Katar, İran’da bombaların patlaması

10 Haziran 2017 Cumartesi

MUZAFFER AYATA

Ortadoğu’da bilinen ikili bir cephe mevzilenme vardı. Bir yandan İran, Suriye ve Hizbullah gibi Şia cephesinde yer alanlar, diğer yanda da Türkiye, Arabistan, Katar eksenli bir Sünni cephe vardır. Erdoğan zihniyet olarak DAİŞ’e yakın, Kürtlere karşı onunla ittifak halindeydi. Ayrıca Müslüman Kardeşler çizgisinde Katar ve Arabistan’la hem İran’a hem de diğer ülkelere karşı öncü rol oynamaya çalışıyor. 

Katar küçük bir ülkeydi ama elindeki maddi kaynaklarla büyük oynuyordu. El Kaide’den DAİŞ’e kadar tüm örgütlere para akıtıyor. Birçok devleti rüşvet eksenli kullanıyordu. Kurduğu El Cezire Televizyonu ile birçok gücü yönlendiriyor, Arap toplumunu etkiliyordu. DAİŞ, El Kaide hem bölgeyi hem de dünyayı kana bularken Katar, ABD ve Avrupa ülkeleri ile iyi ilişki kurmaya, kendisini kamufle etmeye ve koalisyon içinde yer almaya çalışıyordu. 

Trump’ın başkan olmasıyla bazı taşlar yerinden oynamaya başladı. Trump Suriye’yi füzelerle vurdu. Erdoğan’ın bütün dayatmalarına rağmen YPG’nin dahil olduğu Kuzey Suriye Güçlerine silah verilmesini kabul etti. Bunlarla birlikte İran’a karşı daha belirgin bir tutum almaya başladı. 

 Bu ortamda Trump Arabistan’a geldi. Büyük meblağlı silah satışını imzaladı. DAİŞ’e karşı cepheyi aktifleştirmek istedi. Trump’ın bu girişimlerinden kısa bir süre sonra Arabistan ve yarım düzine Arap ülkesi Katar’la ilişkilerini kestiğini açıkladı. Bu açıklama birçok çevrede şaşkınlık yarattı. Böyle bir sorun dünyanın gündeminde yoktu, açıktan tartışılmıyordu. Anlaşılan Trump Katar’ın yaptıklarını, ilişkilerini belgeleriyle Arabistan gibi ülkelerin önüne koydu. Bu ülkeler ya tutum alacaklardı ya da kendilerine de bir fatura çıkarılacaktı. 

Sonuçta Katar oyunun dışına atıldı. Para gücüne dayanılarak bölgede bir bedel ödemeden at koşturmanın kabul edilmeyeceği kendisine gösterilmiş oldu. Bu aynı zamanda Erdoğan gibilerine de bir mesajdı. Erdoğan’ın başını çektiği Türk devleti ise bölgede daha kötü oynuyordu. Ordusunu da Suriye’ye sokmuş, İrak’ı da tehdit altında tutuyor, Kürt düşmanlığını öne çıkararak DAİŞ’i hedef olmaktan çıkarıyordu. Erdoğan’ın bu kirli ve kanlı oyunlarını mali açıdan destekleyen, finanse eden güçlerin başında yine katar geliyordu. 

Arap ülkeleri, ABD Katar’a tutum almışken Erdoğan yine mahallenin kabadayısı pozunda sahneye çıktı. Partileri, parlamentoyu devre dışı bırakarak hemen Katar’ın hamiliğine soyundu. Açıktan Katar’ı destekledi. Bu durumda Katar’ı açıktan destekleyen tek güç Erdoğan’ın Türkiyesi oldu.

Bu tartışmalar gündemde sıcaklığını korurken AB son yıllarda Türkiye’ye verdiği maddi yardımların nasıl harcandığını belirlemek için denetleme kararı aldı. Bu kararın çok geç alındığını belirtmek gerekir. Erdoğan iç dış kaynakların tümünü yasalara uyma kaygısı taşımadan savaşı, DAİŞ gibi çeteleri finanse etmek için istediği gibi kullanıyordu. Bunlara rağmen Katar gibi Erdoğan’ında hareket alanı daralıyor, kuşatılıyor diyebiliriz. Aslında Erdoğan çoktan yolun sonuna gelmişti. ABD, AB son derece oportünist bir biçimde çıkarları gereği Erdoğan’ın ağır insanlık suçlarına göz yumuyorlardı. Eğer bu güçler bu oyuna son verir ve ciddi olurlarsa, Erdoğan’ın hem içeride hem de dışarıda alabileceği yeni bir desteği yok. Erdoğan her an iktidarı kaybedebilir. Bu tehlikeyi gördüğü için dengesini yitirmiş, Türkiye gibi büyük bir ülkeyi bir avuç içi kadar olan Katar’ın arkasına takmıştır.

Bu tartışmaların yoğunlaştığı ortamda İran’da kanlı saldırılar gündeme düştü. İran meclisine ve Humeyni’nin türbesine intihar saldırıları oldu. Sivilleri ve halkı hedef alan bu katliamı kınamak gerekiyor. Çelişkiler, görüş farklılıkları ne olursa olsun savaş hukukunu da hiçe sayarak temel değerleri ayaklar altına almak insanlık suçudur. Bu suçları işlemeye devam eden DAİŞ olayları üstlendi. 

İran, Suriye’de ve Irak’ta DAİŞ’e karşı yürütülen savaşın içerisindedir. Karşıt güçler de savaşı İran’ın içerisine çekmeye çalışıyor. İran’da buna karşı Yemen, Irak ve Suriye üzerinden kendisini savunmak için savaşı sınırları dışında tutmaya çalışıyordu. Bu stratejinin sonuna kadar böyle yürüyeceğinin garantisi yoktur. İran’ın içerisinde birikmiş büyük sorunlar var.

İran bölge rejimlerinin çökmesinden gerekli dersleri çıkarmadı. Suriye’de rejimin çökmesi ülkenin yıkılması güvenlik önlemlerinin az olmasından kaynaklanmıyordu. Türkiye’nin savaş içinde debelenmesi, asker ve istihbarat azlığından ileri gelmiyordu. Asıl sorun halkların irade olmasına özgürlük ve demokrasi taleplerine kapıların kapılı olmasıydı. İran rejimi ülkeyi silaha boğmuş, her evde silahlı milisleri ve istihbarat elemanları var. Buna rağmen kendisini güvende hissetmiyor. Bu çıkmaz durum nedeniyle İran çok karışabilir. İran bir Şia hilali oluşturmak istiyor. Bunun olabilmesi için Kürtlerin desteği şart. Kürtleri karşısına alarak içeride, dışarıda rahata kavuşamaz. İran’ın asıl ihtiyacı demokrasidir. İçinde ki halkların kimliğini tanır, demokratik dönüşümü başarırsa birliğini ve güvenliğini sağlayabilir. Yoksa sonu bölgedeki diğer ülkelerden farklı olmaz.



3624
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: