Kılavuzu Türkiye olanlar Cenevre’de kaybetti

Türkiye’nin verdiği destekle Suriye’de iç savaşa taraf olan ve ‘muhalif güçler’ sıfatıyla Cenevre Görüşmeleri’ne katılan gruplar, Kürtler ve rejimin askeri ve siyasi kazanımları karşısında ellerinde ileri sürecekleri kozları kalmadı. Rojava Temsilcisi Xalid Îsa, Cenevre Görüşmeleri’nin sadece zaman kazanmak için kullanıldığını ancak Türkiye’nin İdlib ve Efrîn üzerindeki hesaplarına dikkat edilmesini istiyor.

11 Eylül 2017 Pazartesi | Dünya


LUQMAN GULDIVÊ / HABER MERKEZİ


Suriye’de iç savaşı bitirme iddiasıyla İsviçre’nin Cenevre kentinde Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisi Steffan de Mistura gözetiminde ‘Suriyeli muhalifler’ olarak lanse edilen gruplarla Suriye devleti arasındaki yapılan Cenevre görüşmelerinin başlangıcı 2012’ye kadar gider. En son Cenevre 6.tur toplantısı, 16-20 Mayıs 2017 tarihleri arasında gerçekleşti. 

DAİŞ çetesine karşı gerçekleştirdiği mücadele ile dünya kamuoyunun büyük oranda sempatisini kazanan Suriyeli Kürtleri temsilen bir irade, görüşmelerde bulunmuyor. Kürt tarafı daha başında Kürtsüz görüşmeleri, bir nevi ölü doğuma benzetmiş, Suriye’nin geleceği açısından her hangi bir sonucu ortaya çıkaramayacağını belirtmişti. Kürt tarafı, kendilerinin bulunmadığı bir ortamda alınan kararlarında kendilerini bağlamayacağını kamuoyuna açık bir şekilde deklare etmişti. 

Gelinen süreçte ortaya çıkan gelişmeler tümüyle Kürtleri haklı çıkarmış durumda. 

*  Cenevre görüşmelerine katılan grupların başta Türkiye olmak üzere bölgedeki güçlerinin kuklası çeteler olduğu ortaya çıktı. 

* Görüşmelere katılan grupların ellerinde başlangıçta önemli güç ve toprak olmasına rağmen, gelinen aşamada önemli rejim ve Kürtler karşısında önemli bir gerileme durumu söz konusu. 

Görüşlerine başvurduğumuz Fransa’da yaşayan Rojava Temsilcisi Xalid Îsa, Suriye’de sonuç almak isteyen egemen güçlerin Cenevre görüşmeleriyle bir zaman kazandığını söyledi. 

Îsa, Türkiye’nin İdlib’de de kendisine bağlı çeteler, Bab ve Cerablus’ta olduğu gibi bir işgale hazırlandığını, bunun Suriye’nin geleceği için büyük bir tehlike arzettiğini belirtti. 


Cenevre görüşmelerini başından itibaren takip ediyorsunuz. Cenevre görüşmelerinin amacı nedir? Şu ana kadar gerçekleşen görüşmelerin bir çözüme ulaşmadığı görülüyor. Gerçekten çözüm amacıyla yapılan görüşmeler midir? 

Çözüm amacıyla yapılan görüşmeler olmadığını düşünüyorum. Ortadoğu savaşında etkin olan egemen güçler anlaşma sağlamış değillerdi ama bir yerden başlama arayışları vardı. Bu dönemde herkes zaman kazanmak istiyordu. Ciddi olmadığını biliyorlardı. Savaşta rol oynayan tüm güçlerin, özellikle de Kürtlerin yer almadığı görüşmelerin sonuç alması mümkün değildi. Biz bunu her görüşme öncesinde vurguladık, nitekim bugün gelinen nokta bunu doğruluyor. Başından itibaren Kürt temsilcilerin görüşmelerin dışında kalması, yer almaması isteniyordu. Katılmasını istedikleri kişilerin de PYD ya da başka bir bileşim adına değil, bireysel olarak yer almasını dayatıyorlardı. Bunu başından itibaren reddettik. Şu ana kadar gerçekleşen tüm görüşmelerde katılımcılar arasında anlaşma sağlanamadı. Egemen güçlerinin bu görüşmeler süresince çözüm konusunda önüne koydukları bir hedef ve ya da planlama olmadığını düşünüyorum. 

Diğer güçlerin yanısıra Suriye rejimi de zaman kazanmak istiyordu. Ona destek veren Rusya, İran ve diğerlerinin güçlerini toplamasını, hazırlıklarını yapmalarını bekliyorlardı. Zaman kazanmak için yapılan görüşmelerdi ve şu ana kadar da tarafların anlaşabilecekleri herhangi bir karar alınmış değil. Bugüne kadar gerçekleşen görüşmelere katılmadık. Rojava ve Suriye’nin geleceğini belirleyecek en etkin güç biziz. Katılmadığımız bir görüşmenin kararlarına göre davranmamız, buna uymamız sözkonusu olamaz. 


Cenevre görüşmeleri konusunda bir tur daha yapılması yönünde tartışmalar var. Bunda yer alacak taraflar belli mi? 

Son görüşmelerle birlikle bazı katılımcılar arasında yakınlaşma sağlandı. Görüşmeler daha çok Suriye’deki iktidarın nasıl paylaşılacağına yönelik şekil almaya başladı. Muhaliflerden Suriye rejimi ile anlaşmaları istendi. Ne rejimin ne de görüşmelere katılan muhalif kesimin barışçıl çözüm, demokrasi ve diğer konularda bir planlaması yoktu. Paylaşım konusunda çatışma ve çelişkileri vardı ama her iki kesim de Arap milliyetçilik anlayışıyla hareket ediyordu. Rojava’da yaşayan Kürt, Asuri, Suryani, Keldani ve diğer halkların bu görüşmelerde yer almalarını istemiyorlardı.

‘Muhalif’ gösterilen kesimler, Türkiye ve Suudi Arabistan gibi ülkelere sırtlarını dayamışlardı. Ama bu ülkeler de beklentilerini karşılamadı. Türkiye de kendi çıkarları için onları sattı. Bir yandan Rusya ile ilişkilerini geliştirirken, diğer yandan Rojava’nın bir bölümünü işgal etmeyi sürdürüyor. Görüşmelerde yer alan işbirlikçi kesimlerden bir beklentileri yok. Şimdi de bir kesimi bizden çıkar sağlamak için arayış içerisinde. Zaten öncesinde de bu görüşmelerden umduğunu bulamayan, maddi olarak çıkar sağlayamayanlar altan alta bizimle ilişki sağlamak istiyordu. “Bana da bir yer verin” beklentisiyle bize yaklaşmak isteyenler oldu. Fakat bizim sistemimizde buna yer olmadığını gördüler. Sistemimiz halka dayanıyor, çözümü, demokrasiyi esas alıyor. Tüm Suriye için barışçıl bir çözümü esas alıyoruz. Bu nedenle bu anlayış ve istemlerle bizim yanımızda yer almaları mümkün değil. Şimdi Türkiye’den beklentilerini karşılayamadıkları, maddi olarak da zor durumda kaldıkları için bazı kesimler Kuzey Suriye ve Rojava güçleriyle görüşmek istiyor. 


Suriye muhalefeti diye lanse edilen bu gruplar Türkiye ile birlikte genel olarak Kuzey Suriye ve Rojava’ya yönelik nasıl bir politika izliyor? Yine Türkiye İdlib’de sizce tam olarak ne yapmak istiyor?

Bu grupların siyasi olarak bir güç ve etkileri yok. Türkiye, rejim ve destekçileri İran ve Rusya ile birlikte anlaşma yapıldı. Türkiye çetelerin sözcülüğünü yaptı, çeteler adına görüşmelerde bulundu. Astana’da bunun kararı alındı. Türkiye çetelerini Halep’ten çekme karşılığında Cerablus’u işgal etti. Şimdi de Türkiye o çeteleri Kuzey Suriye’ye göndererek kendi çıkarları doğrultusunda savaştırıyor. Cerablus, Bab, Şehba ve diğer yerlerdeki saldırılarda kullanılıyorlar. Türkiye siyasi ve ekonomik olarak Suriye rejimi, Rusya ya da İran’dan bazı kazanımlar elde etmek için her seferinde bu çetelerden bir kısmını kullanıyor, çıkarları satmaya gerektirdiğinde ise satıyor. DAİŞ zaten yenilgiyi yaşıyor. Bu çetelerin de Suriye Demokratik Güçleri karşısında tutunması mümkün değil.

İdlib’de El Kaide’nin elinde bulunuyor. Türkiye devletinin bu konuda yaptığı pazarlıklar da var. Türkiye, “El Kaide (El Nusra) ismini değiştirsin, bazı çete gruplarını da içine alsın“ diyor. Cerablus’ta DAİŞ’e uyguladıkları taktiği El Kaide’nin de uygulamasını istiyorlar. Türkiye bu taktiklerle İdlib’e de girmek, işgal etmek istiyor.  


Bu güçlerin Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan ile ilişkilerinin olduğu biliniyor. Şu an bu ilişkiler ne düzeyde? Özellikle Türkiye, bunları İdlib ve Kuzey Suriye yönelik nasıl hazırlıyor? Türkiye’ye İdlib ve Efrîn konusunda Suriye rejimi ve Suriye savaşında sözü geçen güçler taviz verirse bu Suriye’nin geleceği açısından ne gibi sorunları ortaya çıkarır? 

İdlib’deki çete grupları Türkiye sınırında bulunuyor. Zaten Türkiye’nin bu çetelere yönelik desteği olmazsa orada tutunmaları mümkün değil. DAİŞ’in Reqa hamlesiyle birlikte yaşadığı zorlanmayı kırmak için Türk devleti Rojava’ya yönelik saldırılarda bulunuyor. Reqa operasyonunda yer alma talebi ve buraya yönelik planları gerçekleşmediği için bu operasyonu engelleyici girişimlerde bulunuyor. Türk devleti Efrîn, Minbic ve Şehba’da güçlerimize yönelik saldırılarda bulunarak, Gire Spi’yi işgal tehtidinde bulunuyor. 

Türk devletinin İdlib konusunda pazarlıkları sürüyor. Suriye rejimini, Rusya ve İran’ı kendi planı doğrultusunda ikna etmeye çalışıyor. İdlib karşılığında Türk devleti ne verebilir, hangi pazarlığı yapabilir? Onunla alıp verenler sağlam bir ortak olmadığını biliyorlar. Şu an rejim yanlısı güçler dahi Türkiye’yi Şehba bölgesinden çıkarmanın yollarını arıyor. İdlib’in Türk devletinin kontrolüne geçmesi sadece bizim için değil, tüm Suriye halkları ve Suriye’nin geleceği için çok büyük tehlikeleri beraberinde getirecek. İdlib’in Türk devletinin eline geçmesi, Halep’in de kaybedilmesi anlamına geliyor. 

DAİŞ karşısında en güçlü mücadeleyi veren QSD güçleridir. Bugüne kadarki pratikleriyle de bunu kanıtladı. Rusya, Amerika ya da diğer güçler eğer El Kaide’yi İdlib’den çıkarmak istiyorlarsa bunu QSD başarabilir. QSD kahramanca yürüttüğü mücadeleyle Suriye’de en etkili güçtür. QSD Suriye halkının yaşadığı toprakları kurtarma ve demokratik olarak yönetme gücüne sahip. 

Biz, Suriye topraklarının bütünlüğünden yana olduğumuzu belirtiyoruz. Şu ana kadar Türk devletinin saldırıları devam etmesine rağmen, yaşadığımız toprakları savunmak dışında bir yaklaşımda bulunmadık. Bölge siyasetinde kaosa yol açacak bir yaklaşımdan yana değiliz. Tüm halklarla, komşularımızla barışçıl bir politika ve çözümden yanayız. Bölge güçleri Suriye’de demokratik ve barışçıl bir çözüm istiyorlarsa Türkiye’nin İdlib’e yönelik müdahalesini kabul etmemeliler. 


Cenevre görüşmelerinde ENKS de ‘muhalif grup’ diye lanse edildi. ENKS, Rojava’da Kürt birliği karşıtı bir pozisyonda olmasına rağmen Cenevre’ye katılan Kürt tarafı olarak pazarladı. Gelinen aşamada ENKS’nin bir hükmü kaldı mı?

Cenevre görüşmelerinde ENKS, Türk devletine bağlı koolisyonda kendi adına, ferdi olarak yer aldı. ENKS’nin Kürt halkını temsil etmesi mümkün değil. Zaten diğer kesimler de bunu bildikleri için BM gibi kurumlar, Cenevre görüşmelerinde Kürt temsilcilerinin de yer alması gerektiğini belirtti. Suriye çözümü konusunda ne zaman şartlar uygun olursa, Cenevre’deki bu görüşmelerde Kuzey Suriye askeri ve güçleri, Kuzey Suriye Federasyonu yer alacak. Suriye muhalefeti içinde yer alan ENKS’nin Kürt halkını temsil etmediğini herkes biliyor. Bu nedenle ‘’Kürtler olmadan çözüm olmaz, Kürtler de yer almalı‘’ deniliyor. Bize de Kürtlerin bir temsilcisi olarak değil de bireysel olarak Cenevre görüşmelerinde yer almamız için teklifte bulunuldu ama bizler biçimde yer almayı kabul etmedik. 


Astana’da çetelerin resmi temsilcisi Türkiye

Cenevre ardından Astana görüşmeleri gündeme geldi. Sizce bu görüşmeler hangi amaçla gerçekleşti? 

Cenevre ardından Astana’da gerçekleşen görüşmeler, Suriye rejiminin çetelerle, çete temsilcileriyle yaptığı görüşme düzeyine indi. Çeteleri temsilen Türk devleti, rejimi temsilen de Suriye rejimi ve destekçileri Rusya ve İran yaptı. Diğer devletler genellikle görüşmeleri takip etmek için gözlemci olarak katıldı. 

Bazı yerlerde rejim ve çete grupları arasında barış görüşmeleri gerçekleştirdiklerini belirtiyorlar. Onların uyguladıkları yöntem ise şu: Çeteleri o bölgelerden çıkarıp başka bir bölgede konumlandırarak bize karşı saldırılarda kullanıyorlar. Şehba ve diğer bölgelerde güçlerimize karşı saldırılarda bulunuyorlar. Bize yönelik saldırılar ekseninde yaptıkları barış görüşmelerini kabul etmemiz mümkün değil. Örneğin Halep’te barış sağlanacak dediler ama oradaki çeteleri çekip, bize yönelik saldırılarda kullandılar. Elbette çözümün gelişmesinden, savaşın sona ermesinden yanayız. Gerçekten de barış konusunda ciddi, samimi olsalardı Astana’daki görüşmelerde büyük rol oynayabilirdik. 


Kürtler Suriye için barış ve özgürlük öneriyor 

Şu an engelleyici yaklaşımlar olsa da nihayetinde Kürt temsilcileri Suriye’nin geleceği için gerçekleştirilecek görüşmelerde yer alacak. Suriye’nin geleceği, barışçıl çözümüne yönelik önerileriniz nelerdir? 

Bugüne kadar sürdürdüğümüz mücadeleyle Kuzey Suriye’deki tüm halklar içinde Kürt, Arap, Asuri/Suryani ve tüm inançlar, kesimler arasında barışı sürdürmeyi esas aldık ve bunu başardık. Kadın erkek eşitliğini esas aldık. Tüm Suriye’ye yönelik çözüm olarak Demokratik Federasyonu önerimiz ve buna yönelik projemiz var. Diğer bölgelerin de bu projemizden, tecrübelerimizden yararlanmasını umuyoruz. Türk devletinin demokratik olmadığını herkes biliyor. Türk devletinin desteklediği çetelerin vahşetini de herkes gördü. 

Suriye için demokratik, barışçıl bir çözüm için programımız var. Bir an önce akan kanın durmasından yanayız. Uluslararası güçler gerçekten de Suriye’de barış olması, refahın sağlanması konusunda samimilerse bizi görmezden gelemezler. Kalıcı barış Suriye’deki Kürtler yok sayılarak gerçekleştirilemez. Kürtler, uluslararası hukuk ve yasalara göre hareket ediyor ve bunlara saygı duyuyor. Türk devleti ve destekleği çetelerin bize yönelik tüm saldırılarına rağmen bugüne kadar bunun dışında hareket etmedik, kaosa yol açacak bir yaklaşımda bulunmadık. Kuzey Suriye’nin siyasi ve askeri güçlerinin yer almadığı hiçbir görüşmenin sonuç alması mümkün değil diyoruz. 


1236

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA