Hayatım boyunca aradım, Rojava’da buldum

Şu anda işe yaradığımı hissediyorum. Bu işin bir parçası olmaktan çok mutluyum. Şimdi daha iyi bir insanım, diyebilirim. Sadece hava tüketen bir birey değil, bir şeylere faydalı olan bir insan olmayı başardığımı düşünüyorum.

27 Mayıs 2017 Cumartesi | Dizi

Hanna Bohman, özellikle kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinden etkilenip Rojava’ya gitti ve gördükleri ardından YPJ’ye katılma kararı verdi.

YPJ saflarında birçok bölgede DAİŞ’e karşı savaşan, farklı alanlarda da görev alan Bohman, “Rojava’da aslında tam da tüm hayatım boyunca aradığım şeyi buldum. Bir soruna çözüm olabilmek için savaşmak, bana kendimi faydalı, işe yarar bir insan olarak hissettirdi” diyor. 

Londra’da görüştüğümüz ve Batılı bakışı birçok kez eleştiren Bohman, şimdilerde yeniden Rojava’ya dönmeye ve devrimde yeni görevler almaya hazırlanıyor.

Bohman’ı kamuoyu, dünya basını ve Türk basınının “Kanadalı manken YPJ’ye katıldı” haberleriyle tanımıştı. Zira Bohman, Güney Afrika’nın yoksul ülkesi Zambia’da doğması ardından ailesiyle birlikte Kanada’ya göç etmiş, gençlik yıllarında ise çeşitli ajanslarda model ve sinema oyuncusu olarak çalışmıştı. Bohman’ın modelliği oldukça kısa sürmüştü ama Rojava’yı “bağlamından kopararak anlatmak” isteyen medya organları için bu, bulunmaz nimetti.

Bohman, bu haberlere de tepkili: “Basının bunu neden yaptığını anlayabiliyorum aslında. Hepsi Batılı okuyucu kitlesinin dikkatini çekmek istiyor. O yüzden işte beni de “YPJ’li manken” diye haber yaptılar. Oysa benim Rojava’ya gitme amacım, Kürtlerin mücadelesine ortak olmak; bunun modellikle bir alakası yok.”

Bohman’la Rojava’ya gidişini, motivasyonunu ve yaşadıklarını konuştuk.


Rojava’ya gitmeye nasıl karar verdiniz?

Dürüst olmam gerekirse Rojava’ya gitmemin en büyük sebeplerinden biri Kanada’da yetişmiş olmam. Kanada’da çok rahat ve sorunlardan uzak yetiştik; aslında “İnsanlığa olan borcumu ödemeliyim” hissiyle Rojava’ya gitme kararı aldım.

Zambia’da çok fakir bir bölgede dünyaya geldim ve ailemin nasıl zorluklar yaşadığını biliyorum. Kanada’da hiçbir zorlukla yüzleşmeden büyümüş olmak ise büyük şanstı. Bunun oluşturduğu vicdanla Rojava’ya gittim.


YPJ’ye neden katıldınız?

İki nedenden: Birincisi, bu kadınların savaşıydı; ikincisi ise Rojava’daki kadınlar, tüm dünyanın ve Ortadoğu’nun kadınlarının hakları, eşitliği ve özgürlüğü için savaşıyordu.


Rojava’da hangi bölgelerde bulundunuz? YPJ’deki göreviniz, pozisyonunuz neydi?

Rojava’nın hemen hemen her yerine ayak bastım. Başta Kobanê, Til Temir... Geçtiğimiz yıl da Kobanê’de gezici ve denetleyici kontrol birliğiyle çeşitli bölgelere gittim. Halklar ilişkiler ve basın alanında çalıştım. Ayrıca yaklaşık 7 ay boyunca da keskin nişancı birliğinde görev aldım. Şu sıralarda medikal birliklere katılım çabasındayım. YBT’ye (Yekîneyên Bijîşkê Taktîkî, Taktik Doktorlar Birliği) katılıp sağlıkçı alanındaki boşluğu doldurmaya katkı sunmak istiyorum.


YPJ’ye katılım kararı ardından hiç çelişkiye düştüğünüz, “Keşke yapmasaydım” dediğiniz zamanlar oldu mu? Umduğunuzu, aradığınızı bulabildiniz mi Rojava’da?

Hiçbir zaman pişman olmadım; aksine şu anda “İyi ki yapmışım” diye düşünüyorum. Sadece anlık pişmanlıklarım olmuştu, halen de oluyor. İnanın bir aileniz varken ölümle burun buruna gelmeniz size anlık da olsa pişmanlık duygusu verebiliyor ama genel anlamıyla bakınca hiç pişman olmadım ve görevime devam etmek için geri dönüyorum.

Rojava’ya gitmeden önce işe yarar bir insan olmak çabasındaydım. Rojava’ya giderkenki amacım da buydu. Dünyayı daha yaşanır bir yer haline getirmek için verilen mücadelenin parçası olmanın bana daha iyi hissettireceğini düşünmüştüm. Ve evet, Rojava’da aslında tam da tüm hayatım boyunca aradığım şeyi buldum. Bir soruna çözüm olabilmek için savaşmak, bana kendimi faydalı, işe yarar bir insan olarak hissettirdi. Dünyada herkesin görmek isteyeceği sevgi ve barış için yürütülen savaşın bir parçası olmak, bana kendimi özel hissettirdi. Bundan dolayı diyebilirim ki, evet, Rojava’da aradığımı buldum.


Rojava’nın çoğunlukla hangi bölgelerinde kaldınız?

6 hafta Til Hemis’te görev yaptım. Burada intihar saldırısı yapmak isteyen DAİŞ‘lileri gözetleme görevindeydim. 6 hafta boyunca da Til Temir bölgesinde Şehîd Qamişlo Operasyonu’nda bulundum ve ön saflarda çatıştım. Kobanê’de birçok sefer bulundum ve orada da çeşitli görevler aldım. Yine Şedadê bölgesinin güneyinde bazı operasyonlara katıldım; o operasyonlarda sayısız köy ve mezra DAİŞ’in elinden kurtarılarak özgürleştirildi. Daha sonra 3 aylık bir dönem için Kanada’ya geri döndüm; çünkü çok fazla kilo kaybetmiş ve yorgun düşmüştüm. Daha sonra Rojava’ya geri dönerek Qamişlo Şehîd Fîraz Operasyonu’nda keskin nişancı olarak görev aldım. Operasyon öncesinde YPG Akademisi’nde de kısa süre yeniden bulundum ve Kürtçe dersleri aldım.


Rojava’da sizi en çok zorlayan ne oldu?

Özellikle arkadaşlarımın öldüğünü görmek. Bu en acı tarafı. Kaldıramadığım bir başka üzüntü ise tanıdığım birilerinin kaybolması. Çünkü orada kaybolmak demek, DAİŞ’in eline düşmüş olabillirsiniz demektir. O barbarların insanlara neler yaptığını aklınıza getirdiğinizde bu, inanın katlanılamaz bir acıya dönüşüyor. Tanıdıklarınızın, sevdiklerinizin cansız bedenlerini dahi bulamamak ya da hayatta mı, değil mi bilememek, beni orada en çok zorlayan şey oldu.


Sizi Rojava’da en çok şaşırtan ne oldu?

Cinsiyet eşitliği beni hem çok etkiledi hem de çok şaşırttı. Beklemiyordum. Bir Batılı olarak Ortadoğu’yu böyle hayal etmemiştim ama inanın ki çok şaşırdım. Rojava’daki kadın-erkek eşitliği, diyebilirim ki dünyanın başka hiçbir yerinde yok. Şunu çok net söyleyebilirim ki, Güney Kürdistan’dan tutun Kanada’ya kadar dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir yönetim biçimde kadın-erkek ilişkisi Rojava’daki eşitlik düzeyine ulaşmış değil.

Batılı kültürde kadın ve erkeklerin eşit olduğunu zannediyoruz. Fakat inanın, durum böyle değil. Gerçekten cinsiyet eşitliğini görmek isterseniz Rojava’ya bakmalısınız. Bu beni Rojava’yla ilgili en çok şaşırtan şey oldu.

Rojava’ya ilk gittiğimde sanki her şey normal ve olması gerektiği gibiymiş gibi hissettim. Bir kadın olarak içimde hep kendimi savunma hissi oldu. Rojava’ya ikinci gidişimde bu duygu yarı yarıya düştü. Son gittiğimde ise artık bir kadın olarak kendimi Batı’da Rojava’da olduğundan daha fazla savunmam gerektiğini hissettim. Çünkü Rojava’da kadınlar ile erkekler eşit.


En mutlu eden şey peki?

Tabii ki arkadaşlarım. Rojava’daki arkadaşlarımın çoğu Kürtler. Çünkü yabancı savaşçılar içinde çok drama oluyor; gereksiz konuşmalar, birbirini çekememek... Ben de bu hataya düşmüştüm ve bu gereksiz tartışmaların içinde yer aldığım oldu. Pişmanım ve buna bir daha izin vermeyeceğim. Fakat Kürtler öyle değil, sizinle samimi dostluklar kuruyorlar. O yüzden de en yakınlarım Kürtler oldu.

Bu gidişimde Rojava’da sadece görevimi yapacağım; gereksiz spekülasyonlara, dedikodulara meydan vermeden Kürt mücadelesi için gereken neyse onunla uğraşacağım. Ve tabii ki bunu canım kadar sevdiğim Kürt dostlarımla yapacağım.


Kobanê’ye sayısız kez gitmişsiniz. Oraya dair gözlemleriniz neler?

Evet, birçok kez bulundum. Şehrin çok büyük bölümü ciddi yıkıma uğramış, kullanılamaz hale gelmişti. Kobanê, Rojava’daki en hayat dolu şehirlerden biri. Evet, çok büyük bir yıkımla yüzleşti ama şu anda Kobanê yaralarını sarıyor ve yeniden inşa hızla devam ediyor.

Şunu da belirtmek istiyorum: Kobanê gün gelecek ve Ortadoğu’da bir başkent olarak görülecek. Çünkü buradaki çok kültürlülük ve ayrıca DAİŞ’e karşı savaş, Kobanê’yi dünyanın gündemine taşıdı. Şimdi işimiz, bu kenti yeniden inşa etmek.


YPJ’ye katılma kararınız, özellikle mesleğiniz dolayısıyla çok tartışıldı ve ilgi gördü. Rojava’ya giderken nasıl bir yaşamı geride bıraktınız? Ne için bıraktınız?

Ben geride benim için önemli olan hiçbir şeyi bırakmadım. Mesleğimin sürekli öne çıkarılmasından büyük rahatsızlık duyuyorum. Ben sadece mankenlik de yapmadım, farklı mesleki alanlarda çalıştım ve film sektöründe de görevler aldım. Fakat Batılı basın ve özellikle de saldırgan Türk basını mankenliğimi ön plana çıkararak aslında kendince Rojava’daki mücadelemizi boşa çıkarmaya çalışıyor. Buna izin vermeyeceğim.

Kanada’dan Rojava’ya giderken arkamda ailemden başka önemli hiçbir şey bırakmadım. Rojava’ya çok pahalı evler, arabalar ya da lüks bir yaşantıyı geride bırakarak da gitmedim. Kaybedecek hiçbir şeyim olmadığını fark ettim ve öyle gittim. Çok sevdiğim bir işim yoktu; yaşadığım yeri de çok sevmiyordum. Rojava’ya gittikten sonra ise daha da geliştiğimi ve kendimi bulduğumu, mutlu olduğumu gördüm.


Rojava, özellikle Kobanê Direnişi esnasında da dünya dergilerine hep “güzel görünümlü YPJ’li kadınlarla” kapak oldu; birçok kişi bu yaklaşımın “esasa dair tartışma olmadığı için” yanlış olduğu eleştirisini yaptı. Bu tartışmalara nasıl bakıyorsunuz?

Basının bunu neden yaptığını anlayabiliyorum aslında. Hepsi Batılı okuyucu kitlesinin dikkatini çekmek istiyor. O yüzden işte beni de “YPJ’li manken” diye haber yaptılar. Oysa benim Rojava’ya gitme amacım, Kürtlerin mücadelesine ortak olmak; bunun modellikle bir alakası yok. Gerçekten bu konunun böyle gündeme gelmesinden çok rahatsızım fakat dediğim gibi medyanın neden böyle yaptığını da anlıyorum.


Kürtlerin/Rojava’nın/Öcalan’ın “jineoloji” kavramını da ortaya çıkaran kadın yaklaşımına dair siz ne düşünüyorsunuz?

Batılı toplumlar için Jineoloji, tam bir ders. Bunu Batılılar da çok iyi anlamalı ve okumalı, örnek almalı. Batı’daki birçok insan devlet yönetimiyle mutlu ve düzeni değiştirmek istemiyor. Yetiştirilme biçimlerinden dolayı insanlar, sistemin aksaklıklarını göremiyor. Öcalan’ın Jineolojiyle ortaya koyduğu fikir, kadınları olduğu gibi tüm toplumu da geliştiriyor, eksikleri görüyor. Yeniliklere de açık. Elbette daha çok gelişmeli ama şu haliyle bile Batılı yaklaşımdan çok önde olduğunu söyleyebilirim.


Rojava’daki kadın özgürleşmesini biraz daha somut anlatabilir misiniz?

Rojava’da YPJ, kadınları birliklere katılmak için zorlamıyor. Fakat bakın, orada kadınlar, özellikle DAİŞ‘in türemesi ardından yıllardır yüksek dört duvar arasında yaşıyor. YPJ’yle birlikte kadınlar, yaşamlarının kontrolünü kendilerinin alabileceğini anladı. Bunu gerekli görmeye başladılar ve pratikle uygulamayı başardılar. Şu anda YPJ’de kadınlar, erkeklerle minimum iletişim içinde. Ortadoğu’da kadınların yüz yıllardır ezilen olma pozisyonunu YPJ tamamıyla değiştirdi diyebiliriz. Bu Batı’da işlemez belki ama Ortadoğu’da, Rojava’da işe yaradı.


İki yıldır bu savaşa hem tanık oluyor hem içinde yer alıyorsunuz. Bu süreç size ne kattı? Sizde ne değiştirdi?

Şu anda işe yaradığımı hissediyorum. Bu işin bir parçası olmaktan çok mutluyum. Şimdi daha iyi bir insanım, diyebilirim. Sadece hava tüketen bir birey değil, bir şeylere faydalı olan bir insan olmayı başardığımı düşünüyorum. Bu durumdan kendi çıkarımı sağlamıyorum, bunu yaparak zengin de olmuyorum. Narsistçe duyulmak istemek de değil bu ama evet, popülerliğiniz artabiliyor; fakat bunları kendim için değil Kürtler için yapıyorum.


Ülkenizde insanlar YPG/YPJ’ye nasıl bakıyor?

Kanadalıların çoğu Rojava ve Kürtlerle ilgili herhangi bir bilgiye sahip değil. Batılı medya organları gerçekleri anlatmıyor. Neden mi? Çünkü Türklerle çıkar ilişkileri var. Bu nedenle de Kanadalılar ve genel olarak Batılılar, gerçekleri göremiyor, Kürtleri tanıyamıyor. Kanada sanki bir balonun içinde gibi; uzakta insanlar, evet DAİŞ’i duymuş ama ne olup bittiğinden hiç haberi yok.


Peki Kanada devletinin yaklaşımı?

Kanada devleti Rojava’yla ilgili ne düşünüyor, bilmiyorum ama edindiğim tecrübeyle diyebilirim ki birçok devlet çalışanı elbette DAİŞ tarafında değil özgürlük mücadele veren Kürtlerin tarafında. Ama devletin resmi olarak Kürtlere hiçbir desteğini görmedim. Bireysel diyelim; bireysel olarak Kanadalılar Kürtleri destekliyor. Başbakanın Kanada jetlerini bölgeden geri çektiğini de biliyorum. Kanada Türkiye’yle çok fazla çıkar ilişkisi de kurmuş değil ama yine de neden böyle sessiz anlamış değilim.



EREM KANSOY/LONDRA


12012

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA