Yeko ARDIL: Kürtlerin Avrupa’daki başkenti Berlin

Berlin’in Kürtlerle, Kürtlerin de Berlin’le tanışması eskiye dayanıyor ancak Kürtlerin Berlin’de yürüttüğü kurumlaşma çalışmaları 70’li yıllarda başlıyor. Günümüzde ise dil, kültür, sosyal ve siyasi çalışmalar yürüten çok sayıda Kürt kurumunun, Almanya’nın gerçek kimliklerini tanıması için verdiği mücadele devam ediyor.

30 Ağustos 2017 Çarşamba | PolitikART


Kürtler Berlin’in çok kültürlü dokusu içinde önemli bir figür. Her ne kadar burada da kendi ulusal kimlikleriyle öne çıkma imkanı tanınmamış olsa da Berlin’de yaşayan ve biraz duyarlı olan herkes, Kürtlerin başta gastronomi ve inşaat sektörü olmak üzere birçok alanda önemli katkılarının olduğunu yadsıyamaz. 

Tabii bir yandan da Kürdistan’da devam eden özgürlük mücadelesinin bir yansıması olarak da bitmek tükenmek bilmeyen miting ve yürüyüşler… 

Berlin’de birçok kişi Kürtleri, ellerinde ‘yasaklı’ semboller ve sömürgeci zindanında esir olan Önderleri Abdullah Öcalan’ın posterleri olduğu halde yürüyen halk olarak olarak anımsar. 

Tarihi yapıları, uzun ve geniş bulvarları, asırlık çınar, akasya, kestane ve ıhlamur ağaçları, harikulade parkları, dünya tarihinin önemli bir bölümüne ev sahipliği yapan müzeleri, kanalları, gölleri...

 Gökten boşalırcasına yağan yağmuru ve 4 milyonu aşan nüfusu ile Avrupa’nın en önemli şehirlerindendir Berlin. Yılda en az 25 milyon turist Berlin’i görme hayalini gerçekleştirir. Ki, önemli bir bölümü de tekrar Berlin’e gelerek yerleşmek için çabalar. 

Berlin’in stratejik önemine atfen Lenin’in, "Berlin kimdeyse Avrupa’nın sahibi de odur" dediği söylenir.

Tabii Berlin’in önemli bir varlığı da kentin nüfusunu önemli oranda oluşturan göçmenlerdir. 

Berlin’deki göçmen-yabancı sayısı 1 milyon civarında kabul ediliyor. Bunun 100 bine yakını Türkiye’den gelen Kürtler oluşturuyor.  Buna Irak’tan gelen 10 binden fazla Kürt dahil değil. Rojava’dan da son yıllarda Berlin’e gelenleri hesaba katmak gerekiyor. Halen Kürtlerin Berlin’deki resmi nüfusunu belirtmenin imkansız olduğu da bir gerçek. 

YEK-KOM’un yoğun çabası ve imza kampanyalarına rağmen, Kürtlerin ulusal kimliklerinin tanınması konusunda herhangi bir somut sonuç elde edilemedi. 

O dönem hükümetin yaptığı açıklama, Almanya genelinde 800 bine yakın Kürt’ün yaşadığıydı. Oysa bu sayının tarafsız araştırmacılarca bir ile bir buçuk milyon arasında olduğu belirtiliyor. Kürtlerin kendi ulusal ve kültürel kimlikleriyle tanınmaları konusunda yapılan kampanyalar ve yoğun çabaları, her seferinde Alman hükümetlerinin başta TC olmak üzere, sömürgeci devletlerle yapılan kirli pazarlıklara takıldı.

Her şeye rağmen Almanlar ve diğer kesimler, Kürtlerin Almanya’da yaşayan en yoğun göçmen gruplarından biri olduğunu kabul ediyor. 

Kürtlerin burada yaşadığı en önemli tarihsel haksızlıklardan biri de geldikleri ülkeye göre kimliklerinin tanınmasıdır. 

Oysa başta Almanya ve tüm dünya da biliyor ki o ülkelerin Kürt kimliği üzerindeki konumu kirli sömürgecilik damgasından ibaret. Diğer bir deyişle tecavüzcüsünün adını taşımak zorunda bırakılan insan örneği de akla geliyor.


Berlin ve Kürtlerin tanışması

Kürtlerin Berlin’le, Berlin’in Kürtlerle tanışması eskiye dayanır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde ve sonrasında 2. Dünya Savaşı’nın sonunda Kızılordu askerleri içinde çok sayıda Kürt’ün Berlin’e geldiği biliniyor. 

Tabii ki onlar da gelen ilk Kürtler değildi. 1800’lü yıllarda Prusya döneminde Rusya ile yapılan ortak askeri tatbikatlarda Berlin’e gelen çok iyi at binen ve savaşan Êzîdî bir Kürt’ten söz ediliyor. 

1883 yılında 2. Abdulhamit, Süleymaniye Kürtlerinden Said Paşa’yı Osmanlı temsilcisi olarak Berlin’e yolladı. Daha sonra Osmanlı’nın yıkılış sürecinde Kürtlerin de Ortadoğu’da bir statüye sahip olabilmesi için mücadele edecek olan Şerif ve Fuat paşalar da Said Paşa’nın oğullarıdır. 

Fuat Paşa, Berlin’de üniversite okuduktan sonra 1918 yılında Kürdistan Teali Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. Şerif Paşa da Sevr görüşmelerinde temsilci olarak bulundu. Daha sonra Paris Konferansı’nda Kürtlerin temsilcisiydi. 


Kürt öğrenciler

Daha sonraları Kürt üniversite öğrencileri Berlin’e geldi. Bunların arasında en çok bilineni Kürt Miri Kamuran Bedirxan’dır. Bedirxan hukuk doktorasını Leipzig Üniversitesi’nde tamamladı. 

Bölünmeden sonra Demokratik Almanya Cumhuriyeti, özellikle kurtuluş mücadelesi veren halkların gençlerine burslar verdi. Bu durum çeşitli Kürt partilerinin aracılığıyla önemli sayıda Kürt gencinin Doğu Berlin’e gelmesine vesile oldu. Bunların birçoğu daha sonra farklı nedenlerden dolayı Batı Berlin’e geçerek eğitimlerini devam ettirdi. 

1956 yılında Kürt öğrenciler Wiesbaden’da KSSE (Avrupa Kürt Öğrenciler Birliği) adıyla ilk kez örgütlendi. Bu örgütün Avrupa’nın birçok yerinde ve Berlin’de de şubeleri açıldı. 

Bir dönem Avrupa genelinde 3 bin üyesi olan bu oluşum, daha sonra KDP’nin Aşbetal (Teslimiyet) ve YNK’nin ayrılmasıyla ikiye bölündü. 

Bu dönemin ardından bu kez de daha çok Kuzey Kürdistan’dan gelen Kürt öğrenciler öne çıktı. 60’lı yıllarda Türkiye’den gelen işçiler arasında çok sayıda Kürt de Berlin’e geldi. Bunu Varto, Xınıs ve Bingöl depremleri izledi. Çok sayıda Kürt, Berlin’e geldi. 70’li yıllarda bu göç devam etti. 

O dönem az sayıda da olsa, Kürt ulusal mücadelesiyle ilişkili olanlar Avrupa’nın değişik kentleri ve Berlin’e geldi. Türkiye’deki darbeler, PKK-TC savaşı, Halepçe Katliamı, göçü daha da hızlandırdı. Şimdilerde de Rojava, Kuzey ve Güney Kürdistan’dan göç devam ediyor. 


Berlin’de Kürt katliamları

Berlin’de Kürt katliamları da Kürtlerin hafızasının önemli bir yer tutuyor. Katledilen yurtseverlerin anıları, geride kalanların zihninde halen canlı bir yere sahip.   

PKK yasağı ve Alman devletinin Türkiye ile olan kirli ortaklığından dolayı Kürtler buradaki faaliyetlerinde sürekli olarak polis copu, ev baskınları, Türk faşistlerin saldırıları ve benzeri baskılara maruz kaldı. 

Polis müdahalesinin olmadığı bir yürüyüş neredeyse yok. Olduğunda da insanlar, “Hayret, Berlin polisi bu kez bize bir şey yapmadı” şeklinde şaşkınlıklarını da dile getiriyor. 

Berlin’de bilinen ilk Kürt katliamı, Mykinos Restaurantı Katliamı’dır. Bu katliamda Doğu Kürdistan’ın (Rojhilat) siyasi önderlerinden Said Şerefkendi ve üç arkadaşı katledildi. 

1995’te kitlesel açlık grevinde Gülnaz Bağıstani adlı Kürt kadını, polisin yaptığı müdahale sonucu yaşamını yitirdi. Fakat en sarsıcı ve de insanlığın unutmayacağı vahşi katliam ise İsrail Konsolosluğu Katliamı’dır. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kaçırılmasını protesto etmek için İsrail konsolosluğuna yürüyen Kürtlere konsolosluktan ateş açıldı. Bu olayda dört Kürt yurtseveri şehit düştü. 

Kürtlerin Berlin’de kurumlaşma çalışmaları 70’li yıllara dayanır. Fakat bunların çoğu reformist oluşumların öncülüğünde olduğu için Kürtlere ulusal anlamda önemli katkıları olmamış. Çoğunun çabası, Almanya’da nimet olarak gördükleri imkanlarından yararlanma çabalarıdır. 

80’den sonra Kürdistan’da PKK öncülüğünde yükselen kurtuluş mücadelesi halkın burada da örgütlenme ihtiyacını ortaya çıkardı. Sürekli Alman devletinin baskıları ile yüzyüze olan bu kurumlar, şimdilerde NAVDEM, DESTDAN Kadın Meclisi, Rojava Temsilciliği, YEKMAL, Kurdische Zentrum gibi kurumlarıyla dil, kültür, sosyal ve siyasi çalışmalarını yürütüyor. Kürtlerin tüm çabalarına rağmen Almanya, Kürtlere kendi gerçek kimlikleriyle tanınma hakkını vermedi. 

Kürtlerin çocuklarına anadilleriyle eğitim hakkı için mücadelesi devam ediyor. 

 Berlin aynı zamanda çok sayıda Kürt ses sanatçısını, yazarını ve aydınını da barındıran bir kent. Kültür ve film festivalleri düzenleniyor. 

Bu kentte Kürtlerin Alman ilerici demokrat çevreleriyle iyi ilişkilerinin olduğunu söylemek de mümkün. Birçok Alman antifaşist ve sosyalist, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’ni aktif olarak destekliyor. Ancak Kürtlerin bir çok konuda eksik kaldığını belirtmek gerekiyor. 

Türk devleti, AKP ve diktatör Erdoğan’a karşı Alman kamuoyunda tarihte eşi görülmemiş nefret dalgası yükseliyor ama maalesef biz Kürtler bunu, halkların ortak mücadelesine dönüştürmüş değiliz. Bu konuda tarihsel süreç Kürtlere el sallıyor.

Tüm haksızlıklarına rağmen Berlin, sadece Alman devlet yöneticilerinin şehri değil; Clara, Karl ve Rosaların, Brecht ve nice bilim insanı ve devrimcinin mührünü vurduğu Avrupa’nın en çekici ve gizemli şehri olarak, Kürtlerin de Avrupa’daki başkentidir. 


1004

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA