Heilbronn’a giriş yasağı!

Heilbronn’da hangi arkadaşımız hakkında bir dava açılmışsa altında Bayrak isimli istihbarat polisinin imzası bulunuyor. Mağdur olanların çoğu kendileriyle yaptığım röportajlardan ötürü suçlanıyor.

06 Ocak 2018 Cumartesi | Dizi

SAİT ÖZTÜRK


Türkiye’de kirli savaşın alabildiğince kanlı geçtiği, her gün neredeyse bir kaç köyün boşaltıldığı, cinayetlerin işlendiği zamanlardı. Tam da bu süreçte Alman hükümeti 26 Kasım 1993’te PKK’nin bütün faaliyetlerinin yasaklandığını açıkladı. Kürt hareketine ait bayrak ve sembollerin kullanılması suç sayıldı. Yasağa uymayan yüzlerce kişiye hapis ve para cezaları verildi. Yasak PKK ile sınırlı kalmayıp, Kürt derneklerine, kurumlarına kadar uzandı.

Mezopotamya Haber Ajansı’nın kapısına kilit vuruldu, Özgür Politika Gazetesi yüzlerce polis tarafından basılarak yasaklandı. Almanya’nın bu yasak kararı daha sonra diğer AB ülkeleri tarafından olduğu gibi üstlenildi. Nazi rejiminden sonra ilk kez bir siyasetçiye akıl almaz bir cezayı yine Alman mahkemeleri verdi. Kürt siyasetçi Muzaffer Ayata’ya yazı yazma yasağı getirildi. 

PKK’nin yasaklanması Almanya’nın “iç güvenliği”yle ilgili bir karar değildi. Çünkü Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde yapılan eylemlerin tümünde hedef Türk devletiydi. Alman kurumlarına ve güvenlik birimlerine yönelik herhangi bir eylem yapılmadığı halde alınan bu karar elbette, Almanya’nın siyasi ve ekonomik olarak yakın ilişkiler içinde olduğu Türkiye’nin bir isteğiydi.

Çeyrek asırdır devam eden yasakla Almanya Kürtleri cezalandırıyor, kriminalleştiriyor. Almanya’nın Heilbronn kentinde Kürt derneğine gidenler akıl almaz cezalarla cezalandırıyor. İmza zorunluluğu, şehre giriş yasağı, oturum iptali, düğün salonuna gitmek dahi suç sayılıyor.


50’den bin 500 kişiye 

Almanya’nın Heilbronn kentine yerleşen Kürtler de 1992 yılında küçük bir oda içerisinde sayıları 50’yi aşmayan bir kitle ile Kürt Kültür Derneği çatısı altında toplandı. Bu derneğin kuruluşuna daha çok işçi Kürtler öncülük etti. Zamanla sayıları artan Kürtler, kurum ve siyasi çalışmalara katılarak tecrübe sahibi oldu. Kürdistan’da gerçekleşen katliamlara da sessiz kalmayarak, demokratik haklarını kullanarak kamuoyunu bilgilendirmeye, yaşananlara karşı Alman kamuoyunu duyarlı kılmaya çalıştılar. Kuşkusuz Kürdistan’da katliamlar yaşanırken Alman devletinin Türk devletine verdiği destek Kürt halkı tarafından sürekli eleştirilse de; bu destekten vazgeçilmemiş, aksine Kürtlere yönelik saldırılar genişletilerek sürmüştür. Dernekler kapatılmış, Kürtler tutuklanmış, haklarında davalar açılmıştır. 

Heilbronn’da da her ne kadar derneği baskı altına almaya çalışmışlarsa da Kürtler, derneklerini bırakmayarak büyük bir direniş ile buna engel olmuştur. Özellikle de PKK yasağıyla birlikte her yerde olduğu gibi Kürtlere saldırılar burada da çoğaldı. Ancak geri adım atılmadı. Heilbronn’da yaşayan Kürtler, 92’de küçük bir odada 50 kişilik bir kitleyle başlayan örgütlülüklerini günümüzde bin 200 metrekarelik iki katlı sahibi oldukları bir konut, başta siyasi ve kültürel olmak üzere her soruna cevap olabilecek güçlü bir meclis, 250 resmi üye ve bin 500’ü aşkın bir kitleye ulaştı.


Keyfi saldırılar

Alman devletinin baskı ve yasaklamalarına rağmen  Heilbronnlu Kürtler mücadelelerinden taviz vermezken; devlet ise baskı ve saldırılarını günümüzde de sürdürüyor. Oturumları iptal etme, para cezası verme, belli bir bölgede kalma zorunluluğu sıkça karşılaşılan uygulamalar. Zorunlu olarak polise imza atma, gençleri korkutup mücadeleden uzaklaştırma, yapılan etkinliklerin tümü yasal izinler çerçevesinde olduğu halde keyfi saldırılar yapıp insanları tartaklama ya da gözaltına alma, hatta aile içerisine kadar girip aileyi parçalamaya çalışma, sokak başlarında insanları alıp ajanlaştırmaya çalışma benzeri birçok baskı uygulanıyor.


Dernek projelere alınmıyor

Bu baskılarla sınırlı kalmayıp derneğimiz de bilinçli olarak siyasi bir tecritle karşı karşıya bırakılıyor. Tamamen yasal bir dernek olduğumuz halde şimdiye kadar belediyeden diğer derneklerin yararlandığı tek bir yardımdan yararlanmadık. Birçok başvurumuz değişik gerekçelerle geri çevrildi/çevriliyor. Belediyenin derneklere yönelik tek bir projesinden de faydalanamıyoruz. Entegrasyon adı altında Türkiyeli dernek ve camiler her birkaç ayda belediyenin organizesiyle bir araya geliyor. Bu toplantılarda birçok konu tartışılıyor, program ve projeler planlanıyor. Kürtlerin bir camisi ve derneği olduğu, katılmak istediğimiz halde başvurularımız farklı gerekçelerle kabul edilmiyor. Mesela ‘Siz de toplantıya katılırsanız Türklerle kavga edebilirsiniz’ denilerek talebimiz geri çevrilebiliyor. 


Derneğin tek muhatabı: Polis

Diğer bir konu ise belediye yöneticileri birçok derneğin programlarına katılıyor ancak bize karşı önyargılı yaklaşılıyor.  Bir iki parti dışında siyasi partilerin genel yaklaşımı Alman yargısı ve güvenlik güçlerininki gibi. Ne görüşme talebimiz kabul ediliyor ne de davetimize iştirak ediliyor. Kısacası, derneğimizin tek bir muhatabı vardır o da polistir. Hem de günün 24 saatinde onlarla muhatabız. Derneğimiz sürekli polis kontrolünde. Gelen gideni gözetliyorlar.


Her taşın altından Bayrak çıkıyor

Farklı dönemlerde yönetimimizde yer alanlar ya da herhangi bir eyleme katılan üyelerimize yönelik baskılara da dikkat çekmeye çalışacağım. Ancak bunu okurken en çok sevinip yararlanmaya çalışacak kişi ise eminin ‘Bayrak’ isimli Türk asıllı istihbarat polisi olacak. Çünkü onun işi gücü bizimle uğraşmak. Özelikle son dönemde hangi arkadaşımız hakkında bir dava açılmışsa altında onun imzası bulunuyor. Diğer ilginç olan konu ise mağdur olanların çoğu kendileriyle yaptığım röportaj ya da herhangi bir etkinliğimiz ile ilgili gazetemiz Yeni Özgür Politika’da çıkan haberler üzerinden suçlanıyor. Gazetedeki haber ve yayınlanan fotoğraflar hem bana hem de o kare içerisinde yer alan kişi ya da kişilere karşı mahkemede delil olarak gösteriliyor. 


Düğün salonuna gitmek yasak!

Heilbronn’da Kürtlere yönelik yıllardır birçok kişi değişik suçlamalarla mahkemeye verilmiş, oturumları elinden alınmış, zorunlu imzaya tabi tutulmuş, derneğe gitme yasağı konulmuş durumda. Öyle ki bazılarına Heilbronn’a giriş/çıkış yasağı bile konuldu. İlginç olan bir yasak ise Heilbronn’a bağlı bir köyde var olan düğün salonuna gitme yasağı. Gerekçesi ise ‘Bu salonda PKK kuruluş kutlaması yapılması ihtimali…’ Bu yasak yıllardır devam ediyor. Bu salonda bir çok kez derneğimiz tarafından etkinlik organize edildi. Yapılan etkinliklerin hepsi ‘PKK propagandası’ sayılıyor. Aynı salonda 2003 yılında dernek başkanı olarak bir konuşma yapmıştım. Yaptığım konuşma kitle tarafından ayakta alkışlarla karşılanmıştı. Bundan dolayı gittiğim bütün mahkemelerde ‘PKK propagandası yaparak halkı galeyana getirmişsin’ denilerek suçlandım. 


12 kişiye polise imza zorunluluğu

Ulaştığım tespitlere göre Heilbronn’da 1’i kadın 12 kişi haftada bir ya da iki gün zorunlu olarak polise imza vermek zorunda. Tespit edemediğim ancak onlarcasının oturumu elinden alınmış; ‘duldung’ (geçici oturum) ya da birkaç aylık oturum verilmekte. 


‘Oturumum elimden alındı’

Ben 20 yıldır Heilbronn kentinde yaşıyorum; bu kentte en fazla dernek başkanlığı ve yöneticilik yapmış biriyim halen de meclis eşbaşkanlığına devam etmekteyim. Aynı zamanda Yeni Özgür Politika muhabirliğini yapmaktayım. 18 yıldır aralıksız aynı işte çalışmaktayım. 2005 yılında oturumum elimden alındı. 

İlk başlarda üç ayı geçmek üzere kısa dönemlerle geçici oturum veriyorlardı. Çocuklarım ve eşim de aynı şekilde mağdur ediliyor. Dört çocuğumun hepsi Almanya’da doğmuş, yasalara göre direkt Alman vatandaşı olmaları gerekmekte. Ancak benden dolayı tek bir tanesine bile Alman vatandaşlığı verilmiyor. Mahkemelere başvurmamıza rağmen değişen bir şey yok. Çünkü hukuk değil, siyasetin hukuku bize karşı işletiliyor. 



Haberler de suç sayıldı

Hukuki mücadelemiz devam ettikçe dernek çalışmalarıyla birlikte gazetemize yazdığım haberleri de suç saydılar. Şu anda iltica hakkım tamamıyla elimden alındı. Uzun zamandır çalıştığım için işten dolayı artık yıllık olarak oturum veriliyor ama pasaport verilmiyor. Pasaport olmadığı için Almanya dışına çıkmam yasak. Ayrıca haftada 3 gün imza atma zorunluluğu da getirdiler. Bunu kabul etmeyip açlık grevine girdim. Bundan dolayı haftada 1 güne indirdiler. Uygulamayı protesto ettiğim için imza vermiyorum. Bu 2017’nin Nisan ayı sonunda gerçekleştirilen mahkemeyi de her zaman olduğu gibi yine kaybettim. Artık Stuttgart Mahkemeleri’nde itiraz hakkım kalmadı. 




Protesto için imzaya gitmiyor


Heilbronn’da benim gibi kriminalizasyon politikasının mağduru olan diğer Kürtler ile de konuştuk. Ancak görüştüğüm kişilerin de isteği doğrultusunda, bu yazı gerekçe gösterilerek haklarında yeni bir dava açılmasın diye isim ve fotoğraflarını vermeyeceğiz. Bu nedenle mahlas isimler kullanıyoruz. 

E.M. adlı mağdurun 2009 yılından beri oturumu elinden alınmış. Gerekçe ise derneğe gitmek, eylemlerde yer almak ve  gazetemizde çıkan bir fotoğraf karesinde yer almasıdır. ‘PKK adına faaliyet yürütüyor’ denilerek suçlanıyor. Yıllarca kendisine ‘duldung’ verilmiş. Haftada iki kez de polise zorunlu olarak imza atıyor. E.M. tepkisini şöyle dile getiriyor: “Yıllardır Almanya’da yaşıyorum. 10 yılı aşkındır çalışmaktayım ve burada iki çocuğum doğdu. Yıllardır Heilbronn dışına çıkmama kararı ve elime verilen ‘duldung’ ile yaşıyorum. Bu yetmedi bir de polise haftada iki kere imza atma zorunluluğu getirmişler. Ama protesto amacıyla gitmiyorum. Çünkü büyük haksızlık.”


Hakimin adaleti: 5 yıl boyunca derneğe gitme!

Ekim ayı içerisinde görülen mahkemede yaşananları örnek olarak gösteren E.M, Kürtlere dayatılan ‘adalet’ anlayışını şu cümleler ile ifade ediyor: “Ekim ayında Stuttgart Mahkemesi’ne gittim Türk asıllı Bayrak adlı istihbarat polisi yine oradaydı. Gerekçeleri gazetede çıkan bir fotoğraf karesinde yer almak, derneğe gitmek ve eylemlere katılmak… Bunların yasal hakkım olduğunu ve bunları kullanacağımı belirtirken, hakim sözümona bir orta yol bulacağını belirterek şunları söyledi: ‘Beş yıl içerisinde derneğe, herhangi bir eyleme ve üye olmamak şartını kabul eder ve imzalarsan beş yıl sonra senin durumunu yeniden değerlendirip karar vereceğiz.’ Ben de buna itiraz ederek, bir Kürt olarak her yerde olacağımı, kararlarını da kabul etmeyeceğimi söyledim. Ve mahkeme böylece bitti. Sonucu şimdiden bellidir…”


Heilbronn’a giriş yasağı 

S.B. adlı diğer kişinin ise PKK’ye çalışma yaptığı, birçok toplantıda konuştuğu ve eylemlere katıldığı gerekçesi ile 2013 yılında oturumu elinden alınmış. Derneğe gitmek, eylemlere katılmak ve kaldığı köy ile Heilbronn arası beş kilometre olmasına rağmen kente geliş yasağı vermişler. Yasakları çiğnediği gerekçesi ile birçok kez para cezası almış. Ve ilginç olan da Heilbronn’a 20 kilometre uzaklıkta bulunan Ilsfeld adlı köye girişi yasağoı. Gerekçe; ‘Bu köyde bir düğün salonu var ve bu salonda PKK geceleri yapılır.’ 


Eşinin oturumunu da aldılar 

S.B.’nin ailesi de bu baskılardan nasibini alıyor: “Türkiye’de cezam olduğu için beni gönderemiyorlar ama her türlü baskı da vardır. İlk başlarda iki şimdi ise bir kez imzaya gitmek zorundayım. Sadece kaldığım köy içerisinde sınırlı bırakılmaktayım. Bu benim için açık bir cezaevi gibidir. Bu baskılarla yetinmeyip ailemi parçalamaya çalışıyorlar. Örneğin; eşimin oturumunu elinden aldılar. Kendisine ‘duldung’ verdiler. Eşim her oturuma gittiğinde Yabancılar Dairesi’ndeki görevli beni hedef göstererek ‘Sana bu oturumu vermek zorundayız. Suçlu senin kocandır. Onun yüzünden oturum sahibi olmuyorsun’ benzeri provokatif konuşmalarla eşimi bana karşı kışkırtmaya çalıştı. Bizi parçalamaya çalışıyorlar. Benden ayrı yaşayan, vatandaşlığa başvuru yapan oğluma da vatandaşlık hakkı vermeyeceklerini söylüyorlar.” 


Defalarca para cezası kesildi 

S.B.’ye kendisine yönelik yasakları çiğnediği ve derneğe gittiği için birkaç kez para cezası verilmiş. Hakkında verilen en son ceza ise 900 Euro. Bu parayı vermeyeceğini gerekirse cezaevinde yatacağını söylüyor.


‘Gazetede fotoğrafın çıktı’

E.E isimli diğer bir mağdur ise ilk başlarda iki şimdilik haftada bir imzaya gidiyor. Oturumu elinden alınmış. En fazla üç aylık oturum veriyorlar. Heilbronn kenti dışına çıkma yasağı var. Gerekçesi ise bir dönem meclis eşbaşkanlığı yapmış olması, eylemleri organize etmesi ve çalışmaları hakkında kendisi ile yaptığım röportajlar. 



1610

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA