Söz düellosu var yaptırım yok

Erdoğan yönetimindeki Türk hükümetinin Almanya ve AB’yi hedef alan suçlama ve hakaretlerine cevap yetiştirmeye çalışan Merkel hükümeti, askeri ve ekonomik ilişkilerine toz kondurmuyor. Sol Parti ise artık somut adım atma ve yaptırımları hayata geçirme zamanı olduğunu vurguluyor.

21 Mart 2017 Salı | Dünya

DİLAN KARACADAĞ / HABER MERKEZİ


Türkiye’ye artık yaptırım uygulanmasını isteyen Sol Parti’ye göre silah ihracatı durdurulmalı, mülteci anlaşması feshedilmeli, AB üyelik müzakereleri sona erdirilmeli, İncirlik’teki askerler ile Tornado uçakları çekilmeli. 

Almanya’da referandum propagandası yapmak isteyen AKP’lilere yasak koyan kentlerin sayısının artmasıyla diplomatik kriz de tırmanıyor. Almanya “Türkiye ile işbirliği yapmamız giderek zorlaşıyor” diyerek ekonomik yaptırımlara gidebileceğinin sinyalini verirken, İncirlik’teki askeri varlığının çekilmesi de gündemde. Sol Parti, krizinin görünen yüzüne rağmen askeri ve ekonomik işbirliğinin devam ettiğini savunuyor. Sol Parti’nin tutumunu, eleştiri ve taleplerini milletvekilleri Ulla Jelpke ve Sevim Dağdelen ile konuştuk. 

Almanya’nın İncirlik’te işi yok 

Hıristiyan Sosyal Birliği (CSU) Federal Meclis Dış Güvenlik Politikaları Sözcüsü Florian Hahn, “Almanya’ya karşı kızışan bu atmosferde Türk hükümetinin İncirlik’teki askerlerimizin güvenliğini yeteri kadar sağlayabileceği veya sağlamak istediği giderek belirsizleşiyor” diyerek Alman askerlerinin İncirlik’ten çekilmesini önermişti. Almanya’da yapılan bir kamuoyu anketi de halkın çoğunluğunun Hahn’ın görüşünü paylaştığını ortaya koydu. Türkiye ile ekonomik/askeri işbirliği, NATO müttefikliği ve Avrupa Konseyi üyeliği ile AB süreci devam ederken bu tartışmalar ne kadar gerçekçi ve uygulanabilir? Alman Sol Parti Milletvekili Ulla Jelpke, iyimser değil. Askeri ittifaktan çok Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye sattığı silahların gündemde olması gerektiğine vurgu yapan Jelpke, “Türkiye’ye silah gönderilmemelidir. Fakat bunun yerine Alman Rheinmetall firması Türkiye’den gelen silah siparişlerini karşılayabilmek için Türkiye’de fabrika açmak istiyor. Hükümetten buna bir veto gelmeli ama bence zırhlardan yararlanacaklar diye tekrardan insan hakları kurban edilecek. Dolayısıyla sadece Tornado uçaklarının İncirlik’ten alınıp Ürdün’e yerleştirilmesi değil; tamamen geri alınması gerekir. Alman hükümetinin Ortadoğu’da işi yok” diyor. 

Hedef DAİŞ’se YPG niye yasak?


Alman Savunma Bakanı Ursula von der Leyen, Alman askerlerinin İncirlik’te Türkiye için değil, DAİŞ nedeniyle bulunduğunu savunarak bu karar ile Almanya’nın DAİŞ ile mücadeleden kopacağını iddia ediyor. Buna katılmayan Jelpke, şu ikileme dikkat çekiyor: “Alman hükümetinin niyeti DAİŞ’e karşı mücadele etmek olsaydı YPJ ve YPG bayraklarını yasaklamazdı.”

Tornadoların sadece DAİŞ’e karşı mücadele için kullanılmadığını belirten Jelpke, aynı zamanda YPG savaşçılarının da Türk ordusu tarafından bombalandığını hatırlatıp şunu iddia ediyor: “Bunun için de Tornadolardan alınan görüntüler kullanılıyor. Bu durumu hükümet inkar edemiyor.”

Artık yaptırım zamanı

Sol Parti Milletvekili Sevim Dağdelen de Türk Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın Nazi kıyaslamalarıyla haddini aşması karşısında Alman askerlerinin sadece İncirlik’ten değil, Konya’dan da çekilmesi gerektiğinin görüşünde. Dağdelen, Gazeteci Deniz Yücel’in uyduruk bahanelerle tutuklu olmasına ve Sharo Garip gibi barış dilekçesini imzalayan birine yurtdışı yasağı getirilmesine atıfta bulunarak bunları yaşandığı bir ülkeye Alman askerlerinin konuşlandırılmasının gülünçlüğüne dikkat çekiyor. “Erdoğan Türkiye’yi İslamcı otoriter devlete dönüştürüyor” diyen Dağdelen, referandum geçirilmek istenen başkanlık sistemi ile şu an mevcut olan OHAL rejiminin gayet normal bir devlet sistemiymiş gibi sürdürüleceğini, bu durumda da demokrasiden söz edilemeyeceğini vurguluyor. 

Federal Hükümet’ten Erdoğan ile partnerliğini sonlandırmasını talep eden Dağdelen, somut önerilerde bulunuyor: “Alman askerlerinin Türkiye’den geri çekilmesi gibi somut adımlar atılmalı. İstihbarat, polis ve ordu alanındaki işbirliği sonlandırılmalı. Silah satışı durdurulmalı.”

Silahlarımız Kürtlere karşı kullanılıyor

Kürtlere karşı savaş yürüten Türkiye’nin 2016 yılında Almanya’nın silah alıcı listesinde 8. sıraya kadar yükseldiğine dikkat çeken Dağdelen, CDU, CSU ve SPD’den oluşan koalisyon hükümetinin, Alman silahlarının İslamcı çetelerce Suriye’de veya Türk güçlerince Cizre’de sivillere karşı kullanılmadığını kesin olarak söyleyemediğine dikkat çekti.

Rheinmetall’ın fabrika isteği skandal

Almanya ile Türkiye arasında ‘Nazi’ benzetmesiyle tırmanan diplomatik kriz sürerken silah sanayindeki işbirliği de devam ediyor. Alman Rheinmetall silah şirketinin Erdoğan yandaşı Ethem Sancak’ın BMC firmasıyla ortak bir fabrika açmak istediğini biliniyor. Sol Parti milletvekili bu işbirliğine tepki gösterdi: “Rheinmetall şirketinin federal hükümetin desteği ile Türkiye’de bir fabrika açmak istemesi de skandaldır. Hükümet buradaki sorumluluğundan kaçmamalı, harekete geçmeli artık.”

Mülteci anlaşması şantaja dönüştü

Türkiye’nin yaklaşık bir yıldır mültecileri korumak için Avrupa Birliği’nin “kapıcısı” olarak istihdam edildiğini söyleyen Sevim Dağdelen şunları söylüyor: “Merkel-Erdoğan’ın mülteci anlaşması Almanya ve Avrupa’ya şantaj oldu. Bundan öte NATO müttefiki Türkiye, Batı’nın yakın ve Ortadoğu’daki önemli bir köprü başı. Bu ülke jeostratejik önemi için batmaz bir uçak gemisi olarak görülüyor. Bu yüzden de her ne olursa olsun NATO’da kalmasını bu kadar önemli görülüyor.”

Üyelik müzakereleri sonlandırılmalı 

Türkiye’nin, temel insan haklarını ihlalleri ve Birleşmiş Milletler tarafından rapor edilen Kürt nüfusa yönelik sistematik baskısının yanı sıra giderek Batı değerlerinden uzaklaşmasına rağmen halen Batı ittifakı tarafından bu kadar tolere edilmesine tepki gösteren Ulla Jelpke ise artık Türkiye ile AB müzakerelerinin sonlandırılmasından yana. 

Kamuya yansıtılan eleştiriler şov

Türkiye’de artan insan hakları ihlalleri, toplu tutuklamalar, HDP’nin susturulmak istenmesi, özgür basının kapatılması ve Kürtlere karşı açılan savaşın, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel için ikincil planda kaldığını savunan Sevim Dağdelen, şu karamsarlığı paylaşıyor: “Bu yüzden de Alman ve Türk ilişkilerinde bunun bir yaptırıma gitmesi söz konusu değildir. Kamuya yansıttıkları endişeleri/kızgınlıkları da oyun/şov ve dışarıya karşı demokrasi ve insan hakları için bir vitrin düzenlemesidir. Gerçekte Federal Hükümet, AKP’nin şiddetini askeri, silahı ve ekonomik yardımıyla destekliyor. Demokrasi ve insan haklarını kurban eden bu çirkin duruma son verilmeli. Türkiye politikasında radikal bir dönüş hayatidir.”

Almanlar AKP mitingi istemiyor


“Almanya’da referandum için AKP’nin miting hazırlığı devam ediyor. Bu mitinglere izin verilmeli mi, yoksa yasaklanmalı mı?” sorusuna Sevim Dağdelen’in cevabı şöyle: “Yapılan araştırmalara göre Almanya’daki toplumun yüzde 90’ı ülkenin diktatörlük ve idam cezasının getirileceği bir seçimin arenasına dönüşmesine karşı. Sol Parti bu duruşu destekliyor. Bizler demokrasi olarak demokrasinin yok edilmesine izin vermemeliyiz. Erdoğan ve yardımcıları Almanya’da istenmiyor.”

Demokrasiden söz edilmesi komik

Eşbaşkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile birlikte binlerce HDP’linin Türk işkence cezaevlerinde olduğunu hatırlatan Dağdelen, “Erdoğan’ın AKP’lilerini Almanya’ya gönderince demokrasi ve ifade özgürlüğüne değinmesi gülünç” diyor. 

Türkiye’de diktatörlük ve idam cezası için bu tür bir propogandanın Almanya’da yapılmasının durdurulması gerektiğine vurgu yapan Dağdelen, şu tehlikenin altını çiziyor: “Entegrasyon politikasında bile bu çok tehlikeli bir gelişme. AKP’li bakanlar Avrupa’da nefret ve kışkırtmalarıyla, Türkiyelileri milliyetçilik ve İslamcılıkla stokluyor. Burada faşist bozkurt işareti ve İslamcı kardeşliği sembolize eden dört parmak işareti de dikkat çekiyor. Kendilerinden farklı düşünenleri yok etmek isteyen AKP ağı, Avrupa’da dolaşmakta ve bu ağın parçalanması gerekir. Bu Avrupa ve Almanya’daki toplumsal barış için büyük bir tehlike.” 

‘Provokasyon olmasın’ diye Erdoğan’a  tolerans gösterilmesini savunanların kendilerini kandırdığını belirten Dağdelen, gerekçesini şöyle anlatıyor: “Bu tolerans Erdoğan’ı son yıllarda daha da güçlendirdi. Şimdi kim Erdoğan’ı görmezden gelirse, toplumsal barışı tehlikeye atar ve toplumu Türk faşist ve İslamcıların işbirliğine bırakır. Erdoğan Türk faşistlerinin ve İslamcılarının Avrupa’daki demokrasiye karşı ayağa kalkmasını istiyor. Bu yüzden artık Erdoğan’a karşı net bir tutumun oluşması gerekir. Hollanda’nın tutumu örnek olmalı. Almanya’nın Türkiye politikasında bir dönüşüme ihtiyaç var.”

Bunlar Kürt kentlerinde katliam yapanlardır

Ulla Jelpke ise Türk hükümet üyelerinin Almanya’da hoş gelmediklerini açık ve net belli edilmesinden yana olduğunu belirterek, “Bunlar, BM’nin de rapor ettiği gibi Kürt kentlerinde savaş suçu işleyen bir rejimin temsilcileri. Bunlar on binlerce muhalifi cezaevine atan bir rejimin temsilcileri. Ve bunlar başkanlık sistemin inşası için burada seçim çalışması yürütüyorlar. Böylesi bir şeyin demokratik anlayış tarafından açık ve net şekilde reddedilmesi gerekir. Böylesi etkinlikler burada yaşayan Erdoğan muhalifleri, Kürtler, Aleviler ve Êzîdîler için tehlikelidir” diyor. 


Salvolar sürüyor

Türk Cumhurbaşkanı Recey Tayyip Erdoğan’ın AKP’li bakanlara referandum kampanyası yapmasına yönelik engellemeleri ‘Nazi uygulamaları’na benzetmesine Almanya’dan tepki sürüyor. 

Schulz: Erdoğan’ın yaptığı küstahlık

Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) yeni lideri Martin Schulz, Erdoğan’ı “küstah” olarak niteledi. SPD’nin pazar günkü kongresinde bütün delegelerin oylarıyla parti genel başkanlığına seçilen Schulz, “Dost bir ülkenin cumhurbaşkanının bu ülkenin başbakanını bu şekilde aşağılaması küstahlıktır” dedi.  Schulz, NATO üyesi ve AB üye adayı bir ülkenin devlet başkanının uluslararası diplomasi kurallarını çiğneyemeyeceğinin Erdoğan’a anlatılması gerektiğini de ifade etti.

AKP’lilere Almanya’da yer yok

Türk hükümet üyelerinin Almanya’da referandum kampanyası düzenlemesine getirilen yasakları desteklediğini de açıklayan Schulz, “Diplomatik dokunulmazlığını parti politikası yapmakta kullananlara Almanya’da yer yoktur” dedi.

Schulz eylül ayında yapılacak genel seçimlerde Angela Merkel’e karşı yarışacak.  Son anketler CDU ile SPD’yi başa baş gösteriyor. İki parti de yüzde 30 bandında. 

Röttgen: AB-Türkiye ilişkileri kesilir

Alman Federal Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Norbert Röttgen de “Türkiye’de başkanlık sistemine geçilirse, AB ilişkileri kesilir” dedi. Önceki akşam katıldığı bir televizyon programında konuşan Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) Milletvekili Norbert Röttgen, Türklerin referandumda Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin de oylandığını bilmesi gerektiğini söyledi. Röttgen, Türkiye’yi liberal demokrasiden uzaklaştıracak olan değişikliklerin AB ile uyumlu olmadığını da ifade etti. Erdoğan’ın da planlarını “meşru devlet darbesi” olarak nitelendirdi.

Keller: Tartışmalar göstermelik

Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Başkanı Ska Keller ise tartışmaları göstermelik bulduğunu ve ‘Hayır’ oylarının yüzde 50’nin üzerinde olduğu Türkiye’deki muhalefetin desteklenmesi gerektiğini belirtti. Keller, Erdoğan’a karşı en etkili cevabın gümrük birliğinin genişletilmemesi, Türkiye’ye silah satışının durdurulması ve ekonomik yardımlara son verilmesi olacağını sözlerine ekledi.


Aynı sıklet değiller

AKP medyası, Almanya ile problemlerini tartışırken Türkiye’nin askeri gücüne atıf yaparak, aynı sıklette olmadıklarının propagandasını yapıyor. Ancak ekonomik büyüklük ve kapasite ile mevcut duruma bakıldığında Türkiye, Hollanda karşısında olduğu gibi Almanya karşısında da ‘tüy sıklet’ kalıyor. Kişi başına 10 bin doların altındaki gelir ve 40 milyara tırmanan cari açığa ve 800 milyar dolar gelire rağmen Türkiye, büyük bir askeri güç besliyor, militarizmi büyütüyor. Kişi başına milli gelirin 40 bin doları aştığı, milli gelirinin 3.2 trilyon dolar olduğu, bütçesinin 30 milyar euro fazla verdiği, cari açık değil de cari fazlasının 250 milyar euroyu aştığı Almanya ise daha küçük bir orduya sahip.

Türkiye ekonomisi Kemal Derviş programının mirasını tüketti, canlanma süreci bitti. Dünya Bankası‘na göre, Türk ekonomisi 2017’de yüzde 2,7 oranında büyüyecek. Kürtlere karşı yürütülen savaş ve tek adam yönetimi yabancı yatırımcıyı frenliyor. Türkiye’deki doğrudan sermaye yatırımları 2016 yılında yüzde 31 oranında geriledi, bu gerileme bu yıldan itibaren dramatik bir seyir izliyor. Aynı zamanda Türk Lirası değer kaybettiği için ithalat pahalandı ve hayat pahalılığı artış hızı yüzde 8’i aştı. Enflasyon artık çift haneli rakamlarda. Türkiye dışarıya sattığından daha fazlasını ithal ettiği için döviz kurlarının fırlamasından derin yara aldı. 2016’nın üçüncü çeyreğinde Türk ekonomisi yüzde 1,8 oranında daralırken işsizlik, yüzde 12,7’ye ulaştı. Bu rakam genç nüfusta yüzde 30’lara tırmanıyor. 

Ticari ortak olarak

Türkiye, Almanya’nın ihracat yaptığı ülkeler arasında 15. sırada yer alıyor. 2016 yılında Türkiye’ye 22 milyar euroluk mal satıldı. İthalat yapılan ülkeler sıralamasında ise Türkiye’nin Almanya için 16. sırada bulunuyor. Ancak 2016 yılında Almanya ABD’ye 107, Fransa’ya 101 Birleşik Krallık’a ise 86 milyar euroluk ihracat yaptı. Aslında Türkiye vazgeçilmez değil. 

Türkiye’ye yapılan otomobil ihracatı 2009 yılından bu yana 4 katına çıktı. Makine ve kimya sanayi de Türkiye’nin gelişmesinden kârlı çıktı. Alman elektronik endüstrisinin yatırım yeri olarak seçtiği ülkeler arasında Türkiye 7. sırayı alıyor.

Geçen yıl Türkiye’ye 3 milyar euroluk ihracat yapan kimyacılık branşı alarm vermeye başladı. Alman marka otomobillerin satışı yüzde 10 düştü. 2016’da Türkiye’ye yaptığı ihracatı yüzde 3 oranında arttıran makine sanayi artış temposunu 2017’de de koruyacağından şüpheli. Alman meslek kuruluşlarının sözcüleri yatırımcının Türkiye hevesinin kırıldığından ve Alman Dış Ticaret Odası’na Türkiye ile iş bağlantısı için yapılan başvurularının yarıya indiğinden söz ediyorlar.

Türkiye’nin en fazla ihracat yaptığı ülke Almanya. 2016 yılında Türkiye’den 14 milyar dolarlık ithalat yapıldı. Almanya Türkiye’den en çok gıda maddesi ve tekstil ürünleri alıyor. Alman konfeksiyon şirketlerinin işgücü maliyetinin düşük olduğu Türkiye’de üretim tesisleri de bulunuyor. Türkiye ile Almanya arasındaki muhtemel bir ekonomik anlaşmazlığın tekstil ihracatını vuracağı ve Almanya’nın kumaş alımlarını Güneydoğu Asya ülkelerine kaydırabileceği belirtiliyor. Türkiye’nin Almanya’dan fazla ithalat yaptığı tek ülke ise Çin.

2015’te 5,6 milyon Almanı ağırlayan Türkiye’ye geçen yıl 4 milyon Alman turist gitti. Türkiye’nin turizm gelirleri yüzde 30 oranında azaldı. 

Silah ticareti

Türkiye, Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’ne (SIPRI) göre 2011-2015 dönemlerinde dünyanın en büyük altıncı küresel silah ithalatçısı durumunda. Almanya ise aynı dönemde ihracatçılar arasında 5. sırada. Sadece 2015 yılına bakıldığında da Almanya dünyanın en büyük 3. silah ihracatçısı konumunda. Buna rağmen, SIPRI verileri ışığında Türkiye’nin Almanya’dan 2011-2015 yılında aldığı silahların değeri, toplam satın aldığı silahların değerinin sadece yüzde 2,8’ine denk geliyor. 

Almanya’nın Türkiye’ye silah satışı 2011 yılından itibaren bir düşüş gösteriyor. 2011 yılında 139,5 milyon Euro değerindeki ihracat, 2015 yılında 39 milyona kadar geriliyor. Ancak 2016 verilerine göre yine bir anda 92,2 Milyon Euro’ya sıçrıyor.

İncirlik’teki varlığı

Almanya’nın İncirlik’te konuşlandırdığı Tornado savaş uçakları ‘Recce’ adı verilen yüksek çözünürlüklü kameraları ile Suriye ve Irak’ta DAİŞ hedefleri üzerinde keşif uçuşları yapıyor. Bu uçuşlarda elde edilen istihbarat, Uluslararası Koalisyon’un hava operasyonlarında kullanılıyor. Alman Hava Kuvvetleri’ne ait Airbus A310 tipi askeri uçak ise Koalisyon jetlerine havada yakıt ikmali yapıyor. Geçici çözüm amaçlı olarak İncirlik’te, tenteden iki Tornado hangarı inşa edildi. Böylelikle uçakları teknik bakım ve onarım çalışmaları gölgede gerçekleştirilebiliyor. İncirlik’te halen yaklaşık 300 Alman askeri görev yapıyor. 

Türkiye, Almanya’ya Tornadoların topladığı istihbaratın kendisiyle de paylaşılmasını böylece YPG güçlerine karşı kullanmayı dayatıyordu. Almanya’nın bunu reddettiği iddia ediliyor, ancak bu konuda net resmi bir izahat yok.


853

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA