Asıl ‘Çöktürme planı’ Türk basınına oldu

Zeki AKIL

13 Ocak 2018 Cumartesi | Forum

Türk devleti ‘Çöktürme planı’nı 24 Temmuz 2015 saldırısıyla günümüze kadar hız kesmeden sürdürdü. ‘Çöktürme planı’nın hedefi Kürtlerin bütün kazanımlarını ve örgütlenmelerini ortadan kaldırmaktı. Esasında Sri Lanka çözümü olarak da tanımlanabilir. Tamil gerillalarına karşı bir süpürme harekâtı düzenlenmiş, katliamlar ve göçertmeyle hareket tasfiye edilmişti. Türkiye bu konuda soykırımlar yapmış, Kürt katliamlarına bolca imza atarak deneyim kazanmış bir devletti. Bu konuda herkese fark atacak hatta Hitler’e bile ilham kaynağı olacak bir pratiğe sahipti.

‘Çöktürme planı’na göre Kürtlerin yerleşim yerleri yakılıp yıkılacak, yerlerini terke zorlanacaklardı. Bunu 1990’larda da yapmışlardı. Dört bine yakın köy boşaltılmış, yakılıp yıkılmıştı. Milyonlarca insan göçe zorlanmıştı. Binlerce insan yargısız infazlarla katliamdan geçirilmişti. Başı sonu olmayan işkenceler ve tutuklanmalar sıradanlaşmıştı. 2015’teki saldırıyla bu defa Kürtlerin şehir merkezleri hedef oldu. 1990’larda köyler 2015’te de şehirler yerle bir edildi. Türkiye yakıp yıkmada terfi etti yani.

Bu savaşın en önemli ayaklarından birisi basın üzerinden yürütülen savaştı. Zaten ‘Çöktürme planı’nda bu konu da işlenmiş ve psikolojik savaşın çerçevesi çizilmişti. Buna göre iç ve dış kamuoyuna ısrarla teröre karşı mücadele yürütüldüğü empoze edilecekti. Gerçek basının olayların geçtiği bölgeye girişi engellenecekti. Haber ve görüntüler sadece Anadolu Ajansı ve TRT üzerinden verilecekti. Asker ve polisin aldığı darbeler saklanacak, karşı tarafın kayıpları abartılarak verilecekti.

Türk hükümetleri bu defa bununla da yetinmedi. Buna Suriye Kürtlerini de dahil etti. PYD ve YPG’nin terörist ilan edilmesi için psikolojik harp makinası aralıksız ve ısrarlı çalıştırıldı. PYD’yi Suriye rejimiyle işbirliği içinde göstererek tecrit etmeye çalıştılar. Şimdi “Efrîn’de huzuru sağlayacağız” laflarıyla işgalin ortamını hazırlıyorlar. Halbuki başından beri Suriye’nin en huzurlu, kendisine yeten bölgesi Efrîn’di. Bütün sorun orada Kürtlerin örgütlenip kendi güvenliğini sağlamasıydı. 

Türkiye’nin sınırları bir dönem DAİŞ’in elindeydi. AKP hükümeti DAİŞ’le komşu olmaktan hiç rahatsız olmadı. Bir gün DAİŞ’in kendileri için tehlike olduğunu söylemeye dilleri varmadı. Tersini yaptılar. Sınırlarını DAİŞ’e açtılar. Binlerce DAİŞ militanı Suriye’ye istediği gibi girip çıktı. Silah ve cephane dahil binlerce TIR malzemeyi bu güçlere aktardılar. Bunu açığa çıkaran hâkim ve savcıları, asker ve polisi tutuklayıp suçlarını örtbas etmek için çırpındılar. Bu haberleri yapan gazetecileri düşman ilan edip hapishanelere attılar, yurtdışına kaçmaya zorladılar.

15 Temmuz 2016 darbe oyunları sonrası ise ortada sözde de olsa ne demokrasi ne de hukuk devleti söylemi kaldı. Türkiye tamamen OHAL ve KHK kararnamelerle yönetilir oldu. ‘Çöktürme planı’nı daha rahat uygulamak için aradıkları fırsatı yakaladılar. Erdoğan’ın deyişiyle Allah’ın kendilerine bir armağanı oldu darbe girişimi. Onlar esas darbeyi yaptılar. Cumhuriyet tarihinin en ırkçı ve faşist ‘milli mutabakatını’ kurdular. Türkiye, Suriye’de savaş halinde, açıkça başka bir devletin topraklarını işgal etmiş durumda. Güney Kürdistan toprakları aralıksız bombalanıyor, saldırı ve işgal girişimleri devam ediyor.

Bu açık saldırganlık, ırkçılık ve Kürt düşmanlığı psikolojik savaş sayesinde ters yüz ediliyor.

Türk basını tamamen çökertildi. Teslim alındı. Basın gerçeğin sesi olmak, gerçekleri halka yansıtmak yerine gerçekleri saklama ve saptırma aracına dönüştürüldü. AKP politikalarını ve MHP ile faşist ittifakını sorgulama ve eleştirime artık hapis ve cesaret gerektiren bir olgu haline geldi. Türkiye’nin akademisyenleri, aydınları ve basın çalışanları ya hapiste ya yurtdışına kaçtılar. Çoğunluk ise susturuldu. Tüm Türkiye suskunluğa ve karanlığa gömülür oldu.

Türk basının nasıl emir komuta zincirine bağlandığını ve ‘Çöktürme planı’nın bir suç ortağına dönüştüğünün en iyi örneği yakalanan iki MİT elemanı olayında görüldü. Gerilla güçleri iki MİT elemanını yaptıkları bir operasyonla tutukladılar. Bunlar yönetici düzeyinde elemanlardı. Haber ve görüntüleriyle basına yansıtıldılar. Bu olay en çok Türkiye’yi ve onların basınını ilgilendiriyordu. Ancak Türk basını kendileri için büyük bir skandal ve haber değeri olan olayı görmediler. Hiçbir basın organı haberi veremedi. Sosyal medyada haber dolaşıma girince onu da yasakladılar.     

MİT’çilerin yakalanması Türk basının ayarını çok açık biçimde açığa çıkardığı için de önemi bir olay oldu. Faşizmin hizmetindeki basının arsız ve yüzsüz olduğu biliniyor. Ancak bundan sonra öyle afra tafra bol kesen atma ve ahkam kesme onlar için kolay olamayacak. Bu gerçekler her zaman yüzlerine vurulacaktır.


150

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA