Jineoloji, kadın aklıyla gelişecek

Jineoloji, kadının kölelik tarihinin saklı olduğu Ortadoğu’daki kadın özgürlüğü ve direniş dinamiklerini açığa çıkarmayı hedefliyor. Bu topraklardaki kadın devrimi potansiyelinin tüm dünyadaki kadın özgürlük hareketlerini etkileyecek nitelikte olduğuna inanıyoruz. Bu açıdan başlangıcı yaptık, ilk adımlarımızı atıyoruz, diyebiliriz.

07 Mart 2017 Salı | Dizi

ÜLKEM ZEREMYA / HABER MERKEZİ


Kürt kadınları, giderek yoğunlaşan bir tempoyla Jineoloji’yi tartışıyor. Jineoloji, en geniş anlamda “kadın bilimi” olarak tanımlanıyor ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın cinsiyet sorununa ilişkin tespitlerine dayanan bir fikrî hatta gelişimini sürdürüyor.

Bu tartışma, giderek dünya kadın özgürlük mücadelesinin gündeminde de daha fazla yer tutmaya başladı. Birçok ülkeden kadınlar, öncülüğünü Kürt kadınlarının yaptığı “kadın biliminin inşası” çalışmalarına kulak kabartıyor, bulundukları yerlerden bu tartışmaya katkı sunmaya çalışıyor.

Zozan Sima, Jineoloji Akademisi’nin üyesi… Gelişmekte olan kadın bilimine dair merak edilenleri, tartışma başlıklarını Sima ile konuştuk.


Bir kadın bilimi olarak tanımlanan Jineoloji, oluşumunu gerçekleştirmenin hangi evresinde?

Hem gelişmeler ve kazanımlar hem de karşı karşıya olduğumuz saldırılar bağlamında kadın özgürlüğü, bu yüzyılın karakterini belirleyen nitelikte. Bu açıdan teorik ve eylemsel her açılım çok erkenden etkisini gösteriyor. Kadın özgürlük hareketi açısından söylenmesi gereken her şey söylenmiş gibi görünüyorken Kürdistan kadın özgürlük hareketi, yeni umutlar yarattı. Bu nedenle de ortaya koyduğu her kavram tartışmalara yol açıyor. Kürdistan dağlarından Latin Amerika’ya, Rojava’dan Türkiye metropolleri ve Kuzey Kürdistan’a, Avrupa’ya kadar geniş bir alanda Jineoloji bu nedenle yankı buluyor.

Jineoloji henüz kendini tanıtma ve tanımlama sürecinde. Fakat Kürdistan kadın özgürlük hareketinin ortaya çıkardığı kadın ordusu, kadın partileşmesi ve kadın konfederasyonunu oluşturan fikir ve teorilerin oluşumu bakımından belli bir aşamaya ulaşılmış; artık yeni çıkışlar yaratmayı hedefliyor. Jineoloji de bu çıkışın adı oluyor. Kendi cephesinde biriktirdiklerini topluma ve dünya kadınlarına taşırmayı hedefleyen bir çıkış bu. Jineoloji, bu fikirlerin toplamı olarak değerlendirilebilir. 

Dünya sadece savaş cephesindeki Kürt kadınlarına ilgi duydu ama onu ortaya çıkaran fikir ve eylemleri akademik alanda yeterince incelemedi. Sınırlı sayıdaki incelemeler ise oryantalist ve pozitivist etkiler taşımaları ve ağırlıklı olarak önyargılı olmaları sebebiyle bu deneyimin hakkını verir bir karakterde değildi. Feminizm nasıl ki Fransız Devrimi, İngiltere ve ABD’deki kadın hakları mücadelesi ile çıkış yapan bir fikirse Jineoloji de Ortadoğu’da Kürt kadınları öncülüğünde şekillenen onlarca yıllık mücadele deneyiminin sosyal bilimlere taşınmasının ifadesi oluyor. Bunu yaparken de kadınların örgütlü mücadelesinin dersleri, kadınların yaşamın her alanında bireysel veya kolektif direnişlerinin zengin mirasına dayanıyor. Jineoloji, kadının kölelik tarihinin saklı olduğu Ortadoğu’daki kadın özgürlüğü ve direniş dinamiklerini açığa çıkarmayı hedefliyor. Bu topraklardaki kadın devrimi potansiyelinin tüm dünyadaki kadın özgürlük hareketlerini etkileyecek nitelikte olduğuna inanıyoruz. Bu açıdan başlangıcı yaptık, ilk adımlarımızı atıyoruz, diyebiliriz.   


Bilgiyi insanlığın ilk varoluş ve toplumsallaşma süreçlerinden soyutlamadan ele alacak olursak Jineoloji nasıl bir tarihsel mirasa sahip? Jineoloji’nin bilgi anlayışının esasları neler? Kendisini gerçekleştirme ve süreklileştirme evrelerinde yüzünü hangi gerçekliğe dönecek?

Bilgi ve bilim, yaşam ve insanla bağlantılı, dişil bir etimolojik kökene sahip. Neredeyse bütün dillerde dişildir, Kürtçe’de de doğmak ve yaşamakla bağlantılı kelimelerden türer. Zanist (bilim), zanyar (bilgili), zanîn (bilgi) kelimelerinin kökeni za (doğum)… 

Örneğin kadın varlığı tarihsel olarak yaşam ve özgürlükle bağlantılıyken şimdi kadın, “ölüm-sex-kölelik” bağlantılı bir kimliğe dönüştürülmüş durumda. Bu kimliği başlangıçta olduğu gibi ve Kürtçe’deki sloganlaştırılmış ifadesiyle “jin-jiyan-azadî” eksenli bir kimliğe dönüştürmeliyiz… Jineoloji, bu bilinci oluşturacak ve kadın varlığını bu bilinçle forma kavuşturma hedefindeki bir bilim alanı. Bunun yapılmasının sadece kadınlar için değil, erkeği, kadın-erkek ilişkilerini ve bu ilişkilerin şekillendirdiği siyaseti, ekonomiyi, demografiyi, etik-estetik değerleri de dönüştüreceğine inanıyoruz.

Yani Jineoloji, yüzünü etrafında yaşamı yaratan kadın doğasına dönecek. Kadın doğası ekseninde bir demokrasi, ekoloji, etik-estetik, ekonomi ve yaşam, sadece kadınlar için değil tüm toplum için gerekli. Jineoloji, farkını bu noktada geliştirebilme olanağına sahip. Bu özcü anlamda bir yaklaşım değil. Abdullah Öcalan’ın düşünce ve paradigması bir kadın paradigmasıdır. Ekolojiden ekonomiye ve siyasetten felsefeye kadar her alanda biyolojik olarak erkek olsa da kadın doğası ekseninde fikir ve eylem gerçekleştiren erkekleri de bu kapsamda değerlendiriyoruz. 

Egemen erkeklik tarafından yüksek binalarda yapılan izole edilmiş bilimciliğe karşı Jineoloji, bilimin toplumla, yaşamla, doğayla bağını kadın eksenli bir anlam yorumuyla kurmayı hedeflemektedir. Özgürlük yoldaşımız Abdullah Öcalan’ın dediği gibi anlam hakikatin potansiyeli ve bilim anlam yorumu ise o zaman Jineoloji ile bu hakikatin bilgisine ulaşmak gerekli ve önceliklidir.


Mevcut sosyal bilimlerin kadın inkarı üzerinden ve erkek merkezli kendisini var ettiğini de tespit ediyorsunuz. Bu bağlamda Jineoloji de aksine kadın merkezli mi gelişecek? Bunu nasıl yapacak? Kapsamında neler olacak?

Kadın kimliğini yaşamı ve erkeği kapsayan bir kimlik olarak tanımladığımızdan kadını merkezine alan bir araştırma yöntemidir Jineoloji. Kadın merkezli olmayı yaşam merkezli olmayla özdeş sayıyoruz. Jineoloji’nin bir diğer tanımını da özgür eş yaşamın bilimi olarak tanımlıyoruz. Bu açıdan Jineoloji’yle başlayan tartışmalar, erkek ve kadın ilişkisini felsefi, ekonomik, kültürel, tarihsel boyutlarıyla yeniden değerlendirecek bir zemini ifade edecek. Erkeğin dönüşümünü de gündemine aldığından kadın cinsi merkezli değil kadın bakış açısıyla gelişecek bir sosyal bilim alanı… 

Tüm bilimlerin kadın-erkek arasındaki özgür eşleşmeye hizmet etmesi gerektiği inancını taşıyoruz. Eş yaşamın ekonominin, devletin, siyasetin, felsefenin, dinlerin hizmetinde olduğu uzun bir süreç boyunca yaşamımızın her alanında bu ilişkilerdeki egemenlik ilişkileri kanıksanmış, meşrulaşmış oldu. Aslında bu biraz tersten bir yöntem denemesi. Mevcut siyaset anlayışı içerisinde kadın haklarını savunmak yerine kadın erkek arasındaki eşitliği sağlayacak bir siyaset teorisini geliştirmek… Bu siyaset teorisi ve pratiği demokratik siyasetin yaşam bulmasını sağlar. 

Ekonomi biliminde kadınların durumunu analiz etmenin ötesine geçerek kadın emeğine dayalı ekonomi teorisi ile ekonomiyi kadın erkek eşitliğini sağlayacak temelde kuramlaştırmak ve kurumsallaştırmak, komünal ekonominin yaşam bulması oluyor. Çünkü ekonominin ekonomi olmaktan çıkmasının tarihini, yol-yöntem ve araçlarını aydınlatmak istediğinizde işçinin sömürülmesinden daha fazla veriyi kadının ekonomiden dışlanması tarihinde bulursunuz. Emek-değer teorisini kadın emeğine dayalı geliştirdiğinizde ya da ilk ve son sömürge olarak kadını ele aldığınızda ulaştığınız veriler sadece kadınlara dair olmuyor. Yani bu kadınların ekonomik özgürlüğü, kadınların emeğinin ekonomi alanında görünür kılınmasının ötesine geçecek bir yaklaşımı ifade eder ve bu o bilim alanlarında köklü dönüşümlere yol açar. Jineoloji kapsamında ele aldığımız tüm alanlar açısından aynı örnekleri genişletmek mümkün. Demografiden eğitime, etik-estetikten sağlığa kadar her bilim alanında bu yöntem, devrimci dönüşümler yaratacak nitelikte. Biz bunu pratik olarak da deneyimleyen bir hareketiz.  Bu açıdan Jineoloji’nin kapsam alanını kadını, yaşamı ilgilendiren her konuyu içine alabilecek genişlikte tanımlıyoruz. 

Jineoloji’nin önünde kadın özgürlük hareketimizin önündeki üç temel görevi kuramsal çalışmalarla geliştirme sorumluluğu var. 

* Birincisi, kadının kölelik tarihinin Ortadoğu’da saklı olduğundan hareketle bu topraklarda kadının nasıl köleleştirildiğini ve bunun karşısında nasıl direndiğini açıklamak. 

* İkincisi, bu tarihe dayalı olarak gelişecek Ortadoğu’nun ikinci kadın devriminin dinamiklerini, yol, yöntem ve araçlarını kuramsallaştırmak -ki Kürdistan kadın özgürlük hareketinin deneyimi ile feminizm ve kadın kurtuluş hareketlerinin mirası bu konuda ön açıcıdır. 

* Üçüncüsü de bu devrim temelinde toplumla gerçekleşecek kadının toplumsal sözleşmesinin pratikleşmesini sağlamak. 


Toplumsal sorunlara eğilirken Jineoloji’nin öngördüğü bir öncelik sıralaması var mı?

Pozitivist yaklaşımda her şey parçalara, önceliklere, başat ve tali diye ayrımlara tabii tutulur. Jineoloji, araştırmalarında hakikatin bütünlüğünü esas alan bir araştırma yöntemi geliştirmeyi hedefliyor. Kadınların ihtiyaçları, sorunları, Jineoloji’nin ele alacağı konulara yön verecek. Avrupa’da ve Türkiye-Kuzey Kürdistan’da farklı, Latin Amerika’da Jineoloji ekseninde daha farklı konular tartışılıyor. Bunu “Öncelik budur” diye bir sıralamaya tabi tutmak yerinde değil. Rojava-Suriye ile Başur’da ya da Medya Savunma Alanları’nda Jineoloji’nin tartıştığı konular farklılık gösteriyor. Önderliğimizin de ifade ettiği gibi kadın-erkek ilişkisi anlamında eş yaşam, aslında tüm konuları kapsadığından kimi alanlarda felsefi konular öne çıkarken kimi alanlarda siyaset, ekonomi yanı daha ağırlıkta olan konular tartışma gündemine giriyor. Bunu bir zenginlik olarak değerlendiriyoruz. Bazen tüm konular bir anda gündemimize giriyor. Öncelik demeyelim de kurumlaşmada bir yol haritası oluşturuyoruz ama bu yol haritası coğrafi, toplumsal farklılıklara paralel bir zenginliği barındırıyor.


Kadına dönük şiddet ve cinsel istismar bütün dünyanın sorunu. Konuyla ilgili Jineoloji’nin perspektif ve öz savunma yaklaşımı nedir?

Jineoloji her şeye hazır reçeteler sunan bir bilim değil. Öz savunma konusunda Kürdistan kadın özgürlük hareketinin çok zengin bir deneyimi var. Hem öz savunmayı geniş bir perspektifle ele alan bakış açısı hem de pratik olarak onlarca yıllık kadın ordusu deneyimi var. Kadın ordusu şekilsel bir yapılanma değil. YPJ’nin etkisini gören kimi güçler, özel savaş kapsamında alımlı genç kızlara askeri elbiseler giydirip, silahla poz verdirerek bunu sıradanlaştırmaya çalışıyorlar ya da farkında olmadan bunu salt bir medyatik malzeme olarak kullanan insanlar da var. Oysa savaş gibi bir alanda duygular, düşünceler, örgütlenme, etik-estetik değerler, kadının irade olması gibi konularda konuşulacak, söylenecek ve bilgi edinilecek çok şey var. Henüz bu konuda yeterli düzeyde çalışma yapılabilmiş değil. 

Öz savunma deneyiminin kadınlara kazandırdığı şey sadece silah öğrenmek, saldırı karşısında ülkesini, kendini, değerlerini savunmakla sınırlı değil. Burada edinilen dersler siyasetten ekonomiye, kadın-erkek ilişkilerine kadar birçok alanda dönüştürücü etkide bulunuyor. Kadın ordulaşması, Kürdistan kadın özgürlük hareketinin partileşmesini, konfederal kadın örgütlenmesini ve her alanda kadının eşit temsil imkanı bulduğu süreci hazırladı. Bunların ele alınacağı materyallerin, akademilerin ve her alanda kadınların kendi öz savunma örgütlenmelerini, araçlarını geliştirecekleri zeminlerin ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. 

Şiddet ve cinsel istismar sonuçtur. Elbette bu sonuca karşı da tedbir, örgütlenme gerekiyor. Çok zengin yol ve yöntemlerle kadınların kendi öz güç ve örgütlenmelerine dayalı tedbirlerini geliştirmesi elzemdir. Rojava’da Kadın Asayişi, Mala Jin ve kadın kanunları ile bunun somutlaştığı bir deneyim gelişiyor. Giderek yetkinleşmeye çalışılıyor bu konuda. Bunların da caydırıcı ve önemli olduğunu düşünüyoruz. Ancak şiddetin siyasi, ekonomik, kadınlık-erkeklik rolleriyle bağlantılı yanlarını bütünlükle ele almazsak devletlerden ceza ve koruma talebinin ötesine gidemeyiz. Şiddetin en temel nedeni kadın-erkek arasındaki ilişkinin niteliğinde saklı. 

Mevlana’nın bir sözü var evliliğe dair: “İki kuşu birbirine bağlarsanız dört kanat elde edersiniz ama her iki kuş da uçamaz.” Uçamayan bu iki kuş, birbirini tırmalayıp duran, uçamayışının sorumluluğunu ötekinde arayan bir hale gelir. Önderliğimiz de bunu “aslan kafesine girme” ile özdeşleştirmişti. Aç bir aslanın kafesine atılmak… Erkek egemenliği her erkeği kapana kıstırılmış aç bir aslana çevirmiş. İktidar açlığının deliye çevirdiği bu aslanın kafesine attığınız bir dişi kaplan ya onun ellerinde paramparça oluyor ya ona benzeşiyor ya da kedi uysallığı ile köşeye sinip kalıyor. Sonuç erkeği katil, kadını maktül haline getiren bir ilişki… Bu ilişkide bir değişim gerekiyor. Ancak bu değişim cinsleri çoğaltarak gerçekleşmez. Bu da bir yöntemdir ve denenmektedir ancak kadınlık ve erkekliği farklı biçimlerde yeniden üretmektedir. Biçim değişmekte ama ilişki niteliği değişmemektedir. Kadın erkek ilişkisinde niteliksel değişimlere ihtiyaç var. Bu ilişkiyi cinsellik ekseninden politik, felsefi bir eksene çekmek… Eş yaşam kuramı bunu ifade ediyor. Bu kuramın demokratik ulus yapılanması ile hayat bulmasının şiddet ve cinsel istismar karşısında en iyi öz savunma mekanizması olacağına inanıyoruz. 

       

Somut proje olarak Jineoloji, 2010 yıllından itibaren gündemimize girdi. O dönemden günümüze kadar pratik örgütlenme bakımından nasıl bir mesafe katedildi?

Jineoloji’yi geliştirme, kurumlaştırma anlamında henüz istediğimiz düzeyde adımlar atabilmiş değiliz. Bunun birçok gerekçesi var. Ancak Jineoloji, kendiliğinden oldukça hızlı şekilde gündeme giren her alanda kendi renginde anlaşıldığı ve ihtiyaç duyulduğu kadarıyla kurumlaşma ve örgütlenmeye çabalıyor. Planlı, örgütlü yürüyen çalışmalar kadar bazen kendiliğinden yapılan çalışmalar da Jineoloji’nin gelişim seyrini belirliyor. Mevcut durumda Önderliğimizin savunmalarını okuyan, Kürt Özgürlük Hareketi’nin etkisinin olduğu, Kürdistan kadın özgürlük hareketimizin örgütlüğü olan her alanda bir şekilde Jineoloji gündeme girmiş durumda. Cezaevlerinden dağlara, dünyanın dört bir yanına kadar kadın konulu, kadın-erkek ilişkisine özgür eş yaşam perspektifiyle bakmaya dair her arayış, Jineoloji konusu kapsamında tanımlanıyor. İlle de Jineoloji adına bir kurumsal çalışma içerisinde olmayı gerektirmiyor, Jineoloji çalışmalarını geliştirmek. Biz bunu olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz. 

Elbette bu kadar beklenti ve arayışı karşılayacak kurumlaşmalar oluşturulmaya çalışılıyor. Şimdiye kadar Jineoloji adına yürütülen tüm çalışmalar biraz da yerel inisiyatiflerle gerçekleşiyor; kimi zaman ortaklaşılan çalışmalar olsa da ağırlıkta yerel inisiyatif ön planda. Bazı gelişmeleri medyadan takip ediyoruz ve bizim için de ufuk açıcı oluyor. Jineoloji konferansları, atölyeleri, dergi ve sitelerde çıkan yazılar, yazılan kitaplar, Jineoloji akademileri bunlardan bazıları. Üniversitelerde Jineoloji bölümlerinin açılması, lise müfredatlarına Jineoloji dersini yerleştirme, bunlardan bazıları. Bazı sosyolojik araştırmalar da başlatılmış durumda.     

 

Bahis konusu olan, yeni bir bilim dalı… Özelde kadınlar ve toplum genelinden ne tür tepkiler almakta Jineoloji? Kadın hareketlerinin, örgütlerinin refleksi nasıl?

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki Jineoloji yeni bir bilim değil, sosyal bilimlerde kadın bakış açısıyla devrim yaratma hedefiyle ortaya çıkan yeni bir sosyal bilim anlayışı. Örneğin çoğu kez Jineoloji, pedagojiye nasıl bakıyor, ekonomi konusunda ne düşünüyor, siyaset teorisine, doğal bilimlere nasıl bakıyor diye sorularla karşı karşıya kalıyoruz. Demek ki tüm bilimlerdeki erkek egemen bakış açısı bir düzeltmeyi gerekli kılıyor. Bu düzeltmeyi her bilim alanına taşırma sorumluluğumuz var. Sosyal bilimler bize bu imkanı tanıyor. Sosyal bilimlerin özgürlük sosyolojisi alanını geliştirme bakımından da Jineoloji, belirleyici bir rolün sahibi olacak diye düşünüyoruz.  

Bu konuda genelde yansıyan, bu kavramın ve bilimin ne yapmak istediğini anlamaya dönük. Nasıl kurumlaşıp tartışıldığını izlemeye dönük yaklaşım önde. Ancak şimdiye kadar genelde gelen tepkiler pozitif yönde. Özellikle Ortadoğu ve Latin Amerika’daki kadın hareketlerinin beklenti ve yaklaşımları daha pozitif. Çünkü buralardaki kadın özgürlük mücadelesi açısından feminist perspektif içinde arayışlarına yanıt bulamayan kesimler yoğunlukta. Toplumsallık, erkeğin dönüşümü, kadın devrimi, din, kültür gibi konularda Jineoloji, ilgilerini çekiyor. 

Bilimi tümden iktidarla özdeşleştiren kesimlerde bir kadın bilimine ihtiyaç olmadığı, kadın bilimi yerine farklı bir kavramla ifade etmek gerektiği yönünde değerlendirmeler var. Jineoloji kapsamında tartışılan, eleştirisi yapılan tüm konuların feminizm kapsamında ele alınabileceği değerlendirilerek Jineoloji’yi “Kürt feminizmi” olarak görenler ya da post-kolonyal feminist bağlamda tanımlanması gerektiğini düşünenler de var. Hatta yeni feminist etik bağlamında ele alınması gerektiğini ifade edenler de var. Sadece kadın hareketlerinin değil, erkeklerin Jineoloji kapsamında erkeğe dair araştırmalar yapılması yönünde beklentileri yoğun. Jineoloji gelişim gösterdikçe ve tartışmalarımızı daha geniş kesimlerle geliştirme imkanı yakaladığımızda gelen tepkilerin bizlere de yol gösterici olacağı kesindir.  


Kısa, orta ve uzun vadeli hedefleriniz arasında ne tür projeler ve çalışmalar var?

Şimdiye kadar Jineoloji’yi tanıtmaya dönük eğitim faaliyetleri ağırlıktaydı. Bu kapsamda atölyeler, çalıştay, konferans, seminer ve yoğun bir eğitim faaliyeti yürütüldü. Artık bunun bir aşamaya geldiğini düşünüyoruz. Kısa vadede Jineoloji akademilerinin kurulmasını önemli buluyoruz. Komple akademi perspektifiyle teori-pratik arasında sıkı ilişki kuracak bu akademiler, Jineoloji’nin uygulama alanları olacak. Hem kadın özgürlük hareketi deneyimlerini değerlendirecek hem de her alandaki kadın eylem ve örgütlenmesine yön verecek çalışmalar buralarda yapılabilir, diye düşünüyoruz. Sağlıktan, ekonomiye, edebiyattan felsefeye, demografyadan politikaya, ekolojiye kadar birçok konuyu ele alacak ve bunları siyasete, eyleme ve örgütlenmeye dönüştürecek bir zemin olacaktır akademiler. Elbette şimdi de bu alanlarda pratikleşen birçok faaliyet var ancak bu pratiğin değerlendirildiği, sonuçlarının toplandığı ve akademikleştirileceği zeminler oluşturulamadı. Jineoloji akademilerinin ortaya çıkardığı tezlerin uygulanacağı projelerin yön vereceği kadın devrimi ve toplumsal sözleşmesinin yaşamsallaşmasını sağlayacak faaliyetler, başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünya kadınları ile ortak zeminlerde geliştirilecek çalışmaları yapmak da hedeflerimiz arasında. Tarihe dair, mücadele yürüttüğümüz toplumsal zeminin sosyolojisine dair de projelerimiz var. Kadınların komünal yaşam alanlarını yaygınlaştırmak ve buralarda açığa çıkan verileri değerlendirmek de projelerimiz arasında yer alıyor.  



kimdir?

Uzun yıllardır Kürt kadın özgürlük mücadelesi aktivisti olan Zozan Sima, Jineoloji bilimine dair tartışmalara da başından bu yana dahil oluyor. Jineoloji Akademisi üyesi Sima, kadın biliminin akademik gelişimi ve sahada uygulanması konusunda çeşitli düzeylerde emek veriyor. Ayrıca konuya ilişkin yazıları, gazetemizin de dahil olduğu farklı mecralarda dönem dönem yayınlanıyor.


3332

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA