Kürtler, dünya politikasının kurbanı mıdır?

Nick BRAUNS*

26 Ocak 2018 Cuma | Forum

Kürtlerin yaklaşık 100 yıldır egemen emperyalist ve bölgesel güçler tarafından ezilmesi adeta bir kader gibi tekrar etti. 

22 Ocak 1946'de, Sovyet ordusunun koruması altında Doğu Kürdistan'ın Mahabad kentinde Qazi Muhammed'in cumhurbaşkanı olduğu Kürdistan Cumhuriyeti ilan edildi. Ancak Sovyet diplomatları ikili oynadı. Kürtler bağımsızlıklarını ilan ederken, Sovyet diplomatları Fars şahlarıyla petrol ortaklığı konusunda pazarlık ediyordu. Şah ile yapılan anlaşma sonrası Sovyet ordusunun geri çekilmesi, Kürdistan Cumhuriyeti'nin sonu oldu. İran orduları Mahabad'a girdi ve Qazi Muhammed idam edildi. Kürtlerin aleyhine verilen bu karar, proleter enternasyonalizmin Leninist ilkesi değildi. Sosyalizm ilkelerinden sapmış Stalin'in liderliğindeki Rusların Kürtlere yönelik sergiledikleri bu tavır, dış politikada 'süper güç' olma yolunda ilerleyen Sovyetlerin bir çıkar politikasından başka bir şey değildi.


Rusya izin verdi

Mahabad tarihi bugün tekrar ediyor. Bir taraftan Kürtlerin ABD ile askeri ittifakından çıkmasını isteyen Moskova, Suriye'deki barış müzakerelerini güçlendirirken, diğer yandan askeri gözlemcilerini geri çekerek ve hava sahasını Türkiye'ye izin vererek, Kuzey Suriye'deki öz yönetim kantonu Efrîn'e karşı savaşa yeşil ışık yaktı. Burada Kremlin efendisinin niyeti açıktır; Kürtlerin, Moskova'nın müttefiği Suriye rejiminin ordusuna muhtaç kalması için Türkiye'yi cop olarak kullanıyor. 

Kürtlerin Washington'da da dostu yok. 1974'te Kürtlerin özgürlük mücadelesi Irak'a taşındı. Kürtlerin koruyucu gücü ABD'ydi. Bağdat merkez hükümetini güçsüzleştirmek için ABD, müttefiği İran üzerinden Molla Mustafa Barzani'nin peşmergelerine lojistik yardımında bulundu. Ancak bir anlaşmadan sonra peşmergelere verilen destek bir gecede sonlandırıldı. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Barzani'nin yardım çağrısı karşısında şu cevabı verdi: "Gizli operasyonlar sadaka değildi" demişti. 


Mesud ders çıkaramadı

Yarı yolda bıraktıkları peşmergeler en büyük yenilgilerini yaşadı. 100 bini aşkın Irak Kürt'ü İran'a göç etti. Molla Mustafa Barzani, bir gazeteciye "Hayatımın en büyük hatası, ABD'ye güvenmekti" demişti. Oğlu Mesud ise bu hatadan hiçbir ders almadı. Mesud Barzani, bağımsızlık referandumu sonrası petrol kenti Kerkük'e Irak ordusu ve İran milislerinin girmesini Irak Kürtleri'nin bugüne kadar yakın müttefiği ABD'nin parmağını kıpırdatmamasını şaşkınlıkla izledi. 

En azından ABD hükümeti, DAİŞ'e karşı mücadelede çerçevesinde YPG/YPJ ile yaptığı ittifakın sadece askeri-taktiksel biçimde olduğunu; Rojava'daki projeye de hiçbir siyasi destek vermediğini açıkça ifade etti. Bu yüzden Washington'un NATO müttefiği Türkiye'nin Efrîn'e saldırısının karşısında sessiz kalmasına şaşırılmamalı, fakat Kürt müttefikine karşı bir ihanet olarak da görülmeli. 

Kürtler, büyük güçler politikasında Ortadoğu'nun satranç tahtasının piyonu olarak görüldü. Satranç'ta piyonlar, şah ve vezirin yaşaması için kurban edilen en düşük değerdeki taşlardır. Ancak burada halktan olan, sıradan bir kadın ve adamın sembolü ya da satrançtaki anlamıyla 'piyon', dünya tarihini yazabileceklerini ispatladı. 


O piyonlar kazandı

1917 Rusya Devrimi'nde de Lenin'in liderliğinde köylüler/işçiler, yani satrançtaki 'piyon' ile birlik olup İkinci Dünya Savaşı'ndaki katliamı durdurdu. Yeni bir toplumu inşa etmek için kapitalist sömürgeci düzeni devirdiler. 

Mao Tse Tungs liderliğinde sürdürülen Çin Devrimi'nde de köylüler ve işçiler onyıllarca süren mücadele sonrasında ülkedeki emperyalist sömürgecileri ve yerli zalimleri yendi. 

Viyetnam'da Ho Chi Minh liderliğinde sürdürülen mücadelede ise işçi ve köylüler çok kayıp verilen halk savaşında önce Fransız işgalcileri, daha sonra da Amerikan emperyalizmine karşı ulusal kurtuluşu elde etti. 

Görünüşe göre Rusya, Çin ve Vietnam'ın işçi ve köylüleri karşı konulmaz rakiplerini yendi. Çünkü zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri yoktu ve bunun karşılığında dünyayı kazanabileceklerdi. 

Kısa süreli askeri ittifakları stratejik ittifak ile karıştırmadan, emperyalist rakiplerinin çelişkilerini zekice kullandıkları için kazandılar. Karşıtlarını yendiler, çünkü sırtlarını ilk etapta kendi güçlerine, emekçi işçi halklara ve ezilen uluslara yasladılar ve sadece bu güce inandılar. 


Öcalan'ın özgürlük felsefesiyle

Tarihi bilgi ve Abdullah Öcalan'ın özgürlük felsefesinden yararlanarak bugün Kürt işçi, köylü ve emekçiler de Efrîn, Rojava ve Kuzey Suriye'de devrimci halk savaşı sürdürüyor. Kendi geleceklerini tayin edebilmek, Araplar, Süryaniler/Asuriler ve Türkmenlerle özgür ve onurlu ortak bir yaşam için mücadele ediyorlar. Onlar da kazanacak! Çünkü artık Ankara, Şam ve Tahran'da Ortadoğu'nun satranç tahtası artık Washington ve Moskova oyuncuları tarafından belirlenmeyecek. İşçi ve köylüler vezire karşı birlik olup oyunun kurallarını değiştirirlerse... 



* Tarihçi/gazeteci
Çeviri: Dilan Biçer


Yazının orijinali: http://www.yeniozgurpolitika.org/index.php?rupel=nuce&id=82263


1040

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA