|
İşçi ve emekçiler 1 Mayıs heyecanı yaşarken egemen siyaset içi atışmalar da devam ediyor. Buna bir yönüyle siyasal mücadele de denebilir. Hatta gerçeklerin bu biçimde kısmen açığa çıktığı da söylenebilir. Fakat esasının psikolojik savaş kapsamında gündem saptırma ve toplum bilincini çarpıtma olduğu tartışmasızdır. Dahası bir de politikayı ve politika kurumunu teşhir etme ve toplum nezdinde güvenilirliğini sarsma durumu vardır. Politikasız toplum olamayacağına göre, bunun bir tür toplumu yozlaştırma durumu olduğu bile söylenebilir. Bir kez politika ve politik kurum bu hale getirildi mi artık orada at iziyle it izi birbirine karışmaktadır. Bilinci çarpıtılan toplum doğru ile yanlışı ayıramaz hale gelmektedir. Başarı hedefi kaybedildiği gibi, başarısızlıkların destek bulduğu bir ortam ortaya çıkmaktadır. Bu da toplumu yönetme işini kolaylaştırmaktadır. Şimdi siyasette tamı tamına böyle bir durumun yaşandığı ortadadır. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın hep memnuniyetini ifade ettiği liderler arası atışma geliştikçe, toplumsal tercihlerdeki terslikler de çoğalmaktadır. Bu durumda da gücü elde tutan ve demagojisi bol olan kazanmaktadır. Dikkat edelim, başarısız oldukça AKP’nin oyları artmaktadır. On yıllık iktidar sürecine dönüp bakalım, kendi iktidarını güçlendirme çabası dışında AKP’nin çözdüğü ciddi bir sorun yoktur. Sürekli “Yapacak” beklentisi yaratarak sorunları ertelemiş ve derinleştirmiştir. Kürt sorunu, demokratikleşme, Kıbrıs sorunu, Ermenistan ve Yunanistan’la ilişkiler, AB’ye giriş, vb. hepsi böyledir. Ama bu süreçte AKP oylarının sürekli çoğaldığı da bir gerçektir. AKP başarısız oldukça oyunun artması gibi, başarısız olan AKP bakanlarının da popülaritesi artmaktadır. Geçenlerde “Hangi bakanları başarılı buluyorsunuz?” diye sorulan gençler, hemen ve tereddütsüz “Ahmet Davutoğlu” cevabını veriyorlardı. Tabi bu cevap insanı şaşırtıyor. Çünkü burada gösterişe aldanma dışında bir ciddi bilgi ve analiz yoktur. Bunu söyleyenlere, “Peki Ahmet Davutoğlu’nun hangi icraatını başarılı buluyorsun?” diye sorulsa ciddi bir cevap veremezler. Çünkü “ABD uyduluğu” dışında Davutoğlu’nun herhangi bir politik marifeti görülmemiştir. Hatırlanırsa ABD’nin Irak savaşını başlattığı süreçte AKP iktidarı “1 Mart teskeresi” olayı ile ABD’ye ters düşmüştü. Bu durum AKP iktidarını iç ve dış politikada belli ölçüde zorlamıştı. Herhalde Başbakan da “Bir daha böyle bir durum olamasın” diye dışişleri bakanlığında değişiklik yaparak Ahmet Davutoğlu’nu bakanlığa getirdi. Davutoğlu’nun bakanlığı süresince görülen tek marifeti, koşullar ne olursa ABD izinde yürümeyi başarmaktır. ABD ile benzer bir karşıt duruma bir daha gelinmemiştir. Davutoğlu’nun başka bir başarısı da yoktur. Örneğin, AB’ye giriş hedefinden hemen hemen tümden vazgeçilmiştir. Kıbrıs sorunu çözülememiş, Ermenistan ve Yunanistan ile bir çözüme ulaşılamamıştır. Daha da önemlisi, “Komşularla sıfır sorun” şiarıyla başlatılan Ortadoğu siyaseti, tüm Ortadoğu devletleriyle savaş noktasına gelmiştir. Ülkemize tüm sorunların çözüleceğini vaad eden bir bakan, ülkemizi tüm komşularıyla savaşır hale getirmiştir. Türkiye başka hiçbir dönemde A. Davutoğlu döneminde olduğu kadar Ortadoğu’da yalnızlaşmamıştır. Ortada tüm komşularıyla savaş halini yaşayan ve ABD çıkarları temelinde hareket eden bir Türkiye vardır. Peki başarı bunun neresindedir? Belkide Türkiye’nin en başarısız dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu’dur! Fakat buna rağmen, toplumda “En başarılı” algısı yaratabilmektedir. Gençlerin sözleri bunu ifade etmektedir. Bu da psikolojik savaş altında toplumumuzun ne hale getirildiğini göstermektedir. Tabi bu durum yönetim işlerini kolaylaştırmaktadır. Çünkü ne yapsan da “Evet” diyen bir toplum oluşturulmuş! AKP hükümeti işte bu yönetme kolaylığını değerlendirerek yaşadığı zor durumları aşmaya çalışmaktadır. Toplumu içine sürüklediği savaş durumunu sorgulamaktan uzaklaştırmak istemektedir. Bir kere toplum bu hale getirildi mi, onu aldatmak da zor olmamaktadır. Basit bir hile ve demagojiyle toplum kolayca aldatılabilmektedir. Hile ve demagoji de AKP’nin işidir. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Ustalığı” kendini burada göstermektedir. Nitekim yaşanan bölgesel savaşın ve Kürt sorununda çözümsüzlüğün ortaya çıkardığı sıkışıklığı aşabilmek için, iç siyasette yeni bazı arayışlara yöneldiği gözlenmektedir. Bunlardan bir tanesi tutuklu milletvekillerinin bırakılması durumudur. Meclis başkanlığı çerçevesinde örgütlenmeye çalışılan bu durumla iç siyasal ortam biraz yumuşatılmak ve muhalefet partileri susturulmak istenmektedir. Toplum nezdinde de ucuz bir “başarı” kazanıp oy puanını artırmayı hesaplamaktadır. Halbuki gerçek bunun tam tersidir. Seçilen milletvekillerinin tutuklu kalmasını sağlayan zaten AKP’nin kendisidir. Şimdiye kadar tutuklu bırakarak muhalefet partileri üzerinde siyasal baskı uyguladı, şimdi ise bırakarak “İyilik yapan” pozuna bürünmeye ve bir yumuşama ortamı yaratmaya çalışıyor. Yaşadığı zorlukları muhalefeti yumuşatarak aşmak istiyor. AKP’nin zorluklardan sıyrılma arayışı bununla sınırlı da değil. Son zamanlarda Başbakan Tayyip Erdoğan sık sık “Masadan kaçan biz olmayacağız” diyor. Bununla yeni anayasa çalışmalarını kastediyor. Belli oluyor ki, AKP yeni anayasa çalışmalarında kendi görüşlerini dayatacak ve diğer partileri zorlayacak. Bu durumda muhalefet partileri de çalışmaları protesto edebilecek. Başbakan mevcut açıklamalarla işte bunun önünü kapatmaya, böyle bir durumda diğer partileri şimdiden suçlu konuma düşürmeye çalışıyor. AKP’nin yaşadığı zorlukları aşma arayışları esas olarak KDP ile ilişkilerde kendini gösteriyor. KDP ve Mesut Barzani neredeyse AKP’nin kurtarıcısı durumuna gelmiş halde. Kürt sorunundaki çözümsüzlüğünü ve Kuzey Kürtlerinin direnişi karşısındaki çaresizliğini KDP’ye dayanarak aşmak istiyor. Bu konuda mümkünse KDP’yi PKK’ye karşı savaşın içine daha aktif olarak çekmeye çalışıyor. Bu olmazsa da, KDP ile sıcak ilişkiler geliştirerek Kürtleri ve dış kamuoyunu PKK’ye karşı yanına çekmek istiyor. Bu amaçla KDP üzerinde bir yandan ABD baskısı geliştirilirken, diğer yandan da tavizler verilip teşvik edilmeye çalışılıyor. Mevcut haliyle KDP, AKP’den gelen bu baskının yarattığı sıkışıklığı yaşıyor. AKP dayatmaları KDP’yi bir yandan PKK ile karşı karşıya getirirken, diğer yandan da İran ile ilişkilerini bozuyor. Bunun sonucunda KDP’nin ABD-İran çatışması içinde iyice sıkıştığı ve son derece zorlandığı gözleniyor. Bu durumda KDP, AKP’ye daha fazla destek olamaz. Çünkü bundan kendisi çok zarar görür. O halde AKP’yi KDP’nin kurtarması zordur. AKP’nin bu yönlü arayışı da kendisi için istediği sonucu vermekten uzaktır. Demekki AKP’nin mevcut arayışlarının hiçbiri kendisi için tam çare değildir. Kürt sorununda barışçıl-demokratik çözüm çizgisini esas almadıkça ve PKK ile bir çözüme ulaşmadıkça yaşadığı siyasal sıkışıklığı aşması mümkün görünmemektedir. Bu noktada da PKK Lideri Abdullah Öcalan tam bir kilit konumunda bulunmaktadır.
980
|