Dünya ve bölgenin umudu Özgürlük Hareketidir

Geçmişte özgürlük davası için zindanlarda bedenlerini ateşe verenler ve ölüm oruçlarında canlarını yitirenler olduysa, şimdi sayıları binleri bulan özgürlük gerillalarına kimse diz çöktüremeyecek, onları tasfiye edemeyecektir.

12 Eylül 2017 Salı | Forum


Dicle ARYA


Egemen tarihin başlangıcından bugüne, bölgemiz ve ülkemiz Kürdistan’da hüküm süren ve hakimiyetten da asla vazgeçmeyen sömürgeci güçler, ne pahasına olursa olsun Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve onun geliştirdiği Özgürlük Hareketini tasfiye etmek, bunu başaramasa da darbelemek ve sınırlandırmak amacıyla tüm kirli planlarını devreye soktular. Küresel emperyalist güçlerin Ortadoğu’ya yönelik müdahalesi farklı bir boyuta taşınmıştır. Rojava-Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’da yaşananlar küresel kapitalist sistemin bölgeye yönelik kirli oyunlarını gözler önüne sermiştir. Bugün Ortadoğu’da halkların kırımına yol açan savaş, hegemonik güçlerin kendi aralarındaki çıkara dayalı güç savaşıdır. Acımasız, ahlaka ve vicdana sığmayan bu savaşta ezilen halklar katliamlara tabi tutulmakta, soykırıma uğratılmakta, kültürel değerler tahrip edilmekte (Sur, Hasankeyf, Cizre, Dersim, Cudi vb. başta olmak üzere), insanlık değerleri ayaklar altına alınmaktadır. “Ortadoğu’ya demokrasi ve özgürlük getiriyoruz” deseler de, küresel hegemonik güçlerin vahşi politikaları her geçen gün daha fazla deşifre olmaktadır. ABD projesi olarak iktidara gelen AKP, Kürt sorununda klasik inkar ve imha politikasını terk etmediği gibi yavaş yavaş çözülmeye de başlamıştır. 

AKP, ‘çözüm’ adı altında yıllar önce bir süreç başlatmıştı. AKP’nin çözümden kastının PKK’nin tasfiyesi olduğunu herkes iyi biliyordu. Kenan Evren yıllar önce Özgürlük Hareketini 72 saatte, AKP’nin sözcülüğünü yapan Süleyman Soylu ise bahara kadar bitireceklerini söylemişlerdi. Fakat bu 72 saat ve bu sonu gelmemiş baharlar 40 yılı aşkındır devam ediyor. Kürt Özgürlük Hareketi karşısında yenildiklerini bildikleri için saat ve mevsimleri sayıp duruyorlar. Kendileri de bunun farkında ama deyim yerindeyse yenilen pehlivan güreşe koymaz misali olmuş Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetenler için. Ha bire köklerini kazacağız, onları bitireceğiz deyip kendilerini avutuyorlar aslında. AKP, özellikle 2011 yılından bu yana Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek istiyor. 2011 yılında da istediklerini yapamayınca bu sefer 2015 Temmuz ayını kendilerine hedef olarak seçtiler. AKP-MHP’nin 2015 Temmuz ayından bu yana Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye etmeye yönelik girişimlerini artırmış durumda. Kürt halkı başta olmak üzere halklara gözdağı veriliyor, halkı gerilladan koparmaya çalışılıyor. Türk ordusu gerilla mevzilerine, alanlarına yönelik Cumhuriyet tarihinin en şiddetli ve süreklileşen hava saldırılarını gerçekleştiriyor. 2015 yılında başlayan Demokratik Özerklik direnişi ile birlikte gelişen mücadele AKP-MHP’nin emellerini, hedeflerini boşa çıkartıyor. Gerilla güçleri Türk ordusuna ağır kayıplar verdirtiyor. Hatta TSK’nın o kadar çok kaybı oluyor ki kayıplarını veremiyorlar ya da kaza sonucu denilerek bir kaçı veriliyor. Gerillanın muazzam mücadele ve direnişi AKP’nin halkları, özgürlük hareketini topyekün imha emelleri boşa çıkıyor.

AKP-MHP gerilla direnişi karşısında zorlanma yaşıyor. Gerilla direnişinin kırılmaması, topyekün imha umutlarının suya düşmesi ve direnişin daha da yükselmesi AKP-MHP’de büyük endişe yaratıyor. Rojava’da ve Kuzey Suriye’de gelişen direniş, halk devrimi, Kuzey Kürdistan başta olmak üzere gerillanın mücadele aşkı ve direnişi AKP-MHP ve yandaşlarının hegemonik emellerine ölümcül bir darbe vuruyor. KDP ve İran ile de ittifak geliştiren AKP-MHP Bloğunun uğursuz emeller içeren ilişkileri, Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmeye yetmeyecektir. Nasıl ki Kürtler ve Kürt halkının özgürlük davası için zindanlarda bedenlerini ateşe verenler ve ölüm oruçlarında canlarını yitirenler olduysa, Sur’un efsanevi Komutanı Ciyager, Cizre’nin yiğit evladı Memet Tunç’a kimse diz çöktürmediyse ve şimdi sayıları binleri bulan özgürlük gerillaları ve savaşçılarına kimse diz çöktüremeyecek, onları tasfiye edemeyecektir. AKP’nin kendisinden önceki iktidarların başaramadıklarını başarma, yani Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme iddiasıyla iktidara getirildiğini hepimiz iyi biliyoruz. AKP, bugün de halen aynı çizgidedir ve iktidara gelişinde esas aldığı bu politikadan vazgeçmemiştir. Kürdistan’da devam eden özgürlük mücadelesi karşısında AKP-MHP eskisi gibi ciddi bir tehdit olmaktan çıkmıştır. Özgürlük mücadelesi AKP’yi yıkmış, maskesini düşürmüştür (PKK’nin MİT elemanlarını tutuklaması gibi).

Tabii bu özgürlük mücadelesinde AKP-MHP’yi yenilgiye uğratan kadının iradesini, direnişini de unutmamak gerekir. Kadın öncülüğünde gelişen süreç, kadın özgürlük mücadelesinin geldiği aşamayı ele almak lazım. AKP-MHP’nin Kürt Özgürlük Hareketi’nden bu kadar korkmasının bir sebebi de kadının mücadele aşkı ve direnişi olmuştur. AKP-MHP en çok kadın mücadelesinden korkmaktadır. Çünkü Kürt özgürlük mücadelesinin belki de en önemli kazanımı Kadın Özgürlük Hareketi’nin yaşadığı gelişmeler olmuştur. Kadın Özgürlük Hareketi hem dünyada hem de Ortadoğu’da dikkatleri üzerine toplayan bir hareket durumuna gelmiştir. Kadının en çok düşürüldüğü ve büyük bir anlam yitimine uğratıldığı kapitalist modernite dünyasında, yine korkunç bir kadın kırımının yaşandığı, kadının ruhuna, duygularına ve bedenine ağır saldırıların yapıldığı Ortadoğu’da Kürt kadınının yükselişi Rojava Devrimi başta olmak üzere mücadele alanlarının olduğu her yere rengini vermiştir. Kapitalist modernitenin özgürlük diye lanse etmeye çalıştığı sahte, yanılsamalı, çürümeye yüz tutmuş yaşam kültürü en çok da toplumun temel dinamiği olan kadını bitirmiştir. Kadınlar tüm toplumsal, komünal, manevi değerlerinden kopartılarak;  sanal alemin oyuncağı, egemenlerin tatmin aracı ve ucuz iş gücüyle en çok sömürülen emeğin sahibi, küresel sermayenin en fazla faydalandığı nesne konumuna düşürülmüştür. Yaşamın öznesi ve kendisi olan kadın yaşamdan dışlanarak, üzerinde herkesin hakimiyet savaşlarına soyunduğu bir kuklaya çevrilmiştir. Yaşanan bu parçalanmaya karşı, Kadın Hareketi, kadın kurtuluş ideolojisi ve kadın bilimi olarak tabir edilen jineoloji bakış açısıyla; kendi özgün, özerk sistemini tüm toplumda geliştirmiştir. 

Rojava ve Suriye’de yaşanan devrim yine Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler herkese gösterdi ki egemen sistem kadına asla yaşam hakkı tanımaz. Gerici güçlerin iktidarı ele geçirdikleri andaki ilk icraatları kadınlar hakkında fetva çıkarmak ve bir kez daha cehennemin karanlığına gömmektir. Kara çarşaflar altında saklama, zorla evlendirme ve tecavüzlerle, adeta Hitler Almanya’sındaki damızlık kamplarında halklara yaşatılan vahşet dayatılmaktadır. Tüm savaşlarda, talanlarda kadın kırımdan geçiriliyor. Elbette ki bunun önüne geçmek, mücadele etmek gerekir. Herkes için kabul görmektedir ki tüm bölge ve dünya kadınlarının biricik umudu Kürdistan Özgür Kadın Hareketidir. 

Rojava ve Suriye’de gerçekleşen devrim aslında kadın devrimidir. Kadınların burada yaşamın ve mücadelenin bütün alanlarında öncü düzeyde katılım sağlamaları mücadelenin en temel güvencesini oluşturmaktadır. Kadın Özgürlük Hareketi ve mücadelesi böylesi faşist, hegemonik güçlere asla boyun eğmedi, eğmeyecektir de. Kürt Özgürlük Hareketinin kadına biçtiği rol ve misyon çok farklı. Kadın tamamen kendi duygu ve düşünceleriyle, direnişçi kimliğiyle kendisini var ediyor ve var etmeye de devam edecektir. Bundan dolayı Kürt Özgürlük Mücadelesine kadınların katılımı artıyor, artacaktır da. 


256

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA