Dersim travması devam ediyor

Kürt siyasetçi Zeki Eroğlu’nun duruşmasında mahkemeye bilgi veren Dr. Michail Brune; “Travma çoğu zaman kuşaklar boyu devam eder. Dedesinin (Dersim’de) yaşadığını babası, babasının yaşadığını ise Zeki korkunç bir şekilde yaşamaktadır. Zeki Eroğlu bu travmanın ileriki kuşaklara taşınmaması için mücadele etmektedir.“

20 Mayıs 2017 Cumartesi | Haber

MEHMET ZAHİT EKİNCİ / HAMBURG


Hamburg Ağır Ceza Mahkemesi’nde Ocak ayından bu yana yargılanan Kürt siyasetçi Zeki Eroğlu’nun davasına dün devam edildi. Alman devletinin talebi sonucu İsveç hükümeti tarafından Stockholm’de tutuklanıp Almanya’ya iade edilen Zeki Eroğlu, Hamburg Dammtor Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor. Mahkemenin başladığı günden beri savunmalarına devam eden Eroğlu’nun bu haftaki duruşmasında Psiko-travma konularında uzman olan Dr. Michail Brune de dinlenildi. 

‘Dersim travması kabuk bağlamamışken...’

Dr. Michail Brune, Dersim katliamından yola çıkarak, Zeki Eroğlu olayında insan eliyle yaratılan bir travmanın söz konusu olduğunu belirtti. Brune şunları söyledi: “Zeki’de böylesi bir travmaya maruz kalan bir aileden geliyor. Travma çoğu zaman kuşaklar boyu devam eder. Dedesinin yaşadığını babası, babasının yaşadığını ise Zeki korkunç bir şekilde yaşamış ve hala yaşamaktadır. Zeki Eroğlu bu travmanın ileriki kuşaklara taşınmaması için mücadele etmektedir.”

Kürtler hukuktan yoksun bırakılıyor

Dr. Michail Brune’nin dinlenmesi ardından söz alan Eroğlu’nun avukatı Britta Eder, “Dr. Brune’nin anlatımlarından yola çıkarak şunu söyleyebilirim. Kürdistan’da devlet eliyle işlenen katliam ve soykırım politikaları bugünde devam ediyor. Zeki Eroğlu’nun atalarının yaşadığı Dersim travması kabuk bağlamamışken bugün yeni katliamlarla aynı acılar Kürt halkına yaşatılmaya çalışılıyor. Söz konusu Kürdistan ve Kürt halkı olunca ne ulusal ne uluslararası hukuk normları devreye konuyor” dedi. 

‘Yandaş firmalar devreye konuldu’

Kürdistan’da birçok yerleşim yerinin AKP yandaşlarına peşkeş çekilmek için yerle bir edildiğine dikkat çeken Avukat Britta Eder devamında şunlara değindi: “Kürdistan özyönetim direnişleri bahane edilerek aylarca devlet terörüne maruz bırakıldı. Cizre, Silvan, Sur, Silopi, Gever ve birçok yerleşim alanı yerle bir edildi. Yerle bir edilen bu yerleşim alanlarının yeniden kurulması için AKP hükümetine yandaş firmalar devreye konuldu. Devlet terörü sonucu insanların canının alınması yetmiyormuş gibi mallarına da el konuldu. İnsanlar aylarca can korkusundan evlerinden çıkamadılar. En insani ihtiyaçları içinde çıkanlarda çocuk ya da yaşlı denilmeden öldürüldü.”

‘İnsanların kemikleri birbirine karışmış’

Kürt halkının tarihte eşi benzeri görülmemiş bir saldırı altında olduğunu kaydeden Eder, “İnsanlar diri diri vahşet bodrumlarında yakılıyor. Öldürülen insanların kemikleri bir birine karışmış durumda. İnsanlar ölü bedenlerin uzuvlarını birçok hastaneden topluyorlar. Ölü insan bedenleri günlerce sokaklarda bırakıldı. Kokan ve şişen bu bedenler hayvanlar tarafından parçalanmasın diye başlarında nöbet tutuldu” diyerek şöyle devam etti: “Tüm bu acılar yetmemiş olacak ki halkın iradesi ile seçilmiş eş başkanları, milletvekilleri, belediye başkanlarının da aralarında olduğu binlerce insan rehine statüsünde cezaevlerinde tutulmaktadırlar. Kürt halkına siyaset yasağı getirilmiştir.”

‘Birçok bedel verildi’

Tüm bu baskı vahşet ve zülüm politikalarına karşın Kürt halkının asla özgürlük sevdasından vazgeçmediğini söyleyen Avukat Britta Eder son olarak şunları vurguladı: “Birçok bedel verildi. Birçok insan yaşamını yitirdi. Ama buna rağmen Kürt halkı asla onurunu çiğnetmedi. Yapılan referandum seçiminde tercihini ‘Hayır’dan yana kulandı. ‘Hayır’ oyları en çok özyönetim direnişlerinin olduğu yerlerde çıktı. Bu da ‘bitirdik, yok ettik’ politikasına karşı verilmiş bir cevaptı aslında. Bu da Kürt sorununun baskılarla ölümlerle çözülemeyeceğine dair en güzel bir örnektir.”


1029

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA