TC devleti sanık sandalyesine oturdu

Cemal ŞERİK

14 Eylül 2017 Perşembe | Forum


Almanya’da, MİT ajanı Fatih Sayan’ın yargılanmasına, geçtiğimiz hafta içerisinde başlandı. Kamuoyunun dikkatle izlediği bu mahkemenin nasıl sonuçlanacağı da büyük bir merak konusu. Çünkü Almanya’nın, TC devleti ile var olan ilişkileri, görülmekte olan bu mahkemenin nasıl sonuçlanacağı konusunda belirli bir muamma oluşturmaktadır.

MİT ajanı Fatih Sayan’ın yargılamasının başladığı günlerde ABD, yargılanan Reza Zarrab davası da önemli bir sürece girdi. İlgili mahkeme, AKP’li eski bakanlardan Zafer Çağlayan hakkında da tutuklama kararı çıkardı. Daha önce de yine ABD mahkemeleri, R.T. Erdoğan’ın korumaları hakkında soruşturma ve bazıları hakkında yakalama ve yine bazılarının silahına el koyma kararı almıştı.

Bu şekilde uluslararası alanda yargılama konusu haline getirilerek, mahkemelerde sanık sandalyelerine oturtulmaya başlanılması, TC devletinin mevcut durumunun anlaşılması için önemli veriler sunmaktadır. Daha çokta yargılama konusu olan hususlar, bu konuda önem kazanmaktadır.

Almanya mahkemelerinde TC devleti, farklı bir devlet sınırları içerisinde o ülkenin yasalarını ihlal etmek ve karşı bir faaliyet yürütmekten sanık sandalyesine oturtulmuştur. ABD’de ise yolsuzluk ve terörizm suçlarını işlemekten, TC yine aynı akıbetle karşı karşıya gelmiştir.

Yaşanan böylesi bir süreçte, Fransa’da, 2013 yılında üç Kürt kadın devrimci Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in katledilmesine dair, daha önce kapatıldığı açıklanan yargı dosyasını yeniden açılmıştır. Katil Ömer Güney’in cezaevinde öldüğüne dair yapılan açıklamaların ardından, hakkında açılan davanın düştüğüne dair alınan karara rağmen, Fransa mahkemeleri tarafından böylesi bir kararın alınmış olması, TC devleti için içerisine girilen sürecin anlaşılması açısından önemli bir gösterge olma özelliğini taşımaktadır.

Daha önce de uluslararası alanda, işlenen insanlık ve savaş suçları ile ilgili olarak mahkemeler kurulmuş ve failleri sanık sandalyelerine oturtularak, yargılanmışlardı. İkinci Dünya savaşı sonrasında Naziler böylesi mahkemelerde yargılanmışlardı. Yine, Yugoslavya’nın dağılmasından sonra yaşanan savaşta, işlenen savaş suçlarının failleri ve başta Afrika olmak üzere birçok coğrafyada da boy göstermiş olan kanlı diktatörlerde aynı akıbete uğramışlardı. 

Şimdi ise sıranın TC devletine geldiği anlaşılmaktadır. Uluslararası güçler bunu ne kadar başarabileceklerdir. Bu bir tartışma konusudur. Çünkü TC devletinin işlemiş olduğu bu savaş ve insanlık suçlarından, uluslararası suçlardan kendilerinin de sorumlulukları söz konusudur. Çünkü, bugüne kadar TC devletine göz yuman, ona dokunmayarak önünü açan, adeta onu şımartarak teşvik eden bu güçler olmuştur. Daha öncesi olmakla birlikte, özellikle de 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinden sonra bu gerçek çok daha net bir şekilde görülmüştür. Öyle ki, TC devleti 12 Eylül sonrasında uluslararası alanda tam bir uyuşturucu kaçakçısı haline gelmiş, cinayetler işlemiş ve insan kaçırma vb. gibi suçlar işlemiştir.

Günümüzde de bu suçları işlemeye devam etmektedir. DAİŞ’le olan ilişkisi de böyle bir özellik taşımaktadır. DAİŞ’in, TC ile ilişkisi ve onun adına Suriye’de vekâlet savaşı yürüttüğü her yönüyle açığa çıkmıştır, elde edilen belgelerde bunu kanıtlamaktadır. Kuşkusuz DAİŞ’in Reqa yenilgisinin ardından TC ve DAİŞ arasındaki ilişkileri gözler önüne seren daha farklı bilgiler de açığa çıkacaktır. Irak’ta da böyle olmuştur. DAİŞ’in Musul ve Telafer’de yediği darbelerin ardından KDP’ye sığınan TC kimliğini taşıyan DAİŞ çeteleri bulunmaktadır. 

Tüm bunlarda TC devletini uluslararası alanda kendisi gibi, savaş ve insanlık suçlarını işleyenlerin karşılaştıkları akıbetle karşı karşıya getirmiştir. Almanya ve ABD’de başlayan davalar, Fransa’da üç Kürt kadın devrimci; Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in katledilmesine dair davanın yeniden açılmış olması yine TC devletinin Bakurê Kürdistan’da işlediği savaş ve insanlık suçları ile ilgili olarak yargılanması doğrultusunda yürütülen çalışmalarda bunu göstermektedir.

Böyle bir gerçekliğe rağmen, TC devleti bu gayri meşru işlerini, suçlarını daha rahat işlemek için, bunlara kılıflar uydurmaktan da geri kalmamaktadır. MİT’e uluslararası alanda “operasyon” yetkisi veren yine adam kaçırma ve rehine almayı serbest hale getiren Erdoğan- Bahçeli tarafından çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) de bu doğrultuda atmış olduğu adımlar arasında yerini almaktadır.

Ancak gelinen aşamada, bundan bir sonuç alması da mümkün görünmemektedir. Hatta atmış olduğu bu adımların TC devletini daha da içerisinden çıkamayacağı bir hale getirdiği gibi işlemiş olduğu bu savaş ve insanlık suçları konusunda onu umutlandıran, cesaretlendiren, şımartan güçler nezdinde rahatsızlık yaratmaktadır.

Sonucu ne olur bu konuda kesin bir şey söylememekle birlikte, Almanya’da ve ABD’de, TC’nin sanık sandalyesine oturmuş olmasını da böyle bir gerçeklik içerisinde ele almak gerekmektedir.


637

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA