Kürt karşıtı plan tutmaz

Alman gazeteci ve tarihçi Nick Brauns, Kürtler üzerinden kirlik pazarlıklara girişen ABD ile Türkiye'nin planlarının tutmayacağı görüşünde.

07 Ağustos 2015 Cuma | Dünya

Uzun yıllardan beri Türkiye ve Ortadoğu’daki gelişmeleri yakından takip eden Alman gazeteci ve tarihçi Nick Brauns, Kürtler üzerinden kirli pazarlıkların yapıldığına dikkat çekerek ABD ile Türkiye arasındaki son anlaşmada da bunun görüldüğünü söyledi. Dr. Brauns’a göre ABD, İncirlik Üssü’nün açılması karşılığında Türkiye’nin PKK’yi bombalamasına ve Rojava sınırında tampo bölge oluşturulmasına yeşil ışık yaktı. Brauns, Türkiye’nin tampon bölge ile üç hedefi olduğunu da ekledi ve bunları şöyle sıraladı: Birincisi; Kürtlerin üç kantonu (Kobanê, Cizîrê ve Efrîn) birleştirmesini engellemek. İkincisi; Suriye’de yandaş silahlı gruplara alan açmak. Üçüncüsü; O bölgeyi tamamen Araplaştırarak, Arap Kemeri’ni güncellemek. Ancak Alman gazeteciye göre tüm bu planların başarılı olma şansı yok. Zira hem askeri hem de siyasi olarak oldukça güçlenen Kürtler olmaksızın ABD’nin DAİŞ’i yenmesi mümkün değil. Brauns’un Medya Savunma Alanları’na yönelik saldırılar ve ABD ile Türkiye arasındaki ilişkiler konusundaki görüşlerini aşağıda daha detaylı bir şekilde okuyabilirsiniz. 


Sayın Brauns, çok sayıda genç Kobanê ile dayanışma amacıyla Suruç’ta bulunurken katledildi. Bu olaydan sonra Türk devleti DAİŞ’e saldırıyor gibi yapıp, Güney Kürdistan’ı bombaladı. Alman medyası bütün bunları nasıl işledi? 

Suruç’taki bombalı saldırı hemen hemen bütün Alman medyasında büyükçe yer aldı. Ama bunun yanında şöyle bir eğilim de açıkça fark ediliyordu; Sanki DAİŞ Türkiye’ye saldırmış gibi gösterildi. Oysa bu saldırının asıl hedefi Kobanê ile dayanışmak isteyen, Erdoğan karşıtı radikal genç sosyalistlerdi. Bu hakikat, Alman basınında göz ardı edildi. Alman politikacılarının tepkilerinde de bunu gördük. Alman Cumhurbaşkanı Sayın Gauck, olayla ilgili üzüntülerini ve başsağlığını Erdoğan’a iletti. Gauck şimdiye kadar DAİŞ halifeliğini yapan Erdoğan’a, DAİŞ katliam yaptığı için başsağlığı diledi. Bu da resmi Alman politikasının absürtlüğünü gösteriyor. Daha önceleri AKP, DAİŞ’i desteklediği halde Alman medyası bunu pek işlemedi. Sadece Junge Welt gibi sol gazeteler ve bir kaç bağımsız gazeteci, Türkiye’nin DAİŞ’e silah gönderdiğini, onların yaralılarını kendi hastanelerinde tedavi ettiklerini, Türkiye içinde eğitim kampları olduğunu kanıtlarla yazdı. Ana akım medya bunu haber yapmadığı gibi sanki Türkiye DAİŞ’e karşı kurulan koalisyonun ciddi bir parçasıymış gibi gösterdi. Ama Suruç’taki katliam ile beraber bütün büyük gazeteler ve medya yayınları, HDP’nin, sosyalistlerin ve Kürtlerin bu katliamın sadece DAİŞ tarafından yapılmadığı, AKP’nin bundan haberi olduğu hatta bizzat bunu organize ettiğini ifade eden görüşlerine yer veriyor. Ben, AKP’nin DAİŞ’e olan desteği ile ilgili şüphelerin dile getirildiği görüşlerin ilk defa bu kadar Alman medyasında yer almasını önemli buluyorum. AKP hükümeti teröre karşı savaş kararını açıkladı. Tabii bunu PKK’ye karşı savaş anlamında söylüyor. Yoksa DAİŞ ile sanal, kandırmaca bir savaştan öteye gitmedi. DAİŞ’ten bir kaç gözaltı ama bunun yanında yüzlerce HDP’li aktivistin gözaltına alınıp PKK’ye bomba yağdırması, bütün Alman ana akım medyasında çok ama çok eleştirisel yorumlarla verildi. 

Çok sayıda yazar AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ateşkesi, barış görüşmelerini nedensiz bir şekilde sona erdirmesinin anlaşılmaz, kabul edilemez olduğunu, AKP’nin savaşı tırmandırdığını, bununla da tek başına iktidar olmayı hedeflediğini yazdı. Medya, Alman hükümetinin AKP’nin göstermelik DAİŞ’e ilk saldırısını selamlayıp, PKK’ye saldırılara karşı sessiz kalmasını eleştirdi. Ancak son bir kaç gündür, medyanın Ankara’yı esas alan bir çizgiye dönüşleri olduğunu görüyorum. Örneğin Cumartesi günü Türk uçaklarının Kandil köylerini bombalaması sonucu bir köyün tamamen yıkılıp en az 8 köylünün katledildiği olay çok kısa bir sürede medyaya yansımasına rağmen, aynı günün gecesinde bu korkunç saldırı ile ilgili neredeyse Alman medyasında tek bir haber yapılmadı. Ama PKK tarafından öldürülen iki asker iki gün boyunca haber konusu oldu. Güney’deki Bölgesel Yönetim de sivil katliamın olduğunu açıklamasına rağmen, Alman medyası ‘Kürtler böyle bir şey olduğunu söylüyor’ demekle yetindi. Medyanın tekrar eski stiline, yani Türkiye’nin ‘teröre’ karşı bir savaş verdiği ve dolayısıyla da haklı olduğu bir çizgiye dönmesinden çekiniyorum. 


Hem ABD ve hem de AB yetkilileri, Kandil’in bombalamasından sonra Türk devletinden orantılı güç kullanmasını istemişti...

Evet bizim de tam burada sormamız gereken şey, Türkiye’nin kime karşı savunma hakkı var? PKK iki yıldan beri ateşkes uyguluyordu, Abdullah Öcalan ile bir barış diyalogu sürüyordu. Ama birden bire hava saldırılara başladı. PKK’ye yapılan hava saldırılarına gerekçe olarak ise iki polisin öldürülmesi gerekçe gösterildi. Burdaki amaç tıkanan barış görüşmeleri askıya alınsın, PKK’ya karşı bombardıman yapılabilsindi. Türk yetkililerin verdiği rakamlara göre saldırılar şimdiye kadar 260’tan fazla kişinin hayatına mal oldu. PKK verilerine göre ise yaklaşık 10’a yakın gerilla ile aynı sayıda sivil insan bu saldırılarda hayatını kaybetti. Bundan dolayı da ‘orantılı güç kullanımı’ bu anlamda çok şiddetli biçimde soru işaretleri uyandırıyor. Şunu net bir şekilde söylemem gerekir ki, Türkiye iç ve dış çıkarları için savaş  politikaları uyguluyor. 


İncirlik Üssü’nün koalisyon uçaklarına açılması ile Kandil’e yönelik bombardımanın aynı zamana denk gelmesini Türkiye ve Batı arasında yeni bir anlaşmanın sonucu olarak görebilirmiyiz?

Belli oranda evet! Burada çok açık bir şekilde Kürtler üzerinden çok kirli bir pazarlık yapılıyor. ABD politikasını şöyle özetleyebiliriz: ABD başta diğer gruplarla beraber Esad’ı devirme umuduyla DAİŞ‘i direk destekledi. Türkiye, Suudi Arabistan ve diğer güçlerin DAİŞ‘i desteklemesine de izin verdi. Bu politika işe yaramadı. Bundan sonra ABD, YPG’yi DAİŞ’e yaptığı hava saldırıları ile desteklemeye başladı. Tabi, bunu yaparken ABD ve Batılı güçler, Rojava modeline zerre kadar desteği söz konusu değil. Mesala tamamına yakın yıkılan Kobanê’nin yeniden inşaası için hiçbir Batılı güç, en ufak bir yardım yapmadı. Şimdi ise NATO partneri olan Türkiye ile yeniden birlik kurup, Kürtleri kurban etti. Bunun uygulamak için de ABD, Türkiye’ye karşı havuç ve sopa politikası yürütmeye başladı. Birinci olarak ABD’nin elinde öldürülen bir DAİŞ‘liden elde edilen belgelerde Türkiye’nin DAİŞ ile nasıl bir petrol antlaşması içinde olduğu ile ilgili kanıtlarına sahipti. ABD, bu belgelerle Türkiye’yi baskı altından tuttu. Ona DAİŞ’e karşı aktif olarak gerektiğini ve nihayet İncirlik’in DAİŞ’e karşı savaşta koalisyona açılması gerektiğini söyledi. Bunların karşısında ise ABD, Türkiye’nin isteklerini kabul etti. Türk devletinin isteklerinden bir tanesi, PKK’ye hava saldırısı için yeşil ışık yakılması, diğerise ise Kuzey Suriye’de bir tampon bölgenin oluşturulmasıydı. ABD, bu tampon bölgeyi askeri olarak da savunacaklarını söyledi. 


Sizce Tampon bölgenin amacı ve hedefi ne?

Türkiye’nin bu tampon bölgeyi istemesinin üç temel nedeni var; birincisi YPG/YPJ ve onlarla birlikte mücadele eden Arap örgütlerinin Fırat nehrinden batıya açılarak Kobanê ve Rojava’nın üçüncü kantonu olan Efrîn’e bir koridor açmasının önüne geçmek. Türkiye şimdiye kadar DAİŞ‘e güveniyordu ama DAİŞ her yerde YPG tarafından bastırılıp, Kürtlere karşı başarısız olunca, Türkiye burada bir tampon bölge oluşturarak, Rojava’daki Kürt halkı ve onun müttefiklerine karşı bir savunma bölgesi oluşturmaya çalışıyor. Türkiye’nin tampon bölge istemesinin ikinci nedeni ise, ‘ılımlı isyancılar’ için dağıtım bölgesi oluşturmak. ‘Ilımlı isyancılar’ ile kastedilen DAİŞ’e bağlı olmayan El Kaide tarafından eğitilen isyancılardır. Burada bir güvenlik bölge oluşturularak Esad’a büyük ihtimale YPG’ye de karşı savaşacak bu isyancıların eğitim görebileceği, dinlenebileceği bir yer olacak. Türkiye’nin bunu istemesinin üçüncü nedeni ise sınırları içerisinde bulundurduğu 2 milyona yakın mülteciyi basından savurarak bu bölgeye yerleştirmek. Tabi bununla yine ordaki bölgeyi Araplaştırmak, Kürtlerin o bölgeye geçmesini orada Kürtler’in öncülük ettiği bir sistemin oluşmasını engellemek istiyor. 


Sizce ABD tüm bunları kabul etti mi?

ABD, bu istemlerin hepsine yeşil ışık yaktı. ABD, ‘biz Erdoğan’a, kontrolden çıkan Kaddafi veya Saddam gibi davranamayız. Onun için barışcıl yollarla bir birliktelik kurmalı ve antlaşma yapmalıyız’ dedi. Şimdi olan tam da budur. Acı çeken Suriye halkıdır ve tabi en öncelikli olarak Kürt halkıdır. 


‘Eğit-donat’ programına katılanların bir çoğu El Nusra’ya kaçtı. Durum böyleyken ABD sadece Türkiye ile yaptığı birlik ve hava saldırıları ile DAİŞ’e karşı başarılı olabilir mi?

Hayır, ABD de zaten YPG’yi desteklemeyi sürdüreceğini söyledi. Tabii, Kürt hareketinin bir kanadını bombalayıp ya da bombalanmasını izin verip, diğer bir kanadını kendi politik çıkarıları için DAİŞ’e karşı destelemek absürd bir politikadır. ABD’nin böyle bir denge ile başarı sağlayacağına inanmıyorum. Tabii ki PKK ve YPG ayrı örgütler ama sonuç olarak aynı ideolojiyi paylaşıyorlar. Birbiri ile çok sıkı ortaklaşmaları ve beraber mücadeleleri var. ABD’nin böyle bir politikası tabi kesin olarak DAİŞ’e karşı mücadeleyi zayıflayacaktır. Ben şimdi bir insanın bir koluna vurup, diğer kolu ile düşmana karş savaşmasını beklesem bu saflık olur. ABD’nin şimdiki politikası bence DAİŞ’i tam olarak yenilgeye uğratmak değil. Türkiye’yi yine NATO birliği içinde tutmaktır. Eğer esas amaçları DAİŞ’i yenilgeye uğratmak olsaydı, başka bir politika güderdi.


Türkiye’nin savaşa tekrar girmesinin asıl sebebi, HDP’nin barajı aşıp Erdoğan’ın başkanlık hayallerini suya düşürmesi olarak yorumlanıyor. Alman medyasında Erdoğan’ın erken seçime girerek tek parti iktidarını hedeflediği belirtiliyor. Batı ile Türkiye’nin anlaşması durumunda Alman halkının Erdoğan’a bakış açısı değişir mi?

Alman halkı uzun süreden beri medyada çıkanlara inanmıyor. Şüpheyle bakıyor. Türkiye’nin yaptığı şeylere itiraz edilmiyor değil. Mesala NATO’nun son toplantısında Türkiye’nin PKK’ye karşı yürüttüğü saldırılar eleştirildi ama dışıraya karşı Ankara’nın savaş politikasının desteklendiği şeklinde açıklamalar yapıldı. Yine Alman hükümetinin eleştirileri var. Eğer Alman hükümeti eleştirilerinde samimiyse, Türk devleti ve PKK’nin yeniden görüşmelere başlamasını istiyorsa, buna öncülük etmelidir. Bunun için de PKK yasağını kaldırmalıdır. Yine AB’nin ‘terör listesi’nden PKK’nin çıkarılması için çalışmalıdır. Bu yapılmaz ve Almanyapolitik olarak aktif Kürtleri ‘terör’ suçlamasıyla yargılamaya devam ederse Erdoğan da cesaret alarak PKK’ye karşı savaşı sürdürecek.


Suruç Katliamı dayanışmayı güçlendirdi


Suruç’ta yapılan saldırıyı Kürtler, Rojava’ya verilen enternasyonal desteğin önünün alınması girişimi olarak okuyor. Siz nasıl yorumluyorsunuz?

Almanya’daki sosyalistler ve anti faşistler de saldırıyı aynı şekilde okudu. Bu saldırı, Rojava ile dayanışmaya yapılan saldırıydı. Bu saldırı, burada sol içinde büyük şaşkınlıkla karşılanda ama kimse sinmedi. Tam tersine dayanışma çalışmaları daha da arttı. Mesala ICOR’un (Uluslararası Devrimci Parti ve Örgütlerin Koordinasyonu) organize ettiği Enternasyonal Bridgat, bu saldırıdan hemen sonra Kobanê’de sağlık ocağı açmak üzere Rojava’ya gitti. Bence Suruç’taki saldırı, tam tersi bir etki yaptı. İnsanlar, dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu bu saldırı ile bir kez daha gördü. 


FEHMİ KATAR / BERLİN


1992

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA