Ekonomide Türkleştirme atağı

Devletin kamu ihalelerinden dışlanan Kürt işveren sınıfı yerel yönetimlere kayyumlar atanmasıyla belediyelerden de kovulmuş oldu. 2017 ve 2018 yılları Kürt memur ve işçilerin KHK’larla kamudan atılması ve orta ve üst gelir grubu Kürtlerin ise servetlerine el konulduğu büyük bir plan yürütülüyor.

08 Eylül 2017 Cuma | Dizi

ROJ YASİN


AKP’nin Kürdistan’daki ekonomi ilişkileri AKP’nin dönemsel ekonomi savrulmalarıyla paralel bir şekilde yürüyor. 2011 yılına kadar Batı bloğuyla entegrasyonu önemseyen iktidar Kürdistan’daki ekonomik yapıyı bire bir şekillendirmekten çok pastadan nemalanmayı aynı zamanda pastayı da tabana yaymayı amaçlamaktaydı.

Davutoğlu etkisi hissedilmeye başlandığı Panislamizm döneminde ise Kürdistan’daki cemaatler daha çok palazlanmaya başladı. Kamu ihalelerinde özellikle kayırılan ve servet transferleriyle Kürt Siyasal Hareketi’ne rakip olabilecek bir muhalefet yaratılmaya çalışıldı. Milletvekili, İl-İlçe başkanları profilleri de uygun seçildi. 

Müslüman Kardeşler rüyası tutmayıp, Panislamizm gerileme evresine geçince uluslararası arenada vites değiştiren iktidar 2015’in sonlarında bu formül yerine daha milliyetçi söylemler kullanmaya başladı. Bunun izdüşümü olarak da ekonomide kendisine tabi olsa bile Kürt işveren sınıfını bir tehlike olarak görmeye başladı. Bu duyguyu Kürt orta sınıfının 7 Haziran tutumu da perçinledi. Daha önceleri sadece büyük ihalelerde görülen taşıma Türk yüklenici ve işverenler artık küçük ihaleleri de almaya başladılar.


Kürt işverenleri tasfiye ediliyor

Devletin kamu ihalelerinden dışlanan Kürt işveren sınıfı yerel yönetimlere kayyumlar atanmasıyla belediyelerden de kovulmuş oldu. 2017 ve 2018 yılları Kürt memur ve işçilerin KHK’larla kamudan atılması ve orta ve üst gelir grubu Kürtlerin ise servetlerine el konulduğu büyük bir plan yürütülüyor. 

“Terörizmin Finansmanının Önlenmesi hakkında Kanun” gibi sihirli sözcükleri daha sık duymaya başlayacağız. Zaten Amed ve Mardin merkezli yapılan işadamı, müteahhit operasyonları bunun habercisi. 

Basında tıpkı Çiller dönemi öldürülecek işadamı listeleri gibi tutuklanacak işadamları listeleri dolaşıyor. Artık parti tüzüğünde “tek devlet, tek bayrak, tek millet” olan bir yapıdan söz ediyoruz. Bu teklemelere girmeyen/giremeyen bütün yapılar tasfiye ediliyor.

 

1 milyar dolarlık havuz

Kürdistan’da kamunun senelik 1 milyar dolar civarı bir ihale havuzu olduğu biliniyor. Ve iktidar artık bu rantla Kürt burjuva sınıfının palazlanmasını istememektedir. Kürdistan’daki ihaleler AKP’ye yakın Türk şirketlerine, “Biz terörün engellenmesinin bir prototipini ortaya koyuyoruz” diyenlere peşkeş çekiliyor.  AKP’ye yakın Kürt şirketlerine de bu ihalelerin taşeronluğunu yapmak kalıyor. 

Aynı zamanda konvansiyonel medya sahipleri olan onlarca işadamına Kürdistan yer altı ve yerüstü kayakları altın tepside sunulmakta. Cengizler, Cinerler, Limaklar liste oldukça kabarık.


Cengiz Holding

2016 yılında uyduruk bir ihaleyle Mazıdağı’nda 950 bin metrekare fosfat alanı arazinin tek sahibi oldu.


 “Milletin a... koyacağız”  küfürlü şöhretiyle tanınan Mehmet Cengiz’e altın tepside sunulan Mazıdağı Fosfatları hikayesi aslında klasik bir AKP icraatı.

Mazıdağı Fosfat Tesisleri’nin temeli 1974 yılında ETİBANK tarafından atılmıştı. Kuruluş aşaması 14 yıl süren tesiste, sadece 6 yıl hammadde çıkartılmış, ardından kapatılmıştı. Mayıs 2011’de özelleştirilen tesisi, Etibakır ve Park Holding ortaklığı bulunan TMC Enerji Yatırımları Sanayi ve Ticaret AŞ 28 milyon dolar teklifle satın aldı. 

TMC, 2016 yılı sonuna kadar 149 milyon ABD doları yatırım ve bin 50 kişiye istihdam taahhüt etti. TMC’nin 27 Mart 2013’te yapılan genel kurulunda şirketin bütün hisseleri Cengiz Holding’e devredildi. Cengiz Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Cengiz, Mazıdağı fosfat tesislerinin tek sahibi oldu. 

2016 yılında uyduruk bir ihaleyle Mazıdağı’nda 950 bin metrekare fosfat alanı arazi de aynı şirkete verildi.

Bu arazilerle ilgili basında epey şeyler yazıldı, çizildi. İhaleyi düzenleyen ADÜAŞ’ın Genel Müdürü Yavuz Sultan Kansız, ihale komisyonunda “Mazıdağı’ndaki araziler para da etmiyor zaten. İnsanlar orada asgari ücret alıyor, fazla bir şey almıyorlar” diyerek, Kürtleri karın tokluğuna çalıştırdıklarını itiraf ederken “Orada hiç kimse örgüte gitmiyor. Çünkü neden? Orada şu anda 500-600’ün üzerinde insan çalışıyor. Bittiği zaman Mazıdağı Fosfat Tesisleri’nin gübre fabrikaları ile çalışan sayısı bin kişiye çıkacak ve orada aslında terörün nasıl engelleneceğinin de bir prototipini ortaya koyduk” diyerek de milliyetçi duyguları okşayarak yaptıkları pislikleri halının altına süpürmeyi deniyordu. Nitekim başarısız olduğunu da kimse iddia edemez.

“Hasankeyf Sular Altında Kalmasın” kampanyalarına rağmen Ocak 2016’da torba yasayla birlikte bir gece geç saatlerde kabul edilen düzenleme ile UNESCO’nun dünya mirası listesine girmek için gerekli olan 10 kriterden 9’unu karşılayan tarihi kent Hasankeyf’in sular altında kalmasına vize çıkmış oldu.

Dicle Nehri üzerinde inşa edilen Ilısu Barajı nedeniyle Hasankeyf’teki yerleşim alanı daha üst bölgelere taşınacak ancak taşınmaz tarihi eserler sular altında kalacak. Her zaman olduğu gibi mevzuat ve ahlak kurallarına aykırı işlerin yapıldığını görmek hiç de zor değil.

Ilısu Barajı inşaatının, ismi çokça iş cinayetleriyle anılan ve AKP döneminde çok hızlı yükselen prensleri Cengiz Holding ve Nurol ortaklığıyla yapılıyor. Zaten bu pervasızlık dinamitle, iş makinalarıyla yıkılan tarihi eserler biraz da bu etiketin ağırlığından geliyor.


Ciner Grubu 

Ciner Grubu, Cudi dağı eteklerinde kurduğu termik elektrik santralinde çalıştırılan işçilerin hepsi Çin’den getirtiliyor.


AKP’nin ilk dönemlerinde iktidarla arası açık olan grup daha sonra ilişkilerini düzeltip, rüştünü de ispat ettikten sonra Allah yürü ya kulum demeye başladı. 

Ekonomik alanın en az %50’sinde devlet var. Onun için “her halükarda devletin bir tarafına çarpmak, dokunmak durumunda”  olmalıyız ilkesiyle Ciner Grubu  Siirt, Antep, Silopi bölgelerinde madencilik ve termik santral faaliyetleri yürütüyor. 

Özellikle Silopi sahası çok stratejik, Cudi dağı deliniyor, 800 metre tünel açılmış, tünelden kömür getiriliyor. Ciner Grubu  termik santrali işletiyor. Termik santralin kredisini veren Çinliler. Çinliler orada görev yapıyor. Yani termik santralin bütün teknik elemanları Çin’den geliyor kredi olarak, parası da kredi olarak geliyor. 

“Teknik elemanı ithal, kredisi ithal, patronu dışarıdan, yerli üretici dışardan gelenden daha çok vergi ödüyor. Bu mu teşvik Allah aşkına...” sözleriyle dönemin HDP vekili Hasip Kaplan gerçeğe dikkat çekmişti.

HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, Şırnak’ın Silopi ilçesine bağlı Çalışkan beldesinde bulunan Çalışkan Hudut Taburu’ndan Aksu ve Damlaca köyleri kırsallarına atılan havan topları sonrasında çıkan yangını Meclis gündemine taşıdı. Konu hakkında Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun yanıtlaması isteği ile Meclis Başkanlığı’na verilen önergede, Şırnak Valiliği ve Şırnak Orman İl Müdürlüğü’nün yangın söndürme çalışmalarına müdahale etmemesi nedeni ile yangının kısa sürede geniş bir alana yayıldığı kaydedildi.


Cudi’ye Çin’den getirilen mahkûmlar

Ciner Grubu, Cudi dağı eteklerinde de yaklaşık bir yıldır kömürle çalışan termik elektrik santrali kurdu. Fakat ilginç olan burada çalıştırılan işçilerin Çin’den getirtilen mahkûmlar olması. Cezaları biten mahkûmlar ise yenileri ile değiştiriliyor. Ciner Grubu’nun tıpkı Mak-yol şirketi gibi ordu ve istihbaratla içli dışlı çalışmalarından dolayı bir kesim korucu dışında Kürtlere güvenmediği ve böyle bir yola başvurduğu vurgulanıyor.
Ciner Şirketler Grubu orduya yakın olup, birçok alanda faaliyet göstermekte. ‘Habertürk’ ve ‘Kanal 1’ gibi televizyonları satın aldıktan sonra ‘Gazete Habertürk’ü çıkardı. Grup nükleer enerji, madencilik, elektrik, turizm, denizcilik, inşaat, eğitim, spor, dokuma ve daha pek çok alana el atmış durumda.
 


LİMAK 

Kürdistan pazarında AKP döneminde şaha kalmış olan grup 2016’da Urfa’da 5 bin dönümlük mera alanı taş ve kum ocağına çevlrdi. 


2000 yılında Siirt Kurtalan Çimento fabrikası alımı ile girmiş olduğu Kürdistan pazarında AKP döneminde adeta şaha kalmış olan grup, 2006 yılında Ergani ve Gaziantep çimento fabrikaları, 2007 yılında ise Şanlıurfa Çimento Fabrikası satın alınmıştır. Daha sonra 2008 yılında Bitlis ve 2009 yılında Mardin-Derik Öğütme-Paketleme Tesisler yeni yatırım olarak gerçekleştirip, faaliyete geçirmiştir. 

2016 yılında ise Urfa’nın merkez Karaköprü ilçesine bağlı Korukezen, Kırkpınar, Tülmen, Esemkulu, Kalecik, İsaveren, Mustafacık, Kızlar Mahallelerinin faydalandığı 5 bin dönümlük mera alanı taş ve kum ocağına çevrildi. Tarımın yoğun olarak yapıldığı bu verimli bölgede bulunan mera arazisini çimento hammaddesi olan killi kireç taşı ve marn ocağı olarak kullanmak isteyen Nihat Özdemir’in sahibi olduğu Limak Holding halktan tepki alsa da projeden vazgeçmedi. 

Proje kapsamında 15 milyon adet Antep fıstığı ağacı ve hayvancılık tehlikeye girecek, işin ironik kısmı yöre halkı söz konusu merayı daha önce ağaçlandırılması için devlete hibe etti, devlet ise vasfını değiştirerek Limak’a tahsis etti.

Diyarbakır doğumlu 68 yaşındaki Özdemir, Kürt kimliği ile öne çıkmasa da özellikle çözüm süreci döneminde, sürecin ekonomik ayağının konuşulduğu birçok toplantıda yer alıyordu. Bu yönüyle diğer AKP prenslerinden ayrı bir profil çizmekte.


Eksim Holding

Eksim Holding Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Tivnikli, bölgede kaçak elektirik kullanımını bahane ederek Kürtleri tehdit ediyor. 


2013 yılında yapılan yapılan Dicle Edaş Elektrik dağıtım özelleştirme ihalesini kazandı. Dicle Edaş Diyarbakır, Urfa, Batman, Mardin, Siirt ve Şırnak illerinin elektriğini dağıtıyor. 

Holding sahibi olan Abdullah Tivnikli aynı zamanda Kuveyt Türk bankası yönetim kurulu üyesi, Türk basınında Tivnikli’nin Dicle Enerji Yatırım’a %30 civarında dolaylı kredi kullandırıldığı yazıldı. Bankacılık kanunun 50. Maddesine göre, bankaların yönetim kurulu üyelerinin sermayesinin %25’i ya da daha fazlasına sahip oldukları şirketlere “her ne şekilde olursa olsun” kredi açmalarını yasaklıyor.  CHP vekillerinin verdiği soru önergeleri bu konuda pek de bir işe yaramadı. Zira dönemin Kuveyt Türk Bankası Yönetim Kurulu üyelerinden Nadir  Alpaslan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcılığı, diğer üye Başbakanlık Müsteşar yardımcılığı yapıyordu. 

Kürdistan’daki diğer büyük ihaleler gibi Dicle Edaş da iktidarın en kaymak tabakasında kalmıştı. 

Dönem dönem Eksim Holding Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Tivnikli, bölgede kaçak elektirik kullanımını bahane ederek Kürtleri tehdit ediyordu. Misal 2015 yılında  Fox TV’ye konuşan Tivnikli, “Zarar 400 milyona çıktı. Ya bölgede elektriği keseceğiz ya da devlet geri alsın” açıklamasını yaparak devleti yeni bir anlaşma için masaya davet ediyordu.


Kürt burjuvaları ellerindekini yitirmek üzere

Bütün bu örnekler iktidarın sadece kendi sermaye grubunu yaratmakla kalmadığını aksine kendi sermayesini yarattığını gösteriyor. Kağıt üzerinde Kürdistan’a transfer edilen kamu kaynaklarının yine iktidarın kasasına geri döndüğünü görüyoruz. Özellikle “çözüm süreci” döneminde ellerini ovuşturarak kamu ihalesi bekleyen Kürt burjuva sınıfının beklentilerine ulaşmadığı hatta büyük ihtimalle ellerindekini de yitireceği yeni bir iklime adapte olmakta zorladıkları görülüyor. 


Kürtler mülksüzleştiriliyor

 Sönmez, 1 Kasım 2015 seçimlerinde  sonra tek başına iktidar imkanına kavuşan AKP’nin Kürt kentlerinde önemli bir fiziki yıkımı içeren şiddet politikasıyla birlikte yoksullaşmanın arttığını belirtiyor.


Ekonomist Mustafa Sönmez, Kürtlerin yaşadığı kentlerde AKP rejiminin 2015 ortalarından itibaren izlediği “Güvenlikçi politika”  ile birlikte hızlı bir ekonomik gerileme ve yoksullaşma sürecinin yaşandığına dikkat çekiyor.

Sönmez, ‘’Güneydoğu, iç politikada değişen hava ile birlikte yeniden yoksullaşıyor’’ diyor.

Sönmez’e göre Kürt illerinde yatırım yapmış Batı merkezli banka ve şirketlerin kepenk kapatıyor, iç göç hızlanıyor, işsizlik, özellikle genç işsizliği hızla tırmanıyor.


Makas açılıyor

Sönmez, kişisel blogunda yazdığı makalede Kürt kentlerinde yaşanan yoksullaşmayı şöyle anlattı:

‘’Türkiye İstatistik Kurumu, TÜİK’in milli gelirin bölgelere göre  dağılımı verileri, AKP rejiminin 2004-2014  yıllarında, Güneydoğu’nun milli gelire katkısının görece iyileştiğini ortaya koymaktadır. 2004 yılında İstanbul’da kişi başına gelir 10 bin 235 dolar olarak belirlenirken, Güneydoğu illerinde ortalama 2 bin 350 dolara yakındı. Dolayısıyla, İstanbul ile bu bölge arasındaki fark 100’e 23 şeklindeydi. 2014 yılına gelindiğinde bu farkın görece daraldığı ve İstanbul’un kişi başına 20 bin dolara yaklaşan milli gelirine karşılık Güneydoğu ortalamasının 5 bin dolara geldiği, böylece farkın 100’e 25’e indiği görüldü.

Bu görece  iyileşmede birçok iç ve dış etken rol oynadı denebilir.  2010’lu yıllara kadar içeride AKP iktidarının Kürt siyaseti ile  müzakere dili, barış iklimi hakimdi ve bu, bölgeye ekonomik istikrarı da getiriyor; ekonominin genelinde yıllık yüzde 5’i bulan büyüme sürecinden Güneydoğu da yararlanıyordu. Bu olumlu havaya, Güneydoğu’ya komşu Kuzey Irak Kürdistan bölgesinin, bölge ile ekonomik ilişkilerinin artması da katkı yaptı. Irak Kürt bölgesinde sürdürülen inşaat faaliyetleri, yapılan ihracat, Güneydoğu ekonomisine olumlu etkiler taşıdı.

Ne var ki, 2008-2009  küresel krizinin ardından düşen petrol fiyatları, ardından Irak-Şam İslam Devleti IŞİD’in Irak’ta artan saldırıları, bölgenin  dışarıdan esen olumlu rüzgarı azalttı. İçeride ise AKP iktidarının özellikle 2015 Haziran seçimlerinin sonrasında bölgede  tercih ettiği savaş iklimi, Güneydoğu’da siyasi ve ekonomik havayı soğuttu.’’


2015’ten sonra yoksullaşma arttı

Sönmez, 1 Kasım 2015 seçimlerinde  sonra tek başına iktidar imkanına kavuşan AKP’nin Kürt kentlerinde önemli bir fiziki yıkımı içeren şiddet politikasıyla yoksullaşma ve göçün arttığına dikkat çekti ve ekledi:

‘’İç göç verileri, Güneydoğu’dan net göçün hızlandığını  göstermektedir.  2014 yılında bölgedeki 14 ilden 105 bin kişilik net göç yaşanırken, bu sayı 2015’te 127 bine, 2016 yılında ise 135 bine çıktı. Böylece bölge, 3 yılda 367 bin kişilik net göç verdi. Aynı dönemde Türkiye’de 48 il net göç verdi  ama bölgenin 14 ilinin göçü, toplam Türkiye net göçlerinin yüzde 67’sini oluşturdu.

TÜİK’in bölgesel milli gelir verileri en son 2014 yılını kapsamaktadır. 2015 sonrası bölgenin önemli bir milli gelir kaybına uğradığı tahmin edilmektedir. Bölgede ilan edilen sokaga çıkma yasakları, bölgesel üretim düşüşünde önemli etkenlerden biri.’’

Sönmez, 15 Temmuz  2016 darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL ve çıkarılan KHK’lerle  hem merkezi hem yerel yönetimde çalışanlarda çok sayıda tutuklama ve işten çıkarmalar yaşanmasınmın bölgenin üretim gücünü olumsuz etkilediğini söylüyor.


Kürtler mülksüzleştirildi

Demokrasi İçin Birlik’in hazırladığı  OHAL raporuna göre, Afet Riski Kanunu, Ağustos 2015-Aralık 2016, bazı yerlerde ise Mart hatta Haziran 2016’ya kadar süren çatışmaların ve sokağa çıkma yasaklarının sona ermesinin hemen ardından, Diyarbakır (Sur), İdil, Cizre, Şırnak, Yüksekova-Gever, Nusaybin’de, “kentsel dönüşüm” adı altında devreye sokuldu. Bu süreçte çok geniş kamulaştırmalarla geniş kitleler zorla göç ettirildi ve mülksüzleştirildi.

Yaşanan daralmayı banka kredi kullanımında da yaşandığına dikkat çeken ekonomist Sönmez şöyle diyor:

‘’Türkiye Bankalar Birliği, hükümetin krizi uzaklaştırmak için kredi musluklarını sonuna kadar açtırdığı 2017’de bile banka kredilerinden Güneydoğu’nun aldığı payın çok sınırlı olduğunu göstermektedir. Haziran 2017 itibariyle kullanılan kredi stoku 1 trilyon 895 milyar TL’ye ulaşırken kredilerin yüzde 44’ünün İstanbul’da kullandırıldığı, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun payının ise yüzde 3’te kaldığı görülmektedir.


İşsizlik fırlıyor

İşsizlik verileri, bölgedeki gerilemenin bir başka göstergesidir. Özellikle Mardin, Şırnak, Siirt, Batman alt bölgesi ile Diyarbakır-Şanlıurfa alt bölgelerinde, hem genelde hem de tarım dışı işsizlikte Türkiye ortalamalarının çok üzerinde bir oran söz konusudur. 2016  ortalama işsizliği Türkiye için yüzde 11 olarak ölçülürken bu oran Mardin ve çevresinde yüzde 28,3 olarak belirlenmiş, Diyarbakır ve Şanlıurfa için ise yüzde 17,2 olarak kaydedilmişti. Tarım dışı işsizlik olarak bakıldığında yüzde 13 olan Türkiye ortalamasına karşılık Mardin ve çevresinin işsizliği yüzde 30’u; Diyarbakır-Ş.Urfa tarım dışı işsizliği yüzde 23’ü geçmiştir.  Genç işsizliğinde ise Mardin ve çevresinin genç işsizliği dudak uçuklatmakta; yüzde 38 ile Türkiye ortalaması olan yüzde 21’i çok gerilerde bırakmakta ve alarm vermektedir.’’


Amed’de 32 bin kişi açlığa mahkum

Türk devletinin Kürdistan’da sürdürdüğü savaşın en yakıcı sonuçlarından biri, kentlerde yaşanan yığılma ve bunun doğurduğu işsizlik. Doğan nüfusun neredeyse 3-4 katı kadar göç alan Amed, Van gibi kentlerde, işsizliğin yüzde 70’lere vardığı bir sosyal travma yaşanıyor. Yoksulluğun da dağ gibi büyüdüğü Kürt kentlerinde yerel yönetimler kendi ölçülerinde yoksullukla mücadele amacıyla çeşitli çalışmalar yürütüyorlardı. Ancak kayyumlardan sonra bütün bu çalışmlar tek tek tasfiye edildi. Bu amaçla Amed Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla kurulan sarmaşık Yoksullukla Mücadele Derneği de bunlardan biriydi.

Dernek sadece Amed kent merkezinde yaklaşık 32 bin kişiye yardım ediyordu. Kimi geceler aç yatan, üretime geri dönüşü mümkün olmayan parçalanmış ailelerdi bunlar. Bu ailelerin hiçbirinde, iş verseniz dahi çalışabilecek durumda tek bir aile bireyi bulunmamakta idi. Tek “gelirleri” yaşama tutunma araçları sosyal yardımlardı. Destek alamadıkları günlerde de aç yatan aileler ve çoğu devletin yürüttüğü kirli savaşın mağduru insanlardı.


Afrika ile yarışıyor

Üstelik son 10 yılda her geçen gün daha da yoksullaşan bu aileler  kentin “en dipteki” kesimiydi. Günlük 1 dolar geliri dahi bulunmamakta. Bu yoğunlukta ve bu derinlikte bir yoksulluk Afrika’daki açlıkla yarışır düzeyde. Yoksulluğun bilinen tüm tanımlarının gerisinde olan bir durum yaşanıyor. Türk devletinin Sarmaşık’ın kapısına mühür vurması, her şeyden önce açlık riski altındaki 32 bin kişinin en zorunlu gereksinimi olan Gıdaya Erişim Hakkının ihlali, insanların açlığa mahkum edilmesidir. En nihayetinde 32 bin insana gidin açlıktan ölün, ne haliniz varsa görün demektir. Fiziki soykırımın yanısıra Kürtleri açlığa mahkum etmek bir insanlık suç olarak da değerlendirmek gerekiyor.


2 bin 500 kişilik işe 47 bin başvuru

16 Nisan referandumundan hemen önce Mart ayında İş-Kur’un 6 aylık geçici çalıştırma için 2 bin 500 işçi alımı sırasında Amed’de yapılan 47 bin kişilik başvuru, Kürdistan’daki işsizliğin çıplak gözle bile görünür haliydi. Kürdistan’da işsizliğin en fazla olduğu kentler Amed, Mardin, Batman, Siirt, Şırnak ve Van geliyor.


651

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA