaybin’e taşındık. Toplam 7 çocuğumuz oldu. 


İki evlat: Sibel ve Serdar



Kürt yurtseverliğinin doruklarda olduğu yıllardı. Tabii çocuklarım da yurtseverlikle tanıştı. Özellikle oğlum Serdar ve Sibel zamanlarının çoğunu özgürlük mücadelesine adamıştı. Serdar o esnada Edirne’de üniversite okuyordu. Çoğu kez Nusaybin’e geldiğinde haberimiz bile olmuyordu. Gençlik yapılanması içerisinde yer alıyormuş meğer. Nusaybin’de olduğu esnada bir çatışma çıkmış ve iki asker öldürülmüştü. Bu askerlerin silahları da kayıptı. Serdar bu davadan dolayı aranıyordu. Bir ihbar sonucu Ceylanpınar’da bir evde yakalanmıştı. Yakaladıktan sonra ev araması için  eve getirmişlerdi. O esnada avludaydı ama O’nu bize göstermiyorlardı. Tüm çabalarımıza rağmen göremedik. 


Babasının gözleri önünde infaz edildi

Eşim o esnada atletle kapıyı açmıştı.”Devletin parasıyla terörist yetiştiriyorsun”diyerek, daha ordayken ona işkence yaptılar. Atletini yırttılar ve Serdar’ımla beraber onu götürdüler. Bir sokak ötesinde Serdar’ı elleri bağlı bir şekilde duvara dayayıp, babasının gözleri önünde 8 kurşun sıkmışlar. Serdar yere düştükten sonra da bir polis ‘bu şerefsiz daha yaşıyor’ diyerek bir kurşun da kafasına sıkmış. Serdar’ın kanı iki gün yerde kurumamış. Cenazesini de bize vermediler, gizlice bir yere gömdüler.  


‘Oğlumu devlet öldürdü!’

Bu esnada eşimden de 40 gün boyunca haber almadık. Serdar’ın ölüm haberini alınca hemen hastaneye koştum. Öfkemi ve nefretimi onlara kustum. Hatırlayabildiğim tek şey Kürtçe, Türkçe, Arapça “Oğlumu devlet öldürdü” dediğim. Serdar’ın kanını yüzüme sürdüm, günlerce kendime gelemedim. Bu olaydan sonra eşim Uşak’a sürgün edildi. Orada emekliliğini istedi, bir daha da öğretmenlik yapmadı zaten.”


Son mermisine kadar savaştı



Sesi çatallaşıyor, gözleri doluyor Sultan ananın. Kızı Sibel’le devam ediyor: “Sibel’im ağabeyi katledildiğinde halk eğitim merkezinde biçki dikiş öğretmenliği yapıyordu. O da ağabeyi gibi bütün yaşamını Kürt halkının özgürlüğüne adamıştı. Öğretmenlik yaparken müdür tarafından ‘Kürtçü’ denilerek ihbar edilince işten atıldı. Serdar’ın ölümü, üzerinde büyük bir tesir yaratmıştı. 1997’de bir ihbar sonucu iki arkadaşıyla beraber bir evde sıkıştırıldı. Son mermilerine kadar yiğitçe savaştılar. İki arkadaşıyla birlikte düşmanın eline geçmemek için bombayı kendi bedenlerinde patlatarak şehit düştüler. 


Nihat’ı da rehin alamadılar

Sibel şehit düştüğünde ağabeyi Nihat tutukluydu. On sene yattıktan sonra tahliye oldu. Kısa bir süre sonra ise KCK davasından içeri alındı. Bu davadan da 4 sene yattı. Toplam 15 sene cezaevinde yattıktan sonra Rojava’ya gitti. Şimdi orada görevinin başındadır.


Çocuklarının bayrağını taşıyor 

Yaşanan şehadetler, baskılar, cezaevi ve mahkeme kapılarında geçen acılı yıllar Sultan ananın mücadele azmini bilemiş. Herkes korkup eve kapanacağını düşünürken o, evlatlarından aldığı onur bayrağını yere düşürmemiş. “Çocuklarımın şehadetinden sonra bir anda kendimi bu mücadelenin içerisinde buldum. Yarım kalan işlerini ben tamamlayacaktım. İlerleyen yaşıma rağmen bir gün bile ‘of’ demedim. Siyasi parti, Barış Anneleri ve Tutuklu Aileleri Derneği başta olmak özere birçok kurumda aktif yer aldım. 



Sürgünde de mücadeleye devam 

Zulme boyun eğmediğim için hakkımda onlarca dava açıldı. Bir sefer 7, bir sefer de 4 ay cezaevinde kaldım. Çocuklarım için kullandığım ‘şehit’ ve ‘Kürdistan’ kelimeleri nedeniyle de davalar açıldı. Yargıtay’da 3.5 senelik cezam onanınca yurtdışına çıktım.” 

Sultan ana sürgünde yapılan tüm eylemlerde de yer almayı kendisine vazife edinmiş. İlerleyen yaşına rağmen hiçbir eylemi kaçırmamaya özen gösteriyor. 

“Haziran seçimleri için Brüksel’deki Türk konsolosluğu önünde oy kullanma esnasında faşistlerin bıçaklı saldırısına uğradım. Aldığım ölümcül darbeler sonrasında 5 gün hastanede yatmak zorunda kaldım. Tanımadığım birçok insan telefonla beni arayıp geçmiş olsun dileklerini iletti.


‘Bedeli ne olursa olsun geri adım atmayacağım’

Şunu söyleyeyim oğlum. İyi ki bu mücadeleyi tanımışım. Keşke daha önce tanımış olsaydım. İki evladını bu uğurda vermiş bir anne olarak çocuklarımla her zaman gurur duydum. Kendimi daha direngen hissediyorum. Beni böyle yollara koyan da bu direngenlik ve Başkan Apo’ya olan sevdamdır. Başkan Apo’nun felsefesini herkese taşırmak gerekiyor. Bu düşünceler faşizmin panzehiri olacaktır. Bu bir hakikat yolculuğudur. Bu yolculuk Önderimiz özgür olana kadar, ülkemiz bir statüye kavuşana kadar devam edecektir. Bedeli ne olursa olsun bundan  geri adım atmayacağım.”


‘Gücümü Başkan Apo’dan alıyorum’

9 Ekim’de Strasbourg’dan yola çıkan ve 33 günlük Avrupa turu ardan Strasbourg’a varan “Öcalan Otobüsü” yolcuları arasında da yerini alan Sultan ana son olarak şunları belirtiyor: “Tüm bu direngenliğimi ve inancımı Başkan Apo’nun öğretilerinden alıyorum. Hiç kimse buradaki aldatıcı özgürlüğe aldanmasın. Özgürlük insanın kendi toprağında olur. Onu nerede kaybetmişsen orda arayacaksın. Herkes bunu böyle bilsin ve ona göre tedbirini alsın. Başkan Apo ile mutlaka kazanacağız.”



1248

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA