Mehmet Akbaş: Köklerimden besleniyorum

‘’Babaannem ve annemden emanet aldığım şarkılar da oldukça fazla. Onun dışında çevre köylerden imkan buldukça derleyebildim. Şimdi de bu şarkıları kendi müzikal anlayışımla dış dünyaya ulaştırmanın heyecanını taşıyorum.’’

25 Eylül 2017 Pazartesi | Kültür-Sanat

Mehmet Akbaş Kürt müziğinin başarılı isimlerden biri. Kürt ezgilerini batı müziğiyle harmanlayarak dinleyiciyle buluşturuyor. Kendisini müzik yaparak ifade ediyor. “Köklerinden” beslenerek müzik yaptığını söyleyen Akbaş, Kürt müziğinin yanı sıra evrendeki sınırsız müzik türlerinin de kendisini etkilediğini söylüyor.

Kürt müziğine ait eserlerin kayıt altına alınmasının önemine dikkat çeken Akbaş, ‘’Kürt müziğinde çok önemli üretimler ve iyi çıkışlar var. Son yıllarda world müzik listelerine giren ve dünya radyolarına giren iyi Kürtçe albümler var ama Kürt halkı bundan ne kadar haberdar, basında buna ne kadar yer verildi? Kürt halkı bu sanatçılarla ne kadar buluşabiliyor? Başka toplumlarda bu tür şeyler ana haber bültenlerine ve gazetelerin manşetlerine dahi taşınabiliyor. Bunun sorgulanması gerekiyor’’ diyor.


Müzik yapmanın sizin için anlamı nedir? Birkaç cümle ile dile getirebilir misiniz?

 Müziğe hayatımın merkezinde yer verdim. Ben şarkı söyleyerek sesimle, nefesimle kendimi en iyi ifade edebildim. 

 

Müziğinizde Kürt müziğinin geleneksel tınılarını batı müziği ile harmanlıyorsunuz. Bu müzik tarzını belirlerken sizi etkileyen neydi. Bu ezgileri yeniden yorumlarken ne hissediyorsunuz, ne yaşıyorsunuz?

 Bir şarkıcı olarak her şeyden önce benim beslendiğim alan kendi köklerim, bizim geleneksel müzik formlarımız. Bunun yanı sıra yaşadığımız evrende sınırsız müzik türleri var. Farklı saundlar dinleme olanaklarımız var. Müziğimizi şekillendiren biraz da bu dönemin insanı olmamız. Bu dönemin insanı olmamız bu dönemin olanaklarıyla müzik yapmamızı gerektiriyor. Albümüm Pia’da 5 yıl önce çıktı. İki ayrı albümü beraber çıkarttık ve belirli kalıplara takılmadan evrensel normları hedefleyen bir sound anlayışıyla kaydetmiştik. Ondan dolayı da, BBC dahil dünya radyolarında 10’a yakın şarkımız çalındı, world müzik listelerinde yer aldık. Müziğimiz ile dış dünya ile bir bağ kurabildik, oralara taşıyabildik ve lokal kalmadık.

 

Albümünüze parça seçerken nelere dikkat ediyorsunuz? Benim aklımda kalan Soranca ezgilere çok yer verdiğiniz yönünde.

 Soran şarkılarına konserlerde daha fazla yer veriyoruz aslında. Pia’nın ana dili daha çok Zazacaydı, bunun yanı sıra yaşadığımız coğrafyanın diğer dillerinden de şarkılara yer verdik. Biriktirdiğim, üzerinde çalıştığım geleneksel şarkılar ve yazdığım Zazaca şarkılar albümün repartuvarını oluşturdu.

 

Kürt müziğinde geçmişle kıyaslandığında bir “Tıkanma”, “Elde olanı tüketme” olduğu yönünde tartışmalar var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Kürt müziğindeki üretimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

 Kürt müziğinde çok önemli üretimler ve iyi çıkışlar var. Son yıllarda world müzik listelerine giren ve dünya radyolarına giren iyi Kürtçe albümler var ama Kürt halkı bundan ne kadar haberdar, basında buna ne kadar yer verildi? Kürt halkı bu sanatçılarla ne kadar buluşabiliyor? Başka toplumlarda bu tür şeyler ana haber bültenlerine ve gazetelerin manşetlerine dahi taşınabiliyor. Bunun sorgulanması gerekiyor ve kendimize eleştirel bakmamız gerektiğini düşünüyorum.

Bundan birkaç yıl önceye kadar bölgede organize edilen yüzden fazla festival vardı ve bu festivallerde üreten Kürt müziğine ivme kazandıran potansiyeli olan sanatçılar yeterince konumlandırılmadı. Bu türlü organizasyonlar Kürt müzisyenleri için maddi-manevi olanaklar sağlayabilir ve üretimin çoğalmasına, yayılmasına vesile oluyor çünkü.

 

Birçok Kürt eserinin Türkçeleştirilmesine ilişkin son dönemlerde ciddi tartışmalar yaşandı. Özellikle sosyal medya üzerinden gündem oluştu. Buna karşı ne tür önlemler alınmalı, siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

 Bu anlamda ciddi çalışmalar yapıldı. Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) bünyesinde yapılan çalışmalara biz de dahil olduk. Şahiya Stranan serileri var keşke bu seriler biraz daha fazlalaştırılsa, keşke bunun imkanları oluşturulabilse. Bu çok güzel bir çalışma onun dışında ben çalışmalarımda yer vermeye çalışıyorum. Leyla şarkımız bunlardan biri. Yaptığımız işlerde o eserlere yer verebilmek, güncelleştirmek gerekiyor. Sadece Kürtlerden değil, diğer halklardan da çok fazla çalındı. Sosyal medyada yürütülen tartışma da bu yöndeydi, iyi de oldu. Ben bunu en çokta bizim statüsüzlüğümüze bağlıyorum! 


Önümüzdeki sürece ilişkin çalışmalarınız var mı?

Öncelikle dinleyenlerimize iki konser haberi vermek istiyorum. İstanbul’da 30 Eylül’de konserimiz olacak.7 Ekim’de müziğimizin değerli kadın şarkı yazarlarından sevgili Ruşen Alkar’ın konseri var. Arkadaşımız Mirady ile sahne konuğu olarak Amedli müzikseverlerle buluşacağız. Proje bazında da önümde çok proje var.

Koşullar oluştukça ben projelerimi bir şekilde kayıt altına alıyorum. Önümde Piran ve çevresinden derlediğim Zazaca şarkılar var. Almanya’da yaşayan bağlama virtüözü Taner Akyol’un Trio’su ve elektronik müzik sanatçısı Korhan Erel’le birlikte canlı kaydedeceğiz. 

 

Piran şarkılarını nasıl derlediniz, o süreçten biraz söz eder misiniz?

Ben buralara gelebildiğim sürece (çok fazla gelme şansım olmadı) 1990’lardan 2000lerin başına kadar buralara gidip gelme sorunumuz vardı. O dönem Wenge Sodire ile çalışıyorduk. Bir şekilde yaşlılarımızdan, konu komşu kimi bulduysam topladım. Babaannem ve annemden emanet aldığım şarkılar da oldukça fazla. Onun dışında çevre köylerden imkan buldukça derleyebildim. Şimdi de bu şarkıları kendi müzikal anlayışımla dış dünyaya ulaştırmanın heyecanını taşıyorum.

 

 Ailede bir müzikal geçmiş var yani?

Benim annem taziye evlerinde ağıt yakan bir kadın. Bizde eskiden düğünlerde kadınlar kolkola girip halay şarkılarını akapella seslendirip halay çekerlerdi. Annem de gençliğinde bu kadınlardan biriydi. Ağabeyimin halk müziği yarışmalarında dereceleri olmuştu zamanında, sonra bıraktı.


DİCLE MÜFTÜOĞLU / MA/AMED



451

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA