Şevîn bir halkın kızı oldu

Şevîn Coşkun, gerillaya Almanya’nın Gelsenkir-chen kentinden katıldı; Kandil’e yönelik hava saldırısında, Şubat 2016’da şehit düştü. Babası ve annesi, kızlarını başı dik ve gururla anlattı:

28 Şubat 2017 Salı | Dizi

YEKO ARDIL / BOTTROP


Almanya’nın Gelsenkirchen kentinden gerillaya katılan ve Şubat 2016’da Kandil’e yönelik hava saldırısında şehit düşen Şevîn Coşkun’un (Mazda Mariya) izini sürüyoruz...

Özellikle Avrupa’dan gerillaya katılan gençlerin ardından hep şu soru aklıma takılmıştır: Milyonlarca insanın Avrupa’ya ulaşmak için canını, hatta çocuklarının canını bile göz kırpmadan ölüme attığı anlarda buralarda oturum ve yaşama garantisi olan bu gençlerin bunca olanağı ellerinin tersiyle itip Kürdistan dağlarına koşmasının sırrı nedir? Nedir bu gençleri böyle aşk ile, bir davete ya da düğüne gider gibi dağlara çeken sevdanın cevheri? Tüm bu sorular derin sosyolojik araştırmaların konusu olmalı. Yine de şairin dediği gibi: “Bir bildiği vardır bu gençlerin, yoksa yüreği kuru bir yaprak gibi koparıp ateşe atmak o kadar kolay olmasa gerek…”* 

Şevîn’in derin, bizi de derinden etkileyen ve “Neredeyiz? Ne yapıyoruz? Ne kadar yapıyoruz” sorularını tekrar aklımıza mıhlayan o gidişinin ardından 18 ya da 19 yıla sığdırdığı civan ömrünün hikayesini biraz irdelemek için ailesinin kapısını çaldık. Bir aile ki anne, baba ve kardeşler olarak Şevînler için yapılan anmada sahneye çıkarak, “Üzgün değiliz, asla ağlamıyoruz. Düşmanları sevindirmemek için ağlamayacağız. Kızımız Kürdistan ve Önder Apo’nun şehididir” diyebilecek kadar davaya bağlı olduklarını ispatlıyor ve yiğitçe bir duruş sergiliyor.


Yaşam, göç yollarında

Baba Rahmi Coşkun’un hikayesiyle başlıyoruz... 

Rahmi Coşkun, Muş’un Bulanık (Kop) ilçesinin Adgon köyünde dünyaya gelmiş. Sonrasında aile göç yollarına düşmüş. İstanbul’u denemişler, olmamış; iki yıl sonra tekrar Adgon’a ve oradan da Norşên’e dönmüşler. Norşên (Güroymak), Bedlîs’e (Bitlis) bağlı bir belde, o zamanlar nahiyedir. Şimdi kocaman bir ilçe olmuş. Bölgede devrimci mücadelenin merkez üslerinden biri... Sabri ve Şöhret’in (6 kız 3 erkek) 9 çocuğundan biridir Rahmi. 6-7 yaşlarında geldiği Norşên’de yirmili yaşlara kadar kalacaktır. Norşên’in baba Coşkun’un yaşamında oldukça önemli bir yeri vardır. 


Geçmişi Norşên’e dayanıyor

Ailenin bilinen en uzak geçmişi, yine Norşên’e dayanıyor. Norşên’in Şêxan köyünden Muş’a göçmüşler. Ailenin Kürt toplumunda bilinen adı, Mala Deloyî’dir. Bir aşiret gibi Malazgirt’ten Ağrı’ya kadar geniş bir coğrafyaya yayılmışlardır. Fakat Muş ve Norşên’dekilerin dışında artık birbirlerini tanıyan çok azdır. 


‘Aile meclisi’nin kararı

“Annem iyi bir yurtseverdi, babam pek değil” diyor Rahmi Coşkun. Annesi Amed taraflarında kalmış, orada büyümüş. Babası karşı da değilmiş ama “Başımıza bela gelir” diye kaygılanırmış sürekli. Bir gece aile meclisi, en zengin amcasının evinde toplanır. Çekirdek aile 3 anneden 12 erkek ve 6 kadın, toplam 18 kişilik bir ailedir. Yani tam bir Kürdistan ailesi...

Rahmi ve Rıdvan’ı meclise çağırırlar. Rıdvan da Şevîn’in dayısı olur, o da ömrünün 10 yılını Kürdistan dağlarında geçirecektir. Onlara, “Bu yürümekte olduğunuz tehlikeli yoldan haberdarız, başımızı belaya sokacaksınız, bir an evvel vazgeçin” diye ültimatom verirler. Gençler bu yoldan dönmeyeceklerini ve ellerinden geleni yapacaklarını söylerler. Meclis tavır takınır ama fazla da ileri gidemez. 


Mücadeleyi tanıyan az kişiden biri

Rahmi ve Nuriye, amca çocuklarıdır. 1990’da evlenirler. 5 çocuğu da İstanbul’da doğar. En küçükleri olan Şîlan ise Almanya doğumlu. Norşên’de başlarda çok az kişinin mücadeleden haberi vardır ve onlardan biri de Rahmi’dir. Serxwebûn ve Berxwedan dergileri ellerine geçer. Apocular onlar açısından Kürtleri koruyan ve güzel şeyler isteyen bir partidir. Sonraları daha tutarlı bilgilere de ulaşırlar. Daha çok da Cizîr’den gelen akrabaları olan bir Mele’nin katkılarıyla mücadeleyi daha yakından tanırlar. Sonraları Ülke, Gündem, Welat gibi yayınlarla aydınlanmaları devam eder. 


2000’lerde göç yolu görünür

Rahmi’nin evlendiği ilk haftanın ertesi Norşên’den bir grup gerillaya katılır. Bu grupla yedikleri içtikleri ayrı gitmez, can ciğer arkadaşlarıdır. Çok etkilenirler ama yapacak başka işler de vardır. Wan’da, Amed’de açlık grevleri, zindan ziyaretleri ve etkinlikler... Sonrasında gerilla, bölgede üsler oluşturur. Rahmi de aktif milis olarak çalışmalara katılır. Yakalanır, ağır işkenceler görür, çıktığında polis rahat vermez: Bir yol ayrımına gelmiştir. 

90’lı yıllarda tekrar İstanbul’a göç başlar. 2000’lere kadar kalırlar. Sonra Almanya’ya göç yolları görünür. 2003’ten bu yana da Almanya’nın Gelsenkirchen şehrinde ikamet etmekteler. 

 

Doğuştan ‘Kürtsever’ Salih amca

Nuriye’nin babası Salih amca, oldukça sağlam bir yurtseverdir. Doğuştan ‘Kürtsever’dir ve PKK’yi tanıdıktan sonra da sonuna kadar inanmıştır. Diğer amcalarından daha çok bağlıdır. “Genç olsaydı ve sağlığı elverseydi kesinlikle dağa çıkardı. Çayını, şekerini, elbisesini vermeye hazırdı, yok demezdi” diyor. 

Almanya’ya geldikten sonra yeni bir yaşam başlar. Buradaki mücadeleye kısa zamanda adapte olurlar. Şartlar uzun zaman istedikleri gibi mücadeleye katkı vermelerine engel olur. Fakat geride kalmazlar. Nuriye, “Kî bûk bûya em berbûk bûn” (Her geline sağdıç olurduk) diye özetliyor...


Şevîn’den sonrası

Coşkun, Şevîn sonrasını ise şöyle özetliyor: “Şimdiye kadar başkaydı, şimdiden sonra başka. Evet, kuşkusuz aile olarak Kürdistan’a iman etmiş yurtseverleriz ama kim ne derse desin yaşamımız Şevîn’den önce ve Şevîn’den sonra diye ikiye ayrılacaktır. Artık onun bize bıraktığı mirasa da sahip çıkma gibi bir sorumluluğun ağır yükü altındayız. Şevîn’e sahip çıkma, Şevîn’e layık olma ve Şevîn’i diğer kahraman şehitlerle birlikte sonsuza dek yaşatma... İşte yurtseverliğimize Şevîn’in yaptığı katkı da budur.”


‘Ben özgür dağlara ulaştım’

Baba Coşkun, devamla şöyle diyor: “Şevîn okuyordu. Böyle bir karar verdiğinden pek haberimiz olmadı. Ailenin yurtseverliğinden etkilendi. Etkinliklerde sürekli sorular sorardı. Festivallere ve yürüyüşlere severek katılırdı. Evde Önderliğin ve diğer arkadaşların kitaplarına ilgisi vardı. Okulda çok başarılıydı. Birinci değilse de ikinciydi. Öğretmenleri de onu çok severdi. ‘Keşke tüm öğrencilerimiz onun gibi olsaydı’ diyorlardı. Her açıdan örnek gösterirlerdi. Üniversiteye hazırlık yapıyordu, bir yere gireceği kesindi. Gittiğinde öğretmenleri evimize gelip sordular, ‘Yardımcı olabilir miyiz?’ dediler. Biz de geçiştirdik. Kuşkusuz ilk başta bir sarsılmayı yaşadık ama kendi sesinden ‘Ben Kürdistan’dayım, özgür dağlarıma ulaştım’ dedikten sonra kabullendik ve saygı duyduk.

Gerillaya gittikten sonra da hep onu bir gün çok kısa da olsa görmek isterdik. Ama olmadı, nasip değilmiş...

Bize bir mektup, saat ve telefonunu yolladı. Ondan sonra geri gelmeyeceğini anlamıştık. 4 oğlumdan bana daha yakındı, hiçbir gün bizi üzmedi, yormadı.”

* Hasan Hüseyin Korkmazgil


Anne şoreşger olmak istiyorum!


Anne Nuriye Coşkun, kızı için “yoldaşım, arkadaşım, komşum ve hekimim” diyor. Annenin sözlerini araya girmeden aktaralım:

“Bir rahatsızlığım olduğunda gelir başımı okşar, yatağına götürürdü: ‘Hele gel sana internetimi açayım gula min’ derdi. Bazen de aynanın karşısına geçer ve ‘Anne ben ne kadar da güzelim, iyi ki beni doğurmuşsun’ derdi. Anne kurban öylesin tabii ki çok güzelsin, derdim. Boyu, endamı, gözleri zümrüt gibi parlardı. Ben de seninle gurur duyuyorum kızım, derdim. Bana anne demezdi en sık söylediği sözü ‘Gula min’ idi. Sarılır, öper ‘Gula min’ derdi. 

Kardeşleriyle araları çok iyiydi. Doğan bir düğüne falan gittiğinde ‘Şevîn gel bak elbisem uyumlu mudur?’ diye sorardı. Şevîn, ‘Moda benim danışmanımdır’ derdi. 


‘Şoreşger olmak istiyorum’

Şakacıydı, şakayı çok severdi. Gitmeden yaklaşık bir yıl evvel bana, ‘Ya aslında ben de katılmayı düşünüyorum’ dedi. Nereye, dedim? ‘Ya hani sen festivallere gidiyorsun ya, ben de o davanın bir şoreşgeri olmak istiyorum’ dedi. Ben de ona, ‘Anne kurban sen beni bırakıp nereye gideceksin? Hem senden büyük iki tane abin var, gidecekse onlardan birinin gitmesi lazım” dedim. Geldi beni öptü ve ‘Gulê korkma korkma, şaka yaptım!’ dedi.


Arîn’den çok etkilendi

Şevîn’de gözlemlediğim en önemli değişim, Kobanê Direnişi’nden sonra oldu. Arîn Mîrkan’ın eyleminden sonra çok etkilenmişti. Burada bir anma etkinliği düzenlenmişti. O zaman hissettim çok etkilendiğini. Bana sürekli Arîn’in resimlerini gösterirdi. İçten içe ona yanıyordu. Babasıyla amca çocuklarıyız. Beni istemeye geldiklerinde babam, ‘Eğer Rahmi yurtsever olmasaydı, kızımı ona vermezdim’ dedi. Babamın o lafı hep aklımdadır. O da bana güç veriyor. Biz davadan uzak değildik ama şimdi biraz daha yakınlaştık. Dava bizimle biraz daha bütünleşti. 

Bir de bana çok ilginç gelen başka bir konu daha var, Şevîn gittiğinde bir Salı günüydü ve şehadet haberini verdikleri gün de bir salı günüydü. Hatta saatlerde ya aynı ya da çok yakındı. Bu yüzden şimdi Salı benim zihnimde çok kutsal bir kavrama dönüştü.


‘Hayalim gerilla elbiseleriyle görmekti’

Ehliyete yazılmıştı, kursa gidiyordu. Bana yardım ederdi. Derslerinden ayırdığı zamanlarını genelde benimle geçirirdi. Ben uzun zaman Almanca kursuna gittim. Eve geldiğimde Şevîn’in gelip gelmediğini hemen anlardım. Çayımı demler, hazırlardı. Benim çıkış saatlerime yakın olduğunu bilirdi. O zamanlar 3-4 tane ufak çocuk sahibiydim. Birini okula, birini kreşe götürürdüm. Babası çalışıyordu, benim de cefam çoktu. Kursa da yetişmem gerekiyordu. Etrafı toplar, çeki düzen verirdi. Bu yüzden ‘Şevîn’im gelmiş’ derdim. 

Gittikten sonra bütün hayalim, onu o gerilla elbiseleriyle bir kez olsun görmekti. O uzun boyuyla o kutsal elbiselerin ona ne yakıştığını görmek isterdim. Arkadaşlara da çok ısrar ettim. Onu görmek istediğimi söyledim. Madem buradayken göremedim, bari bir on dakikalığına da olsa onu oralarda görüp ziyaret edebilelim, dedim. 


‘Gula min, yerim Kürdistan’dır’

Gittikten sonra inan ki her saniye kulağım kirişte, yüreğim telefondaydı. Bir gün beklediğimiz telefon geldi. En küçüğümüz Şîlan çıktı telefona. Almanca konuştular. Hep arkadaşların bir gün gelip, ‘Ha işte onu getirdik, gelin görüşün’ ya da ‘Hadi kalkın, onun yanına gidiyoruz’ demesini bekledim. Annem de ülkeden gelmişti. Onunla teker teker konuştuk. ‘Gula min, ben çok iyiyim, merak etmeyin’ dedi. Seni görmek istiyoruz, dedik. ‘Hayır, merak etmeyin, ben yerime ulaştım’ dedi. Yerin neresidir, dedim; ‘Bilmiyor musun’ dedi. Hayır, dedim. ‘Gula min benim yerim Kurdistan’dır’ dedi. Ah canım, keşke bir daha seni görebilseydim, niye bana son kez görünmeden gittin, dedim; o da ‘Kısmet böyle icap etti, merak etmeyin belki ileride yine olur’ dedi. Babasıyla da konuştu. 


İyi şanslar diledik 

Hep birlikte iyi şanslar diledik ve bu aynı zamanda son konuşmamızdı. Nasip olmadı, onu o elbiselerle göremedik. Arkadaşlar da, ‘Dayê seni yollamak istiyoruz ama şu an biraz zahmetlidir. Bölge sürekli saldırı altındadır’ dediler. Ben de arkadaşları fazla zorlamak istemedim. Ben hem devrimcilerin, gerillaların bacısıydım hem de şehit annesi oldum. 

Arkadaşlar bana haberi getirdiklerinde içime damladı. Kardeşim de mücadele içinde olduğundan, ‘Kesin kara bir haber geldi ama hangisinindir acaba’ diye düşündüm. Serçavan dedim, hele söyleyin bana hangi devrimcinin haberini getirdiniz? ‘Korkma yavrum, bir şey yok’ dedi bizim dayê. ‘Valla içime damladı, hiç saklamayın’ dedim. Daha sonra Argeş içeri girince dedim Şevîn’den gelmiştir, ne haber geldiyse. Anlamıştım benim küçük devrimcimin başına bir hal geldiğini. 


‘Kızımız Önder Apo’ya yoldaş oldu’

Ben gücümü eşimden alıyorum daha çok. Daha çocukken davayı tanıdık. Babam Önderliğin kasetlerini getirirdi, izler ve dinlerdik. Babam ‘Ah keşke bir gün Kürdistan’ın özgür olduğunu görebilseydim’ diyerek öldü. Birlikte mücadele içerisindeyiz; mitingler, yürüyüşlerde eşim ya da ben içindeyiz. Bu yol bizim için şeref ve onur yoludur. Başımız diktir. Bazı tanıdık aileler var, çocukları farklı yollara sapmış, bana ya da eşime ‘Keşke bizim de çocuğumuz sizinki gibi onurlu bir yola gitseydi de başımız böyle dik durabilseydik’ diyenler çok oluyor... 

Bundan böyle daha çok çalışacağız, elimizden geleni daha fazla yapmaya çabalayacağız. Önder Apo’ya ve kahraman şehitlere daha çok layık olmaya çalışacağız…. 

Kızımız Önder Apo’ya yoldaş oldu ve bize de bir işaret verdi. Artık sadece bizim değil yüz binlerin kızı oldu. Yolumuzu bir kez daha gösterdi, hatırlattı. Onunla başımız dik, gururluyuz…”




4069

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA