Türkler KDP’yi kullanıyor

KDP’nin bu dönemde AKP-MHP yönetimindeki Türk devleti ile ilişkilerinin sıradan siyasi-ekonomik ilişkileri aştığını belirten KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, şunları söyledi: “KDP’nin Türkiye ile ilişkileri, Türkiye’nin Kürtlere karşı yürüttüğü soykırım savaşını cesaretlendiren, meşrulaştıran, normalleştiren bir rol oynamaktadır.

21 Mart 2017 Salı | Haber

KDP’nin Şengal’e gönderdiği kontra yapıya işaret eden KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, şu andaki sessizliğini kimseyi yanıltmamasını gerektiğini söyledi. Bu çetelerin çıkarılmasını isteyen Bayık, “Orada savaş çıktı mı çetelerle sınırlı kalmayacak, bizzat KDP ile PKK arasındaki çatışmaya dönüşecek. Gerilla ile peşmerge karşı karşıya gelecek. Şengal’deki bu duruma Kürt kamuoyu kesinlikle müdahale etmelidir” dedi.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, ANF’nin sorularını yanıtladı. ANF’de üç gündür yayınlanan, yarın da devam etmesi beklenen geniş ve kapsamlı söyleşinin KDP ve Türk devleti ilişkilerinin Kürtlere yansıması ve Şengal’deki gergin durum ile olası Kandil saldırısını işleyen bölümünü kısaltarak paylaşıyoruz. 


KDP, AKP-MHP’nin Kürt halkına yönelik saldırı konseptinin neresinde duruyor?

İki yılda AKP-MHP iktidarının Kürt’e yapmadığı hiçbir zulüm kalmadı. Neredeyse Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki zulmün toplamı kadar zulüm yaptı. AKP, KDP ile ilişkileri ve KDP’nin duruşu sayesinde bütün bu zulmünü, işgalciliğini normalleştirmeye, meşrulaştırmaya çalışıyor.

Bakınız; AKP iktidarı Cerablus’a girmeden önce KDP ile Türkiye’de görüşme yaptı. Buna dayanarak da Türkiye Suriye’ye yönelik işgal harekatının Kürtlere karşı olmadığını söyleyebiliyor. Biz Kürtlere değil de YPG’ye, PYD’ye, PKK’ye karşıyız gibi bir özel savaş söylemi tutturuyor. Genelde de tüm Kürtlere yaptığı zulmü KDP ile ilişkilerinden dolayı “biz Kürtlere karşı değiliz, şu Kürtlere karşıyız” gibi bir yaklaşım gösteriyor. Bütün sömürgeciler bu dili kullanıyor. 

KDP’nin AKP-MHP ittifakına dayalı iktidarla ilişkileri Türk devletinin saldırılarının artmasına zemin sunmaktadır. Zaten AKP-MHP iktidarı da KDP ile ilişkilerini bundan dolayı sürdürüyor. 

KDP’nin bu dönemdeki Türkiye ile ilişkileri herhangi bir siyasi ya da ekonomik ilişki değildir. Böyle görürsek kendimizi kandırırız. Bu dönemde KDP’nin Türkiye ile ilişkileri, Türkiye’nin Kürtlere karşı yürüttüğü soykırım politikalarını cesaretlendiren, meşrulaştıran, normalleştiren bir rol oynamaktadır. 

KDP gibi bir Kürt partisinin böyle bir duruma düşmemesi lazım. Bunun olmaması lazım. Bunu sadece KDP için söylemiyoruz, YNK de olur, PKK de olur, Goran da olur, İslami Hareket de olur, PYD de olur; hiçbir Kürt partisinin bu tür durumlara düşmemesi, düştüğü anda tutum alınması gerekiyor. 

20. yüzyılda dört parçaya bölünüp tümden yok edilmek istenen bir halkın partileri, öncüleri, siyasetçileri aralarında siyasal görüş farklılıkları olabilir. Kürtler içinde farklı siyasal partilerin, toplumsal kesimlerin, sınıfların olaylara ve olgulara farklı yaklaşımları olabilir. Bunlar anlaşılabilir bir durumdur. Bunlar demokratik bir zeminde, demokratik anlayış ve ölçülerde birbirlerine karşı mücadele verebilirler, birbirlerini eleştirebilirler. Ama bu farklılıkların sömürgeciliğe, hem de soykırımcı sömürgeciliğe dayanarak başka bir Kürt örgütüne karşı tutum takınma, başka bir Kürt örgütüyle sorunlarını herhangi bir sömürgeci güce dayanarak çözme biçiminde ele alınması doğru değildir. 

Eğer bugün Kürdistan’ın dört parçasında Kürt sorununun çözümü gerçekleşmiyorsa bunun en temel nedenlerinden birisi Kürtler arası birliğin oluşmamasıdır. Bu gerçeğin de Kürtler tarafından, hepimiz tarafından görülmesi ve bunun gereklerinin yerine getirilmesi için gerekli sorumlulukların gösterilmesi gerekmektedir.

AKP, şu anda KDP ile ilişkilerini fırsat görerek, bundan cesaret alarak Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı savaşı her yerde geliştirmek istiyor. Minbic’e saldırdı. Dikkat çekici bir biçimde Barzani’nin Türkiye’ye gidişinden sonra daha da yoğunlaştırıldı. Dönüşten sonra Şengal’e saldırıldı. Şengal’e saldırısını ister istemez herkes Sayın Barzani’nin Ankara’daki görüşmelerine bağladı. Biz de söyledik, eğer öyle değilse o zaman Şengal’e yönelik bu saldırılardan vazgeçilsin. Şimdi Medya Savunma Alanları’na ve Kandil’e yönelik operasyonlardan söz ediliyor. Neden Türk devleti, istediği zaman asker sokuyor, Başika’da yerleşiyor, kabadayılık yapıyor, ben çıkmam diyor. 

Türk devletinin Kürtlere yönelik saldırısında KDP’nin yeri nedir, diye soruyorsunuz. KDP’nin yerini esas olarak da AKP iktidarının yetkilileri söylüyor. Bizim en iyi müttefikimizdir, diyorlar. Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı kendilerine tek desteği, esas desteği KDP’nin verdiğini söylüyorlar. Bu tabii çok önemlidir. Şu anda Türk devletinin en temel sorunu Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı savaştır, Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı mücadeledir. Türkiye’nin birinci gündemi budur. Bu politika ortadayken KDP Türkiye ilişkilerinin sıklığı doğal olarak herkes tarafından PKK’ye karşı ortak politika yürütülmesi olarak değerlendiriliyor. AKP yetkilileri KDP ile ilişkilerini öyle bir biçimde ortaya koyuyorlar ki, basınıyla, yetkilileriyle “kullanıyoruz” diyorlar. 


Medya Savunma Alanları’na bir askeri operasyon bekliyor musunuz? 

AKP iktidarı çok zor durumda olduğu için dışa yönelik bir saldırı gerçekleştirebilir. Bu da mümkündür. Biz hazırlıklarımızı yapmışız, bu seçeneği de göz ardı etmiyoruz. “Kimsenin gidemediği yere ben gittim” diyerek iktidarını ayakta tutmaya çalışabilir. Referandum var, referandumda kaybetme durumunu gördüğünde böyle bir operasyona girişebilir. 

KDP ile bu konuda nasıl ve ne düzeyde anlaştıklarını kesin bilmiyoruz. Ancak şu var; AKP ile KDP görüşmelerinde gündeme gelmiş. KDP’nin böyle bir operasyona karşı çıkmayacağı biçiminde bilgi geldi ama ne kadar destek verecek onu bilmiyoruz. KDP’nin açık destek verme yerine istihbarat desteği verme, yine özel kuvvetlerin ve PKK’ye karşı savaşta tecrübesi olan komutanlarının Türk askerlerinin yanında operasyona katılabileceği söyleniyor. Bu tür duyumlar almaktayız. AKP iktidarı zaten KDP ile ilişkilerinden faydalanıp Kürt Özgürlük Hareketi’ne darbe vurmak istiyor. PKK ile KDP’yi çatıştırıp rahatlamak istiyor. KDP de Türk devletinin Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik saldırısından kendine göre yararlanmak istiyor. Kürt Özgürlük Hareketi zayıfladığında kendisinin güçleneceğini düşünüyor. KDP’nin Kürt Özgürlük Hareketi’nin güçlenmesinden korktuğunu AKP iktidarı ve basını da söylüyor.

Geçmişte de KDP’nin Türkiye ile birlikte Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik birçok operasyonu oldu. Defalarca Türk askerleriyle KDP yan yana gerillalara karşı savaştılar. Türk tankları, 1997’de Kandil’e kadar gitti. KDP’nin geçmişinde, geleneğinde bu tür ortak saldırılar var. Fakat biz uzun süredir KDP’nin bundan kaçınacağını düşünüyorduk, artık bir daha yapmaz diyorduk. Bir daha KDP ile Türk ordusu birlikte bize karşı savaşmaz ya da Türk devletine destek vermez diye düşünüyorduk. Öte yandan Sayın Mesud Barzani’nin bundan sonra bırakuji olmayacak biçimindeki değerlendirmelerine samimiyetle inanmak istedik. Ama görüyoruz ki bu tür değerlendirmelerimiz hem belirli bir yanılgı içeriyor hem de KDP’nin, KDP yetkililerinin söylediklerinin tutarlı olmadığı, sözlerine göre davranmadıkları görülüyor. 


Böyle bir saldırıya Güney’de halk ve siyasi partilerden nasıl bir tutum bekliyorsunuz?

Medya Savunma Alanları’na ve Kandil’e yönelik böyle bir saldırıya bütün Kürt siyasi partileri ve halk karşı çıkacaktır. Başurê Kurdîstan’da böyle bir operasyonu destekleyecek hiçbir siyasi güç de yoktur, halk da yoktur. Başurê Kurdîstan halkı 2008’de Zap operasyonunda Türk devletinin bozguna uğratılmasında önemli bir rol oynamıştı. Başur halkı Türk ordusunun Başurê Kurdîstan’da olmasını istemiyor, onu işgalci olarak görüyor. Çünkü Başurê Kurdîstan’ın birçok yerine Türk askeri yerleşmiş. Bunu Başurê Kurdîstan’ın özgür ve demokratik yaşamı açısından bir tecavüz olarak görüyorlar. Bu tutum işgale karşı bir direnişe dönüşecektir. Biz hem siyasi güçlerin, hem de halkın tutumunun böyle olacağını düşünüyoruz. 

Başurê Kurdîstanlı siyasi partiler ve halk biliyor ki PKK’nin varlığı kendilerinin özgür ve demokratik yaşamı; kendi kazanımları için çok önemlidir. PKK’nin mücadelesi Kürdistan’ın bütün parçalarındaki mücadeleye güç vermektedir. PKK tasfiye olduğunda, mücadelesi ortadan kalktığında bütün parçalar, bütün siyasi güçler öksüz ve yetim kalacaktır. Geleceğe umutsuzlukla bakacaklardır. PKK’nin olmadığı bir Kürdistan gerçeğinde durumun ne olacağını Başur’daki siyasi güçler de biliyor, Kürt halkı da biliyor. Bu bakımdan biz Türk devletinin herhangi bir saldırısında bu defa tepkilerin daha fazla gelişeceğini, halkın özgürlük mücadelemizin etrafında daha fazla birleşerek bu işgalcilere karşı bir savaş içine gireceğine inanıyoruz. Hatta bu savaş Türk devletini tümden Başur’dan atma savaşına dönüşecektir. 


ABD, AKP-MHP iktidarının Suriye’de kendilerine teslim olması için olası bir sınır ötesi operasyona onay vermiş olabilir mi?

Türkiye’nin PYD yaklaşımlarını kabul etmiyorlar ama PKK’ye de ne yaparsanız yapın, sizi destekleriz, hakkınızdır, PKK teröristtir biçimindeki politikalarını sürdürüyorlar. Zaten Türk devleti Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı her türlü saldırıyı sürdürüyor. ABD de, Avrupa da destek oluyor. Bu saldırılara karşı çıkmıyorlar. Suriye’de kendi politikalarına uyması için Medya Savunma Alanları’na, Kandil’e bir operasyon yapmasına destek vermiş olabilirler. Zaten KDP, ABD, İsrail ve Avrupa’dan biraz ikaz gelse Türkiye ilişkilerini bu düzeyde sürdüremez. 

ABD “Sen Suriye’de benim politikalarıma engel olma, ben sana PKK yönetiminin tasfiye edilmesi için her türlü istihbarat desteği vereceğim” demiş. Bu ne kadar doğrudur, bilemiyoruz. KDP’nin de PKK’nin yöneticilerinin, PKK’nin kadrolarının tasfiye edilmesi için AKP-MHP iktidarına istihbarat verdiği söylenmektedir. Parastın’la MİT’in bu konuda ortak çalışmalar yürüttüğü konusunda duyumlar almaktayız. 

Dolayısıyla sizin sorunuza tamamen hayır, böyle bir şey yoktur diyemeyiz. Bu mümkündür.


Siz KDP ile bu konuları konuşuyor musunuz veya konuştunuz mu? KDP, PKK’den tam olarak ne istiyor?

KDP ile zaman zaman görüşmelerimiz olmuştur. Şengal saldırısından önce Ocak ayında KDP ile bir görüşme oldu. Görüşmelerle sorunların çözülmesi konusunda bir yaklaşım ortaya çıktı. Ancak daha sonra KDP görüşmelerle sorunların çözülmesi yaklaşımının gelişeceği toplantıları hep erteledi. Sonradan da karşımıza böyle bir durum çıktı. 

Diğer yandan KDP’ye bu görüşmelerde Türk devletiyle birlikte operasyon yapmayın, Türk devletinin operasyonlarına destek vermeyin gibi bir değerlendirme yapmamız ya da KDP’den böyle istekte bulunmamız söz konusu olamaz. Çünkü bunlar olması gereken şeylerdir. Eğer yapılmıyorsa o zaman bilerek yapılmıyordur. Bu açıdan eğer Kandil’e operasyon olursa, şuraya operasyon olursa sizin tutumunuz ne olur gibi tartışmalar, değerlendirmeler içinde bulunmak çok anlamlı bir şey değil. Ancak çeşitli konularda tartışmalarımız, konuşmalarımız, görüşmelerimiz olmuştur. Şengal, Rojava konusunda olmuştur. Bu konularda bir orta yol çözüm bulma yaklaşımları geliştirmişiz. Ancak KDP’nin yaklaşımlarında, görüşmelerinde orta yol bir çözüm bulmaktan çok, kendi isteklerinin olmasını istemektedirler. Bu yönüyle KDP’nin politikalarında belli bir dayatma var. Nitekim sık sık Şengal’den çıkacaksınız diyor. Biz de diyoruz ki sorun çıkıp çıkmama sorunu değil; sorun, Êzidîler Şengal’de özerkliğe kavuşacak mı, özyönetime kavuşacak mı, öz savunması olacak mı, bir daha soykırıma uğramaması için kendi kendini yönetecek bir sisteme kavuşacaklar mı, bunlar önemlidir. Bu konularda ortak tutumumuz olursa, ki olmalıdır diyoruz, ortak tutum takınarak Şengal’de böyle bir durum ortaya çıkarılmalıdır diyoruz. Ama KDP sanki 3 Ağustos’tan sonra hiçbir şey değişmemiş gibi orası bizimdir, bize bağlı olacak diyor. Yani oranın özyönetimini, öz iradesini tanımayan bir yaklaşım ortaya koyuyor. 

Rojava’da kendisine bağlı, kendisine yakın bulduğu marjinalleşmiş gruplar var. Onlar başından itibaren devrime katılmadıkları gibi, devrim karşıtı rol oynamışlar. Şimdi onları oradaki devrimin eşit ortağı yapmak istiyor. Ya da o devrimin kendi kontrolüne girmesini istiyor. Rojava ile ilgili konularda bizim yaklaşımımız Rojava’daki yönetimin, devrimcilerin alacağı kararların esas olması gerektiğini söylüyoruz. Oradaki siyasi grupların sorunlarını Rojava Devrimi’nin yönetimiyle çözmesini istiyoruz. Ama biz her zaman şunu söylemişiz; Rojava’da her türlü siyasi parti özgürce örgütlenmeli, politika yapmalı, sistem içinde yer almalıdır. Bizim bu yaklaşımımız olmuştur. Bu yaklaşımımızı Rojava yönetimi de bilmektedir. Orada seçimler olmalı, seçime girmeli, mahallede de, şehirde de, kasabada da her şey seçimle, demokratik yollardan olmalı. Böyle bir yaklaşımla herkes Rojava’daki sosyal yaşamın da, siyasal yaşamın da, kültürel yaşamın da içinde yer alabilir. Bizim yaklaşımımız budur. Hatta bu konuda çok güçleri olmadıkları halde, onların da belli düzeyde sistem içinde yer alması gerektiği konusunda düşüncelerimizi ortaya koymuşuz. Fakat demokratik bir yaklaşım yerine belli dayatmalar olunca, Rojava kanton yönetimleri de kabul etmiyor. Sorunlar esas olarak buralardan çıkıyor. 

KDP ile sorunları görüşmelerle çözmek istedik. Hatta daha ötesi, ulusal birlik olsun, ulusal kongre olsun, sorunlarımızı burada çözelim diyoruz ama bir sonuç alamıyoruz. Son Şengal saldırısında görüldü ki görüşmelerden herhangi bir sonuç çıkmamıştır. Hem Şengal’e saldırılıyor, hem de Rojava’dan kaçanları eğitip, paralı asker yapıp Rojava’ya sürmek istiyor. Şengal’deki saldırı hem Şengal’e yönelik bir saldırı, hem de Rojava’ya yönelik bir saldırıdır. Biz böyle görüyoruz. 


Barzani’nin Ankara dönüşünde Şengal’e bir saldırı oldu. Bölgedeki gerilim devam ediyor. PKK’nin oradan çıkması isteniyor. Gerçekten sorun PKK’nin Şengal’de olması mıdır?

Türk devleti zaten son aylarda burası ikinci Kandil olacak, PKK oradan çıkmalı, orada teröristler var gibi bir algı operasyonu yürüttü. Bunu KDP de destekledi. KDP de PKK oradan çıkmalıdır, çıkmazsa PKK’yi oradan çıkaracağız gibi tehditler savurdu. Bunu sadece bir KDP yetkilisi yapmadı, başbakanından birçok yetkilisine kadar PKK oradan çıksın, biz oradan çıkaracağız biçiminde değerlendirmeler yaptılar. PKK oradan çıkmazsa Türk devleti saldıracak diyerek halkı korkutmaya, halka Türk devleti saldırır, zarar görürsünüz, bunun için PKK’ye karşı çıkın biçiminde tehdit ve şantajlar yapıldı. Öte yandan Şengal’e gelen hiçbir yardım kabul edilmiyor, engelleniyor, ambargo konuyor. KDP sadece Rojava’ya değil, Şengal’e de ambargo koymuştur. Şu anda Şengal ambargo altındadır. Sadece Rojava’dan nefes alıyor. Rojava kapısı da kapatılıp Şengal tümden boğulmak isteniyor. Bu yönüyle Ankara’nın istediği yapılmıştır. Çünkü en fazla da Ankara “orası ikinci Kandil yapılacak, buna izin vermeyiz” diyerek bu konuda algı oluşturdu. Arkasından da KDP bu algıya dayanarak tehdit yaparak oradaki Êzidîleri sindirmek istedi. Êzidîleri özyönetim, öz irade, öz savunma yapma tutumundan çıkarmak istedi. Bu yönüyle biz bu saldırıyı en fazla isteyenin Türk devleti olduğunu biliyoruz. 

Bu saldırı Sayın Barzani’nin Ankara dönüşünden sonra oldu. Eğer bu değerlendirmemiz doğru değilse, o zaman Şengal’den bu askeri güçler çekilsin dedik. Bu güçler hala çekilmedi ve gerilim devam ediyor. Kimsenin o güçlerin oradaki varlığını kabul etmesi mümkün değildir. Eğer KDP “ben buraya o güçleri koydum, meşrulaştırırım, kabul ettiririm” diyorsa bu bir yanılgıdır. Bu işler böyle dayatmalarla olmaz. Evet, önceden Şengal’in içinde bazı yerlere KDP’nin girmesine Hareketimiz göz yumdu, KDP girdi. Ama Hareketimiz sorun olmasın diye böyle yaklaşım gösterdi. Eğer isteseydik baştan beri şu anda KDP’nin bulunduğu birçok yerde KDP olmazdı. Ama iyi niyetle, kavga, çatışma olmasın, bu sorunu bir uzlaşmayla çözelim yaklaşımı nedeniyle KDP’nin bazı güçlerinin Şengal’e gelmesine izin verilmiştir. Şimdi bu kötüye kullanılmıştır. Oraya dayanılarak bir dayatmada bulunuluyor. Bunun bizim tarafımızdan kabul edilmesi mümkün değildir. 3 Ağustos oldu, gerilla müdahale etti, tarihi bir sorumluluk altına girdik. Şengalliler artık kendi öz güçlerine güvenmelidirler; özyönetim olsun, öz savunma olsun, ancak öyle bir daha soykırıma uğramazlar yaklaşımıyla öz savunma ve özyönetimlerini oluşturmalarına destek olduk. 

Zaten şu anda gerillanın desteğiyle öz savunmalarını oluşturmuş durumdalar. Orada gerilla sınırlıdır, esas olarak YBŞ güçleridir, Êzidîlerin kendi öz güçleridir. Êzidîlerin öz gücünün varlığı ve oradaki meclise bağlı olması kabul edilmiyor. YBŞ Êzidîlerin öz gücüdür ve oradaki Êzidî meclisine bağlıdır. Demokrasinin gereği bir yerde öz savunma varsa o öz savunmanın meclise bağlı olması gerekiyor. Ondan sonra bir genel özerklik olur, o genel özerklik Başurê Kurdîstan’a da bağlı olabilir. Buna da karar verecek olan yine Êzidîlerdir, Êzidîlerin meclisidir. Orada da dayatmayla değil, bir onayla, meclisin iradesiyle siyasi ilişkilerinin, statülerinin ne olacağının belirlenmesi gerekiyor. 

Xanesor’a gönderilen güçlerin çoğunluğu peşmerge falan değildir. Onlar paralı askerdir, beslemedir, kaçkınlardır. KDP de onları parayla beslemiş ve kontralaştırmıştır. Bir nevi bir zamanların dışarıdan eğitilip Angola’ya sokulan Unitalar’ı gibidirler. Bunu Êzidî halkı kabul edemez. Bizim de kabul etmemiz mümkün değildir. 

Sorun sınırlı sayıda bulunan gerillanın Şengal’den çıkıp çıkmaması sorunu değildir. Sorunu böyle koymak saptırmaktır. Biz sorunu böyle görmüyoruz. Sorun, Şengal özerk olacak mı, Şengal özyönetimine ve öz savunmasına sahip olacak mı, böyle görmek lazım. Bu kabul edilecek mi, edilmeyecek mi? KDP ile aramızdaki sorun buradan kaynaklanıyor. Yoksa sorun orada gerillanın varlığından kaynaklanmıyor. Gerillanın niye gittiği oradadır. Gerilla kimseyi oradan kovmadı, kimseyi çıkarmadı. Gerilla gittiğinde KDP de yoktu, peşmerge de yoktu, hiç kimse de yoktu. Bu açıdan sorunu doğru koymak lazım. 


Irak hükümeti, ABD, İran, YNK ve birçok yerel güç Şengal veya etrafında etkin. Birçok gücün Şengal’i bu kadar gündeme almış olmasını neye bağlıyorsunuz?

Şengal’in merkezinde ağırlıklı olarak YBŞ var. Şengal’de Êzidî meclisinin etkin olduğu bir gerçek. Yine Şengal’in çevresinde Şengal’in korumasını yapan gerillalar var. KDP de Şengal içinde bazı yerlerde bulunmaktadır. Ama Şengal’in dışında Irak merkezi hükümetinin de Şengal’e yakın olmasa da çevresinde belli düzeyde etkisi var. Öte yandan IŞİD Musul’a dayanarak hala Şengal çevresini kontrol etmektedir. 

Şengal ve çevresindeki mücadele sadece Şengal’le bağlantılı değil, Musul’la bağlantılı bir mücadele sürmektedir. Kuşkusuz Şengal’in de önemli, stratejik bir yeri var. O bölgede tek dağlık alan Şengal’dir. Bu bakımdan askeri olarak özgünlüğü var, belli yönüyle stratejik değer ifade edecek bir konumu da var. Musul’a yakın, Rojava’ya yakın; Başurê Kurdîstan’ın bir parçası. Bu yönüyle Şengal ve çevresine farklı güçlerin ilgisi var. Yine Telafer de Şengal’e yakın bir alanda. Telafer’le ve Suriye sınırıyla İran da Irak da ilgileniyor. İran’ın Şengal ve çevresinde etkin olma durumu yok. ABD de Musul ve çevresindeki etkinliğini önemli görüyor. Çünkü Musul ve çevresindeki etkinlik bir nevi Irak üzerinde de bir etkinliği ifade ediyor. Yine Irak’ta Şiilerin yanında Sünnilerin var olduğu gerçeği var. Musul ağırlıklı olarak Sünni inancın hakim olduğu bir kenttir. Musul’da etkin olmak, Sünni Arapların da bir denge unsuru olarak elde tutulmasını ifade ediyor. Bu açıdan bir mücadele var. Kuşkusuz YNK’nin belli düzeyde etkisi ve ilişkileri var, ama KDP gibi çok fazla bir etkinliği söz konusu değil. 

IŞİD’e karşı mücadele alanı açısından da Şengal önemli bir nokta. Eğer IŞİD Şengal’i almış olsaydı Başurê Kurdîstan’ı da kontrol edecekti, Rojava’ya da yönelecekti. Bu yönüyle IŞİD’in Şengal’de durdurulması çok önemliydi. Bu açıdan da çeşitli güçler ilgileniyor. Şengal için bir denge bölgesi de diyebiliriz. Bir taraftan Sünniler var, bir taraftan Şiiler var, bu arada Êzidîlerin varlığı bir dengeyi de ifade etmektedir. Şengal kime yakın olursa o siyasi güç biraz daha etkinlik sağlayabilir. O bakımdan hakim olmasalar bile Şengal’in kendilerine karşı bir siyasi konumda bulunmamasını önemli görmektedirler. 


Güney Kürdistan’daki STÖ, siyasi partiler ve halkın bu duruma ilişkin duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz ve beklentileriniz nelerdir?

Şengal’in işgaline karşı Başurê Kurdîstan’daki Sivil Toplum Örgütlerinin, partilerin ve halkın tutumu KDP’nin yönlendirdiği çetelerin Şengal’e girişini kabul etmeme yönündedir. IŞİD’in Şengal, Mexmûr, Kerkük’e saldırdığı dönemde gerillaların nasıl fedaice savaştığını, IŞİD’i durdurduğunu, Başurê Kurdîstan’daki demokratik kurumlar, aydınlar, yazarlar, siyasi partiler, halk çok iyi görmüştür. Bu açıdan KDP’nin Şengal politikasını doğru bulmamaktadırlar. Esas olarak Türk devleti Şengal’i hedef gösterdiğinden KDP Şengal’de çatışma durumu yaşatmak istediğinden Başurê Kurdîstan halkı da Sivil Toplum Örgütleri de bu durumu doğru bulmamaktadır. Zaten tepkilerini ortaya koyuyorlar. 

Biz bu karşı çıkışların daha da gelişmesi beklentisi içindeyiz. Şengal’de KDP’nin gönderdiği askeri güçleri geri çekmesini istemelidirler. Yoksa her an çatışma çıkabilir. Çatışma çıktığı zaman da Şengal’le sınırlı kalmaz. 

KDP eğer Şengal’e yönelik bu saldırısını durdurmaz ve geri çekilmezse bu çatışmaları yaymak anlamına gelir. Şengal’deki çatışmaların ucunun nereye gideceği, nereye varacağı şimdiden kestirilemez. Bu açıdan Başurê Kurdîstan halkının buna müdahale etmesi gerekiyor. 

KDP’nin Türkiye’nin isteğiyle bu tür Kürtler arası çatışmalara girmemesi gerekir. Tabii ki KDP oraya paralı çeteler göndermiş, ama savaş çıktı mı o savaş o çetelerle sınırlı kalmayacak, bizzat KDP ile PKK arasındaki çatışmaya dönüşecek. Gerilla ile peşmerge karşı karşıya gelecek. Bunu da Başurê Kurdîstan halkının istemediği açıktır. Biz zaten itemiyoruz, istemediğimizi açıkça söyledik. Başurê Kurdîstan halkı da istemez. Sivil Toplum Örgütleri de istemez. Bu nedenle Şengal’deki bu duruma Kürt kamuoyu kesinlikle müdahale etmelidir. Sıcak çatışma yok diye duyarsız kalınırsa yanlış yapılmış olur. Özcesi bu tehlikenin giderilmesinin tek yolu, oradaki güçlerin çıkarılmasıdır.


 HABER MERKEZİ



1722

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA