Bana hesap soramazsınız

Yüksekdağ, suçlama konusu yapılan bütün sözlerini savundu, yargılama konusu yapılmasına tepki gösterdi: "Beni assalar dahi o söylediğim sözlerden dolayı kimse bana hesap soramaz. Ben halkıma hesap veririm, insanlığa hesap veririm."

07 Aralık 2017 Perşembe | Haber

Yüksekdağ, Kobanê serhildanı ve YPG’nin direnişiyle ilgili bütün sözlerinin arkasında durarak, yeniden tekrarladı ve siyasi iktidar ile devlet organlarını mahkum etti. Mahkemeye tepki gösterip saygıya davet eden Yüksekdağ, "Kararınızı verdiyseniz sürdürmeyi bu tiyatroyu" dedi.

Yargıtay tarafından parti üyeliği ve vekilliği düşürülen HDP eski Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ’ın tutuklu yargılandığı davanın üçüncü duruşması Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Duruşma öncesi çok sayıda partili otobüslerle cezaevi önüne geldi. Gazeteciler önce duruşma salonuna alınmadı, avukat ve HDP’li milletvekillerinin mahkeme heyetiyle görüşmesi sonrası gazeteciler duruşma salonuna girebildi. Duruşmayı izlemek için gelen yabancı heyetler ve yurttaşlar, “Talimat var” denilerek salona alınmadı. Duruşmaya, HDP Eşbaşkanı Serpil Kemalbay, İHD Eşbaşkanı Öztürk Türkdoğan, KESK Eşbaşkanı Mehmet Bozgeyik ile çok sayıda HDP’li vekil de katıldı. 

 Mahkeme heyetinin gelişiyle duruşma başladı. İddianame okunması sırada avukatlar yabancı heyetler ve yurttaşların içeri alınmamasına itiraz etti. Bunun üzerine mahkeme heyeti yabancı heyetlerin ve yurttaşların salona alınmasını görüşmek için duruşmaya ara verdi. Mahkeme heyeti, salona yeteri kadar seyirci alındığı için daha fazla seyirci almaya gerek olmadığına, Berlin Eyalet Parlamentosu’ndan katılmak isteyen Hakan Taşın’ın duruşmaya alınmasına, yabancı heyetlerin duruşmaya alınmalarında “güvenlik problemi” bulunduğu gerekçesiyle duruşmaya alınmamalarına karar verdi.

 Yüksekdağ’ın duruşmasını izlemek için gelen heyetler şunlar: Fransa Sol Parti, Fransa Kominist Partisi, İtalyan İlericiler ve Demokratlar Hareketi, İsveç Sosyal Demokrat Parti, Norveç Kızıl Parti, Norveç Sosyal Demokrat Partisi, Yunanistan SRİZA, İngiltere’den İnsan Hakları aktivisti ve avkutlar, Alman Sosyal Demokrat Partisi, Avrupa Parlamentosu Sol Grubu, İrlanda Sinn Fein, İngiltere İşçi Partisi, Britanya Genel Sendikası, Danimarka Kırmızı-Yeşil Birlik Grubu ile Danimarka Liberal Parti temsilcileri.

 Yaklaşık 500 kişilik olan salonda Yüksekdağ ile izleyiciler arasına yaklaşık yüz metre mesafe konulması dikkat çekti. 

Avukat Ramazan Demir, duruşma salonunda Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili Aytekin Cenikli’nin oturduğunu belirterek, “Başsavcı neden salonda bulunuyor, salonda bulunma sebebi nedir? Aldığınız kararda başsavcının etkisi ve baskısı olmuş mudur?” diye sordu. Mahkeme başkanı ise “İsterse oturur isterse gelir kürsüde bile oturur. Siz salona herkesin girmesini istiyorsunuz ancak devletin başsavcısının oturmasını istemiyorsunuz” diye cevapladı. 

 

Mahkemenin üzerindeki el

 Mahkeme başkanı iddianamede Yüksekdağ’a yöneltilen suçlamaları okudu. Ardından Yüksekdağ, savunmasına partileri, avukatları, milletvekilleri ve duruşmayı izlemek için gelen yurttaşları selamlayarak başladı. Yüksekdağ, şöyle devam etti: “argı Türkiye’de hiçbir zaman bağımsız olmadı ancak, bu denli bağımlı ve baskı altında olduğu başka bir dönemi hatırlamıyor. Mahkeme heyetinin üzerinde karanlık bir elin olduğunu, heyeti baskıladığını ve aldığı kararlarda etkili olduğunu düşünüyorum. Bu el, bu gölge artık kendini gizleme gereği dahi duymuyor.

 

Adalet yoksa çürüme başlar

 Bir ülkede adalet olmadığı zaman çürüme başlar. Bizim ülkemiz de çürümeye başladı, ancak benim bu memlekete dair umutlarım tazeliğini koruyor. Siyasi iktidarın sorumsuzluğu üzerinden ülkemizdeki adaletsizlik çok ileri noktalara taşındı. Mahkeme salonlarındaki adaletten bahsetmiyorum, siyasi adaletten bahsediyorum.

 

Siyasi bir yargılamadır

 Sincan’a gelirken ne düşündüm biliyor musunuz? Sincan’da daha önce tanklar yürümüştü bir darbe ile gündeme gelmişti. Daha sonra 15 Temmuz darbe girişiminde bulunanlar Sincan’da yargılanmıştı. Şimdi ise HDP’nin Eşbaşkanları yargılanmak üzere Sincan’a getiriliyor. Bu da siyasete yapılan darbenin resmidir. Tesadüf müdür? Bilmem, ancak Sincan her dönem darbeler ile gündeme geldi. Türkiye’de darbe mekanizması 15 Temmuz’dan çok önce 20 Mayıs’ta harekete geçirildi. Tetikçiler çoktan karar vermiş ve bizim için süreç başlamıştı. Bizler tutuklandığımızı mahkemelerden değil, televizyonlardan öğreniyorduk. Bu yargılama hukuki bir yargılama değil, siyasi yargılamadır. Siyasi iktidarın, kendisi dışındaki her odağı ezme çabasıdır.

7 Haziran’da siyasi iktidar HDP’nin çantada keklik olmadığını anladı, Cumhurbaşkanı 7 Haziran sonrası koalisyon çalışmalarına müdahale etti; 20 Temmuz Suruç katliamı ile birlikte demokratik siyasete resmen darbe vurulmuş oldu. 


Siyaset felç olmuş

 Peki biz içeri alındık, basını medyayı susturdular, HDP’li milletvekilleri ile partililer içeri alındı, MHP ile ittifak yaptılar ellerine ne geçti? Neyi başardılar? Ne ölümler bitti ne ekonomi düzeldi. Türkiye huzura ermedi. Siyaset felç olmuş, enflasyon yüzde 13’e dayanmış durumda. Türkiye ekonomik ve siyasi bir krizin içindedir."


Her koşulda siyaset

Yüksekdağ, verilen aranın ardından devam etti. HDP'nin her koşulda siyaset yapacağını kaydeden Yüksekdağ, parlamento dışında da siyaset yapacaklarını ifade etti. Yüksekdağ, savunmasına şöyle devam etti: "Siyasi iktidar bunun farkına varamaz çünkü farkına varamayacak kadar kendinden geçmiş, çılgınlıktan gözü kararmış durumda, Türkiye'nin sigortası çoktan attı, hassas noktaların da kayışlarını kopardılar. Siyasi iktidar Türkiye'yi nereye çarpacağı belli olmayan bir noktaya götürüyor. Bu gidişatı durdurmanın yolu elbette var. Bizler içeride, arkadaşlarımız dışarıda bu zor koşullarda imkansızı sağlayacak hareket kabiliyeti sergiliyorlar. Siyasi mücadele yürütemiyoruz, çıplak zora karşı mücadele yürütüyoruz. 


Sürdürmeyin bu tiyatroyu

İddianamede belirtilen konular ve iddianamenin ele alış biçimine değinen Yüksekdağ, sözlerini savundu, yargılama konusun yapılmasını eleştirdi. Mahkeme heyeti, Yüksekdağ'a Cizre ve Sur'a ilişkin yaptığı konuşmaları hatırlatarak, "Orada hendek kazanlar kimdi" sorusunu yöneltti. Yüksekdağ, şu cevabı verdi: "Cizre'de Sur'da yüzlerce sivil öldü. Orada sadece silahla çatışan insanlar yoktu. Orada siviller de vardı. Kararınızı verdiyseniz bu yargılamayı sürdürmeyin. Bu yargılamayı yapmayın, kendinize de bana da hakaret etmeyin. Ben burada öldürülen 7 yaşındaki çocuktan, sokaklarda cesedi çırılçıplak teşhir edilen kadından bahsediyorum. Bunu bir terör örgütü olarak kabul eden sizlersiniz. Biz siyasi iktidara anlatırken de aynı gerilimi yaşıyorduk, sizinle konuşurken de aynı gerilimi yaşıyoruz. Birbirinizden farkınız yok. Verin kararınızı ve bu tiyatro sürmesin böyle."


Kimse hesap soramaz

Yüksekdağ, savunmasında Mehmet Tunçları selamlayarak, direnişe sahip çıktı. Yüksekdağ, "Ben Van milletvekiliyim. Beni assalar dahi o söylediğim sözlerden dolayı kimse bana hesap soramaz. Ben halkıma hesap veririm, insanlığa hesap veririm. Siyasi iktidarlar da mahkeme heyetleri de fanidir. Bizim sözlerimizi tarih yazacak, tarihin işiteceği şekilde konuşmakla mesulüm" dedi.

Yüksekdağ, Kobanê serhildanı ve YPG’nin direnişiyle ilgili bütün sözlerinin arkasında durarak, yeniden tekrarladı ve siyasi iktidar ile devlet organlarını mahkum etti.

Yüksekdağ'ın savunmasından sonra avukatları söz aldı. Gazetemiz baskıya hazırlanırken duruşma devam ediyordu.



Demirtaş davası 399 gün sonra başlıyor

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklu bulunduğu davanın ilk duruşması bugün Sincan’da görülecek. Mahkeme, Demirtaş’ın duruşmaya getirilmeyeceğini tebliğ etti. Demirtaş ise SEGBİS’le duruşmaya katılmayacağını söyledi. 

Demirtaş’ın tutuklu bulunduğu davanın ilk duruşması bugün Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. 31 fezlekenin iddianameye girmesiyle açılan davada fezlekelerin tamamı Demirtaş’ın yaptığı konuşmalarla ilgiliyken, hazırlanan iddianame, Demirtaş’ın “örgüt kurmak ve yönetmek” suçlaması üzerinden düzenlendi. Demirtaş’ın ilk tutuklama kararının gerekçesi olarak “ifadeye gelmemesi” gösterilmişti. Demirtaş, 4 Kasım 2016’da savcılıkta ifade verdi, ancak ilk duruşma 399 gün sonra, yani bugün görülecek.

 

Demirtaş getirilmeyecek

Mahkemenin üç gün önce avukatlarına yaptığı tebligatta Demirtaş’ın duruşmaya “güvenlik” gerekçesiyle getirilmeyeceği, SEGBİS yoluyla duruşmaya katılması istendi. Buna karşın Demirtaş, avukatları aracılığıyla SEGBİS yoluyla duruşmaya katılmayacağı, yüz yüze yargılanmak istediği belirtti. Demirtaş’ın davası Ankara Adliyesi’nden Sincan Cezaevi Kampüsü içerisinde bulunan bir duruşma salonuna alındı.

Demirtaş’ın avukatlarından Aydın Erdoğan, davayı “siyasi kin ve husumet davası” olarak nitelendirdi. Erdoğan, “Demirtaş’ın bir örgüt yöneticisi olduğu doğrudur. Ancak bu örgüt HDP’dir. Demirtaş HDP’nin tüm kurul ve meclis grubunun eşbaşkanıdır” dedi.

 

AKP’nin ilk yenilgisinin intikamı

7 Haziran seçim sonuçlarını hatırlatan Erdoğan, “AKP, 2002 yılından bu yana ilk yenilgisini HDP karşısında aldı. Yaşanan yenilginin ardından seçim sandığında kazanamayan AKP, yargı eliyle HDP’yi sindirmeye çalışmaktadır” diye konuştu.

 

Sincan’a sebepsiz taşındı

 Duruşmanın Sincan Cezaevi Kampüsü’ne götürülmesine tepki gösteren Erdoğan, şunları söyledi: “Geçerli hiçbir neden olmamasına rağmen Demirtaş’ın duruşması Sincan’a taşındı. Duruşma salonları Ankara Adliyesi Adalet Komisyonu Başkanlığı belirliyor. Bu siyasi bir davadır, Adalet Komisyonu üyeleri ve adliye çalışanları bu siyasi amaçlara alet olmamalıdır. Demirtaş’ın muhatabı Erdoğan’dır. Erdoğan da bu muhataplığı seçim meydanlarında göstermesi gerekir. Demirtaş’ı hapiste tutarak, siyaset yapmasını engellemek korkunun ve acizliğin ifadesidir.” 


Hukuk garabetidir

HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi, Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran’ın imzasıyla “Demirtaş davası hukuk garabetidir” başlıklı yazılı açıklama yayınlandı. 

Açıklamaya göre garabetler, özetle şöyle:

* Demirtaş 04 Kasım 2016’da gözaltına alındı, jet hızıyla verilen tutuklama kararının ardından adeta kaçırılarak Edirne Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne götürüldü. Dava açılmasından sonra Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 1, Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 2 defa duruşma tarihi verilmesine rağmen mahkeme karşısına çıkarılmadı. İlk duruşması tutuklanmasından 399 gün sonradır. 

* Demirtaş’ın halktan kaçırılması, duruşmaya çıkartılmamasıyla sınırlı değildir. Dosyası basından, uluslararası gözlemci heyetlerden, ailesinden ve avukatlarından da kaçırılmaktadır. Duruşmanın Sincan Cezaevi Kampüsü içerisindeki 20 (yirmi) izleyici kapasiteli en küçük baraka salonda yapılmasına karar verildi. Demirtaş’ı savunacak avukat sayısı bin 250’nin üzerindedir. 

* Yargıtay, Demirtaş’ın yargılamasının “kamu güvenliği için tehlikeli” olması gerekçesiyle dosyanın Diyarbakır’dan Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakline karar verdi. Bu karar üzerine dosya Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’ne kaydedildi.

* Demirtaş’ın yargı süreci hukuka aykırı karar ve eylemlerle doludur. Bugün başlayacak yargılamanın hukuki değil siyasi nitelikte olduğunun; kararın hukuk ilkeleri ile değil siyasi saiklerle verileceğinin çok açık örnekleridir. 

 

AYM karar veremedi

 Anayasa Mahkemesi (AYM) İkinci Bölümü, Demirtaş’ın başvurusunu karara bağladı. Mahkeme dosyayı AYM Genel Kurulu’na sevk etti. Kararı önümüzdeki haftalarda AYM Genel Kurulu verecek. 4 Kasım 2016'da tutuklanan Demirtaş'ın avukatları tarafından AYM'ye yapılan başvuru yaklaşık 13 ay sonra gündeme alınarak, görüşüldü. 

Anayasa Mahkemesi, Ergenekon davasında tutukluyken CHP’den İzmir milletvekili seçilen Mustafa Balbay'ın yaptığı bireysel başvuruyu ise kabul ederek, tahliyenin yolunu açın bir karara imza atmıştı. 



Ankara’da HDP yasağı

Ankara Valiliği, Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve İdris Baluken'in duruşmalarına destek amacıyla yapılacak eylem ve etkinliklerin yasaklandığını duyurdu. 

Ankara Valiliğinden yapılan açıklamada, sosyal medya aracılığıyla yapılan paylaşımlarda 6-7 Aralık tarihlerinde Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve İdris Baluken hakkında görülecek olan dava duruşmalarına destek vermek amacıyla HDP Genel Merkezi tarafından yapılması muhtemel eylem ve etkinliklere katılım sağlanması yönünde çağrılar yapıldığı tespit edildiği belirtilerek, "Söz konusu dava duruşmaları ile ilgili olarak Sincan Cezaevi/ Adliyesi Kampüsü ile Ankara Adliyesi önü ve çevresinde oluşturulacak topluluğun bazı terör örgütleri tarafından suistimal edilerek muhtemel hedef teşkil edeceği; terör örgütleri tarafından katılımcılar ve vatandaşlara yönelik eylem yapılabileceği; böylelikle kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasını tehlikeye düşürebileceği değerlendirilmektedir" denildi.

Bu nedenlerle 6-7-8 Aralık tarihlerinde başta Sincan Cezaevi/Adliyesi Kampüsü önü ve çevresi ile Ankara Adliyesi önü ve çevresi olmak üzere Ankara genelinde umuma açık alanlarda “kanuna aykırı her türlü toplanma, yürüyüş, oturma eylemi, anma toplantısı ve bu gibi eylem/etkinliklerin 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/C maddesine göre il sınırları içerisinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyet kamu esenliğinin sağlanması amacıyla 2911 sayılı Toplantı Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 11. maddesinin K ve M bendi hükümleri doğrultusunda yasaklandığı” kaydedildi.

 

Düşünür ve politikacılar: HDP'li vekilleri bırakın

Dünyaca tanınmış çok sayıda düşünür, yazar ve politikacı, rehin tutulan HDP’li vekiller için dayanışma metni imzaladı

Aralarında Noam Chomsky, Slavoj Zizek, Antonio Negri, Nancy Fraser, Elfriede Jelinek gibi dünyanın önde gelen düşünür, yazar ve politikacıları, HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın bugün görülecek davası öncesi ortak metin imzaladı. Metinde, HDP’li vekillerin tutuklanmasının kabul edilemeyeceği vurgulandı. Metinde, "HDP uğradığı sistematik baskı, Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın da aralarında olduğu 13 HDP milletvekilinin tutuklanması (dördü daha sonra serbest bırakılmıştır), kabul edemeyeceğimiz bir şey olup Türkiye'nin demokratik çoğulculuğuna bir saldırıdır. Muhalefet olmadan demokrasi olmaz. Demokrasi ve adalet için mücadele edenlerle beraberiz. HDP Eşbaşkanlarının ve diğer milletvekillerinin Türkiye hapishanelerinden derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" denildi. 

Metne imza atan isimler şöyle: Noam Chomsky, Antonio Negri, Michael Hardt, Chantal Mouffe, Slavoj Zizek, Colin Crouch, Elfriede Jelinek, Axel Honneth, Hito Steyerl, Joseph Vogl, Nancy Fraser, Rebecca Harms, Wolfgang Tillmans, Yanis Varoufakis, Gabriele Zimmer, Takis Hadjigeorgiou, Jean-Paul Denanot, Costas Mavrides, Marek Plura, Tiny Kox, Marietta Tidei, Sergei Stanishev, Monica Frassoni, Konstatin Woinoff, Pablo Iglesias Turrión, Pierre Laurent , Garry Adams, Jonas Sjöstedt, Pernille Skipper, Katja Kipping, Bernd Riexinger, Eric Coquerel, Danielle Simonnet, Jean-Luc Mélenchon, Evelyne Huytebroeck ve Lena Rådström Baastad.


1101

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA