Masis Sıradağ: Mezarımda da rahat bırakmazlar

Sivas Ermenilerinden Masis Sıradağ ve yakın akrabaları etnik kimliklerinden ötürü çok zulüm görmüş. Masis amca Hamburg’a diğer aile bireylerinin bazıları Arjantin’e bazıları ise Paris’e göçmüş…

03 Mart 2017 Cuma | Toplum-Yaşam

M. ZAHİT EKİNCİ / HAMBURG

Kırk yılı aşkın süredir Avrupa’da olan 81 yaşındaki Masis Sıradağ, Sivas Ermenilerinden. Türkiye’de Ermeni halkına karşı uygulanan mezalimden fazlasıyla nasibini almış. Hatta “şehadet getir” denilerek kör bir bıçakla kafası kesilmeye çalışılmış. Gördüğü hakaret ve zulme dayanamayan Masis amca ve aile bireyleri, parçalanan bir Nar tanesi gibi dünyanın dört bir tarafına dağılmışlar. Arjantin’in başkenti Buenos Aires’ten Paris’e kadar dağılan aile, bir daha asla toparlanamamış. “Bir gün ölürsem, atalarımın koyun koyuna yattığı Sivas’ta toprağa gömülmek isterim ama mümkün değil” diyen Masis amca nedenini şöyle özetliyor: “Yobazlar beni mezarımda da rahat bırakmazlar. Onun için vasiyetim, bir gün ölürsem beni Ermenistan’da küçük bir dağ köyünde toprağın koynuna yatırın.” 

Değirmenlerin çoğunda babamın yaptığı taşlar var

Trajik ve filmlere konu olabilecek kadar zengin bir yaşam deneyimine sahip olan Masis amcayı kendisinden dinleyelim: “Adım Masis Sıradağ. Yaşadığım Hamburg’da insanlar beni Masis amca olarak bilirler. Bir kaç kendini bilmez güya Müslümanlardan korktuğum için ismimi Muhlis yaptığımı iddia ediyor! Ben de onlara diyorum ki; Ulen sizden korkan sizin gibi olsun. Küçüklüğümde Sivas’ta Ermeni nüfusu çoktu. Kendimize ait kiliselerimiz, manastırlarımız, mezarlıklarımız vardı. Babam silah imalatçısıydı. Bunun yanı sıra amcamla beraber köylerde değirmen taşı yapıyorlardı. Sivas’ın birçok değirmeninde hala babamın yaptığı taşlar var. Ailemin hepsi zanaatkardı.”

Müslümanlığa zorladılar

1950’li yıllarda gençken Sivas’ta Müslüman olmaya zorlandığını söyleyen Masis amcaya o dönemi şöyle anlatıyor: “Kendini bilmez bir kaç kişi boynuma bıçağı dayayarak kelime-i şehadet getirerek Müslüman olmamı istediler. Ben asla atalarımın dinine ihanet etmediğim için bunu kabul etmedim. Bıçakla kafamı kesmeye çalıştılar. Kafamda hala izleri mevcut.”

Manastırı dinamitlediler

Masis amca, kimliğinden dolayı yaşadığı zorlukları şöyle anlatıyor: “Sivas’ta hepimizin mesleği vardı. Hepimiz vatanımızda bir varlık içinde yaşıyorduk. Ama çok zulüm gördük. Bizim için kutsal olan manastırımız Surp Nışan’ı gözlerimizin önüne yıktılar. O sadece bir manastır değil, yoksullara kol kanaat geren bir kurumdu. İki yıl boyunca dinamitlerle yıktılar. Her dinamit sanki yüreğimizde patlıyordu. Manastırın taşlarını da Kırıkkale’ye taşıdılar. Ayrıca Sivas’taki camilerin yapımında kullandılar. Mezarlarında altın var denilerek atalarımıza ait tüm mezarlıklar köstebek yuvasına çevrildi. Ne dirimize ne ölümüze rahat verdiler.”

Sivas Sivas olalı... 

“Hani derler ya Sivas Sivas olalı böyle bir zülüm görmedi. Bize de böyle bir zülüm reva görüldü” diyen Masis amca,   ‘Ermeniyim’ demeye korkulduğu zamanı hatırlatarak devam ediyor anlatmaya: “Çoğu zordan, korkudan Müslüman olmayı seçti. Geçmişimize ait ne varsa tarihten silinmek istendi. Sivas’a her gittiğimde, geçmişime, çocukluğuma ait izler arıyorum. Ama yok. İçim acıyarak geri dönüyorum.”

Babası Ermeni annesi Êzîdî Kürt

Marsis amcanın Kürtlerle ise güzel bir dostluğu var. “Allah var Kürtlerden hiçbir kötülük görmedik” diyor ve ekliyor: “Baba tarafım Ermeni annem ise Êzîdî bir Kürt kadınıydı. Babamgiller tehcir esnasında Silvan’dan gelip buralara yerleşmişler (Böylelikle Masis amcayla hemşeri olduğumu öğreniyorum). Şuur kaybı yaşadığım için çoğu şey de aklıma gelmiyor. Sanki çoğu şey bir sis perdesinin arkasına saklanmış.”

Çocukluğu ve gençliğinde en güzel günlerini Kürt arkadaşlarıyla geçirdiğini söyleyen Masis amca, “Birbirimizi kardeş gibi severdik. Onlardan asla bir kötülük görmedik. Düğünlerimizin baş misafirleriydiler. Özellikle de Kızılbaş Kürtlerden çok arkadaşlarım vardı” diyor. 

Sivas’tan Buenos Aires’e

Birçok akrabasının zulüm nedeniyle Buenos Aires’e kaçtığını belirten Masis amca, “Ne kadar uzak olursak olalım, zulüm bizden o kadar uzak olur” düşüncesiyle gittiklerini düşünüyor. Fransa’nın başkenti Paris’teki akrabalarının sayesinde Buenos Aires’teki akrabalarıyla irtibata geçtiğini de aktaran Maris amca, ilk karşılaşmalarını şöyle anlatıyor: “Beni Arjantin’e davet ettiler. Hiç tanımadığım amca çocuklarımla orada karşılaştım.30-40 aile varlar orada. Birbirimize sarılıp ağlaştık. Çocukluğumuza ait ne varsa döktük ortaya. Geç de olsa birkaç Nar tanesi bir araya gelmiştik. Beni en güzel şekilde ağırladılar. Hala da görüşmeye devam ediyoruz.”

 40 yıldır Kürt halkıyla yürüyor

Hamburg’a geldikten sonra kendisini Kürt Özgürlük Mücadelesine yakın hissettiğini söyleyen Masis amca, yaşı nedeniyle artık zorlansa da 40 yıldır yapılan yürüyüş, eylem ve etkinlerde yer aldığını belirtiyor. “Kürt halkını ancak PKK kurtarabilir” diyen Masis amca, konuşmasına şöyle devam ediyor: “Abdullah Öcalan bu halkı yoktan var etti. Ama son bir kaç yıldır yapılan eylemlerde insan azlığı beni üzüyor. Eskiden ölümün üzerine yürüyenler bugün evlerinde oturmayı tercih ediyor. Gün geldi bir Ermeni olarak Kürtler için dayak da yedim. İçim yandığı için bunları söylüyorum. Bunları söylediğim için de birçok insan beni sevmez. Ama ben bildiğim doğruları söylemeye devam edeceğim. Hani derler ya; dost acı söyler. Kürt halkı özgür olursa, belki bizler de özgür olabiliriz. Bu umut ve inançla tüm eylemlere katılıyorum.” 

Vasiyeti Êzîdî köyünde defnedilmek

Anıları anlatırken gözleri dolan Masis amca çoğu zaman isimleri ve tarihleri unutuyor. Buna rağmen göz bebeklerindeki insan sevgisini ve güzelliği fark edebiliyorsunuz. “Ölürsem bir gün atalarımın yanında gömülmeyi isterdim. Ama biliyorum ki orada da bana rahat yok” diyor Masis amca ve son olarak şunları belirtiyor: “Mezarında altın var, para var’ diyerek köstebek yuvasına çevirecekler. Onun için Ermenistan’da bir Êzîdî köyünde kendime küçük bir ev aldım. Yılın bir kaç ayı mutlaka buraya giderim. Köyde yaşayan Êzîdî aileler çok çalışkan. Onlar üretiyor, Ermeniler de yiyor. Sovyet sistemi Ermenileri hantallaştırmış. Üretimden kopuk kurbanlık koyun gibi yaşıyorlar. Oysa ki Êzîdîler öyle değil. Çalışkan. Vasiyet ettim; bir gün ölürsem çalışkan ve namuslu olan bu insanların arasında ölmek isterim. Kışları hiç sevmedim. İsterim ki yüzüm hep kutsal güneşe dönük olsun.”


2572

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA