Mutlu: Bir slogana 1 ay görüş yasağı

AKP hükümetinin HDP’li siyasetçiler ve DBP’li belediyelere yönelik saldırılarının bir parçası olarak rehin alınan Mersin Akdeniz Belediyesi Eşbaşkanı Yüksel Mutlu, 7 aylık tutsaklık ardından 19 Temmuz’da yurtdışı yasağı ve adli kontrol şartıyla tahliye edildi.

12 Ağustos 2017 Cumartesi | Kadın



FİLİZ ARGAL


AKP hükümetinin HDP’li siyasetçiler ve DBP’li belediyelere yönelik saldırılarının bir parçası olarak rehin alınan Mersin Akdeniz Belediyesi Eşbaşkanı Yüksel Mutlu, 7 aylık tutsaklık ardından 19 Temmuz’da yurtdışı yasağı ve adli kontrol şartıyla tahliye edildi. Mutlu ile işkencelerle gündemden düşmeyen tahliye olduğu Tarsus Cezaevi’nde yaşananları ve belediyeye atanan kayyumun icraatlarını konuştuk. 

12 Aralık 2016’da Mersin’de gerçekleştirilen operasyonda aralarında Akdeniz Belediyesi Eşbaşkanı Yüksel Mutlu ve HDP Mersin İl Eşbaşkanı Sadun Doğan’ın da bulunduğu 100’den fazla kişi gözaltına alındı. Mutlu, 15 kişiyle birlikte 'örgüt üyesi' suçlamasıyla ters kelepçe takılarak Tarsus C Tipi Cezaevi’ne gönderildi. 


'Sobayla ısınıyorduk'

"Tarsus Cezaevi 60 yıllık eski bir cezaevi. Orada sobayla ısınıyorduk" diyen Mutlu, devam ediyor anlatmaya: "Tarsus Cezaevi’nde tutuklu bulunan birçok kadın arkadaşımız gibi ben de sıkıntılar yaşadım. Aslında daha çok adli suçluların kaldığı bir cezaevi. Dolayısıyla buradaki personel, siyasilerle birlikte yaşamaya alışkın değil. Cezaevi yönetimi ve gardiyanlar cinsiyetçi, milliyetçi ve egemen bir dil kullanıyordu. Üstten talimatvari bir üslupla bizimle ilişki kurmaya çalışıyorlardı. Bunu yapamayınca da disiplin cezalarıyla baskı altına almaya çalışıyorlardı.


Slogana 1 aylık görüş yasağı

Önce 10 kişilik bir koğuşa konuldum. Bir müddet sonra 90 kişilik koğuş ikiye bölündü ve ben 45 kişilik bir koğuşa geçtim. Burada da sorunlar devam etti. En önemli sorunlardan biri cezaevi idaresinin atılan sloganlarla ilgili haftalık disiplin cezası vermesiydi. Bu ceza her arkadaşımıza uygulanıyordu. Slogan atmak, bir aylık görüşlerden mahrum olmak demekti. Bu cezadan kaynaklı iki yıl ailesini göremeyecek arkadaşlarımız vardı. Bu bir mahkum için çok ağır bir yaptırım. Cezaevi idaresi bu konuda ısrarla disiplin cezası vermeye devam ediyor.

 

Kuyu suyu içiriyorlardı

Bu cezaevinin fiziki koşulları insanlık onurunu zedeleyecek durumdaydı. Her tarafta hamam böcekleri geziyordu. Bize içirilmeye çalışılan kuyusuyu sağlıksızdı. Sağlık sorunu yaşayan arkadaşlarımızın haftada bir kere yarım gün cezaevine gelen doktora ulaşması çok zordu. Cezaevindeki ışıklar dışarıdan kontrol ediliyordu. Gece gündüz ışıklar yanıyor. Bu da bir çeşit işkence yöntemi.


Şikayet etmek disiplin suçu

Arkadaşlarımızın çeşitli kurumlara sivil toplum ve insan hakları örgütlerine cezaevi koşullarıyla ilgili yazdıkları dilekçeler idare tarafından gönderilmiyordu. Örneğin benim cezaevi koşullarına ilişkin yazdığım bir mektup gönderilmediği gibi, disiplin dosyama konuldu. Böylece cezaevi idaresi kendilerinin şikayet edilmemesi için önlem alıyordu. Kantinde satılan herşey çok pahalı olduğundan kuyu suyu içmek zorunda kalıyorduk. Herşeyin çok pahalı olmasına rağmen temel malzemelere ulaşmak oldukça zordu.


Nakilde kadınlar darp edildi

Sonra bizi Tarsus T Tipi cezaevine naklettiler. Nakil esnasında bazı kadın arkadaşların darp edildiklerine tanıklık ettim. Bizi bitmemiş bir inşaata koydular. Burada çok zorlandık. Temel ihtiyaçlarımızı karşılayamadık. Açık görüşlerde ailelerimizle çok sorun yaşadık. Örneğin diğer arkadaşlarımızın ailelerine 'merhaba' dememiz bile yasaktı. Cezaevinde su akmıyordu. Uzun süre sussuz kaldık, içecek suyumuz dahi yoktu.


Cezaevleri 12 Eylül’ü aştı

Darp edilen arkadaşlarımız 25 gün sonra hastaneye götürüldüler. Formalite doktor raporu alınmış oldu. Cezaevinde uygulanan cezalandırma yöntemi planlı ve programlı olarak yapılıyordu. İçerde yaşananların sorumlusu tamamen cezaevi idaresidir. Cezaevleri bu dönemde en zor süreci yaşıyor. Diyebilirim ki 12 Eylül’ü aşan bir durum var. Cezaevindeki hak ihlallerinin en fazla yaşandığı yerlerden birisi de Tarsus Cezaevi. Ben bugün dışardayım fakat kalbimin yarısı içeride, arkadaşlarımda kaldı."


Beyanlara rağmen kayyum

Henüz gözaltındayken belediyeye kayyum atandığını hatırlattığımız Mutlu, belediyenin sürekli devlet mekanizmalarının denetiminde olmasına ve müfettişlerin olumlu beyanlarına karşın kayyum atanmasının, "Kürt sorununun geldiği noktayla ilişkili olduğunu" söylüyor. Mutlu, "Kayyum demek halkın iradesini reddetmek demektir. Gözaltına alındıktan sonra kayyumun ilk açıklamayı benim odamdan yapması da manidardır. Bir diğeri odamdaki mor koltukların rengini değiştirdi. Bu, aslında kadın siyasetinden duydukları korkunun ifadesidir. Yine bu kadın mücadelesinin ne kadar doğru bir yerde olduğunu gösteriyor" diyor. 


İlk hedef kadın kazanımları

Yine kayyumun ilk icraatının kadın kazanımlarını ortadan kaldırma çabası olduğunu ifade eden Mutlu,"Öncelikle işe Kadın Sığınmaevi’ni kapatmakla başladılar. Daha sonra Kadın Danışma Merkezleri’ni kapattılar. Buralarda çalışan kadın personellerin işine son verildi. Bu, yaptıkları erkek egemen siyasetin kadın mücadelesinden nasıl korktuğunu gösteriyor."


Belediye AKP’lileştirildi!

Kayyumun emekçilere dönük politikasının da sadece kendisi gibi düşünenlerle çalışmak olduğunu dile getiren Mutlu, "Yani herşeyi AKP'lileştirmek istiyorlar. Oysa Akdeniz Belediyesi‘nde farklı siyasal anlayışa sahip personeller çalışmaktaydı. Kayyumun gelmesiyle birçok kişinin işine son verildi. İşine son verilen çalışanlara bir izahat dahi yapılmadı" diye aktardı. 


Batı’daki tek belediyeydi

Yedi aylık tutukluluk ardından 19 Temmuz’da tahliye olan Mutlu’nun mahkemede yaptığı savunmasında da Akdeniz Belediyesi’nin DBP’nin batıdaki tek belediyesi olduğunu hatırlatarak, 3 yıl boyunca tüm kesimlere hizmet verdiklerini, eşit temsiliyetini getirdiklerini belirterek şu ifadeleri kullanmıştı: "HDP ve DBP demokratiktir, çünkü yerellerde halkın katılımını sağlar. Ekonomiktir, çünkü çevre tahribatına karşı kadın özgürlükçüdür. Yüzde 50 kadın kotasını, eşit temsiliyeti önemser. Bin 250 çalışanı olan belediye, HDP, CHP ve AKP’li çalışanlardan oluşuyor, çünkü biz insanlara ayrımcılık yapmıyoruz."



674

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA