Avrupa’daki hava kirliliği Çin’dekinden daha tehlikeli

Dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin’deki şehirlerde hava kirliliği fotoğrafları birçok insanın nefesini kesecek türden. Ancak bilim insanları Avrupa ve ABD’deki hava kirliliğinin Çin’deki hava kirliliğinden 25 kat daha ölümcül olduğunu ifade ediyor.

11 Şubat 2017 Cumartesi | Toplum-Yaşam

Bilim-Teknik GÜNDEMİ


Dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin’deki şehirlerde hava kirliliği fotoğrafları birçok insanın nefesini kesecek türden. Ancak bilim insanları Avrupa ve ABD’deki hava kirliliğinin Çin’deki hava kirliliğinden 25 kat daha ölümcül olduğunu ifade ediyor.  Çin, Avrupa ve ABD’de bugüne kadar hava kirliliği konusunda gerçekleştirilen en kapsamı araştırmada Çin’deki 272 şehirdeki hava ve şehir sakinlerinin sağlık kayıtları incelendi. İnceleme sonucunda insan sağlığına zararlı PM2.5 parçacıklarının havadaki oranının Dünya Sağlık Örgütü standartlarından 5 kat daha yüksek olduğu görüldü.  Bu durumun insan sağlığı ile bağını kuran araştırmacılar bir metreküp hava içinde insan sağlığına zararlı partiküllerin oranındaki 10 mikrogramlık artışın ölüm oranında 0.22’lik bir artışa neden olduğunu tespit etti.  Ancak Çin Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nden Dr. Maigeng Zhou, ülkedeki hava kirliliğinin çok büyük bir kısmının kurak bölgelerden doğal rüzgarlarla gelen tozlardan oluştuğuna dikkat çekti.  ABD ve Avrupa’da ise hikaye çok farklı. Her iki ülkede de hava kirliliğinin en büyük kaynağı sanayi.  İngiltere’deki King’s Üniversitesi’nden Prof. Frank Kelly, araştırmanın sonuçları konusunda yaptığı değerlendirmede Çin’de her 10 mikrogramın yüzde 0.22’lik bir ölüm oranına neden olduğunu buna karşın aynı artışın Avrupa ve ABD’de yüzde 6 gibi bir orana tekabül ettiğini söyledi.  Bu da Avrupa ve ABD’deki hava kirliliğinin Çin’dekine göre çok daha ölümcül olduğunu ortaya koyuyor.  Araştırmaya konu olan Çin şehirleri arasında Pekin, Şangay ve Hong Kong’daki hava kirliliği verileri Batılı ülkelerde görülen sanayi kirliliğine işaret ederken şehirlerin büyük çoğunluğundaki kirlilik sanayi kaynaklı değildi.  Hava kirliliğinin sanayi kaynaklı olmaması sağlık sorunlarına yol açmayacağı anlamına gelmiyor. Doğal toz parçacıkları da akciğerlere ciddi zararlar verebiliyor ya da astım krizlerini tetikleyebiliyor.  Ancak sanayi kaynaklı hava kirliliğinde ise ağır kimyasallar havadaki parçacıkların üzerine yapışıyor ve solunduğu zaman akciğer yoluyla kana geçip vücuda çok daha ciddi zararlar verebiliyor.  Avrupa ve ABD’de bulunan yüzmilyonlarca dizel aracın yol açtığı hava kirliliği de insan sağlığına en büyük tehditler arasında. 


Arıların yerini robotlar mı alacak?


Dünyada uzun yıllardan bu yana arıların nüfusunun gizemli bir şekilde azalması bilim insanlarının farklı arayışlara itiyor. Robot arılar bunun en son örneği.  Arılar tüm dünyada bitki yaşamı için büyük önem arz ediyor. Tarım ürünlerinin dörtte üçü, elmalardan bademlere kadar geniş bir yelpazedeki meyvelerin üretimi tamamen arılar ve diğer uçan böceklere bağlı. Ancak ilaçlı tarım, iklim değişikliği ve birçok farklı etken dünyada arıların nüfusunun azalmasına yol açtı.  Bilim insanları buna karşı birçok öneri geliştirdi. Kimi bilim insanları döllenme için rüzgardan yararlanılmasını kimileri ise polenlerin toplanarak havadan uçaklarla bırakılmasını önerdi.  Robot teknolojisindeki son gelişmeler, robot arıların bitkilerin döllenmesine yardımcı olabileceğini gösteriyor.  Japonya Ulusal Gelişmiş Endüstriyel Bilimler ve Teknoloji Enstitüsü’nden Eijiro Miyako, ilk etapta mini droneların daha sonrasında ise robot arıların doğada ve tarım üretiminde kullanılabileceğini ifade ediyor.  Miyako ve ekibinin ürettiği sadece 4 santim genişliğinde ve 15 gram ağırlığındaki droneun altında özel bir yapışkanlık bölüm bulunuyor. Bu drone bir çiçeğe yaklaştığında polen taneleri yapışkanın üzerinde kalıyor ve bir sonraki çiçek ziyaret edildiğinde ise bırakılıyor.  İlk deneylerde mini drone Japon lalelerinin döllenmesini sağladı. Taşıma işlemi sırasında polenlerin de hiçbir zarar görmediği belirtildi.  Miyako ve ekibi şu anda yapay zekanın da yardımıyla otonom dronelar üretmeye çalışıyor. GPS, yüksek çözünürlüklü kamera ve yapay zeka programlamasıyla hareket eden droneların arı nüfusunun az olduğu bölgelerde tarım üreticileri tarafından kullanılması hedefleniyor.  Japonya’da deneyler devam ederken Avusturalya Ulusal Üniversitesinden Saul Cunningham’a göre ise her ne kadar robot arılarla bitkilerin döllenmesi muhteşem bir fikir gibi gözükse de ekonomik olarak çok sürdürülebilir değil. Cunningham, sadece bir badem üretim bölgesindeki tek bir ağaçta 50 bin kadar çiçek olabildiğini ifade ederek dronelarla bu işlemin yapılmasının oldukça zor olduğunu ifade ediyor. 


Cırcır böceğinin ötüşü tarihe karışabilir

Avrupa’da yapılan bir araştırmada, kıta genelindeki ağustos böceği -diğer adıyla cırcır böceği- nüfusunun yüzde 25’i yok oldu.  Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından hazırlanan rapora göre cırcır böcekleri ve çekirgeler Avrupa genelinde büyük tehdit altında. 1000’den fazla çekirge ve cırcır böceği türüne ev sahipliği yapan kıtada son 10 yılda bu hayvanların nüfusları yüzde 25 oranında azaldı.  Geniş otlakları yuva edinen bu hayvanlar kıtadaki ekosistem için büyük önem taşıyor. Kuşlar ve sürüngenlerin en önemli besin kaynakları olan çekirge ve ağustos böceklerinin ortadan kalkması fauna için bir felaket anlamına gelebilir.  Birlik raporunda çekirge ve ağustos böceği nüfusundaki azalmanın nedenler yoğun tarım arazisi açılması, insan yerleşimi ve yangınlar olarak sıralanıyor.   IUCN yardımcı direktörü Jean-Christophe Vie, bu türlerin alınacak önlemlerle yeniden nüfuslarının arttırılabileceğini ve habitatlarının mutlaka koruma altına alınması gerektiğini söyledi. Vie, bazı bölgelerde modern tarım tekniklerinden ziyade geleneksel tarım metotlarının kullanılmasının çekirge ve cırcır popülasyonunun yeniden artmasını sağlayabileceğini ifade etti.  Vie’ye göre eğer çabuk harekete geçilmezse kırlardaki cırcır böceği ötüşünün artık geçmişe ait bir şey olacağı uyarısında bulundu.  IUCN’nin Avrupa’daki çekirge ce cırcır böcekleri üzerindeki araştırması tam iki yıl sürdü ve 150’den fazla bilim insanı araştırma bünyesinde çalıştı. 


Sinekler antibiyotik direncini yayıyor


Çin’de hayvan çiftliklerinde aşırı antibiyotik kullanımının ardından ortaya çıkan dirençli bakterilerin sinekler tarafından yayıldığı tespit edildi.  Carbapenem türü antibiyotikler genelde ağır bakteriyel enfeksiyonlarda son çare olarak kullanılır. Bu da işe yaramadığı zaman geriye colistin adı verilen bir antibiyotik denenir. Bunlar insanların hastalıklara karşı ürettiği en etkili antibiyotikler konumunda.  Bilim insanları son dönemde carbapenem türü antibiyotiklere dirençli çok sayıda bakteri tespit etti. Ama asıl sürpriz 2015 yılında Çin’de colistine dirençli bakterilerin keşfetmesiyle yaşandı.  Çin’deki hayvan çiftliklerinde tonlarca antibiyotik hayvanların çabuk büyümeleri için kullanılıyor. Bilim insanları hayvan çiftliklerindeki antibiyotik kullanımının antibiyotik direncinin ortaya çıkmasının bir numaralı nedeni olarak görüyor.  Çin’de yapılan yeni bir araştırmada tavuk eti üzerinde bulunan Escherichia coli bakterilerinin dörtte birinin colistine karşı dirençli olduğu ortaya çıktı.  Araştırmada çiftliklerde bulunan sineklerde de dirençli bakterilere rastlanırken çevrede yaşayan insanlardan alınan örneklerde de aynı bakterilere rastlandı.  Sineklerin çevredeki insanlara bu bakterileri yaymış olabileceğini düşünen araştırmacılar bunun kamu sağlığı açısından büyük tehdit oluşturduğuna dikkat çekiyor. 



Dünyada sadece 30 vaquita kaldı


Büyük deniz memelilerinden biri olan vaquitalardan dünya üzerinde sadece 30 tane kaldığı bildirildi.  ABD’nin güneyindeki Kaliforniya Körfezinde yaşayan vaquitaların nüfusu tüm önlemlere rağmen son 5 yılda yüzde 90 oranında azaldı. Hayvan Refahı Enstitüsünden yapılan açıklamaya göre bölgede ağla yapılan avcılık vaquitaların en önemli ölüm nedenleri arasında.   Bölgede kaçak şekilde yapılan avların engellenmesi için çok az şey yapıldığını ifade eden Enstitü çalışanı Kate O’Connell artık tek umutlarının kalan vaquitaların bir kısmını güvenli bir sığınağa almak olduğunu söyledi.  Yunuslara benzeyen vaquitalar ABD’nin batı kıyılarında geniş bir alanda yaşıyordu. Ancak son 50 yılda yaşam alanları Kaliforniya Körfezi ile sınırlandı.  Her ne kadar vaquitalar direkt olarak avlanmasalar da aynı bölgede yaşayan ve Çin’de alternatif tıp için kullanılan totoaba balığının kaçak avı sırasında sık sık vaquitalar yakalanıyor. 


Pankreas kanserinin erken teşhisi için kan testi önemli


Bilim insanları yeni bir kan testinin pankreas kanserinin erken teşhisini sağlayabileceğini ifade ediyor.  Pankreas kanseri birçok diğer kanser türüne göre çok geç belirti verdiği için tedavi için de çoğu zaman geç kalınıyor. Pankreas kanseri hastalarının yüzde 90’ından fazlasında hastalık, teşhis konulduğu anda vücudun diğer bölgelerine sıçramış durumda oluyor.  Pankreas kanserinin tek tedavisi henüz pankreasta lokalize halde iken tamamen kanserli bölgenin alınması. Pankreasın hem görüntülenmesi hem de biyopsi yapılmasının oldukça zor olduğu ve çoğu zaman ultrasound ile dahi görüntülenemediği düşünülürse erken teşhisin önünde bir çok engel bulunuyor.  Ama Arizona Eyalet Üniversitesi’nden Tony Hu ve ekibi pankreas kanserini diğer organlara sıçramadan tespit edebilecek basit bir kan testi geliştirdi.  59 pankreas kanseri hastası üzerinde yapılan klinik deneylerde yeni geliştirilen kan testi, pankreasta kanserli hücrelerin kanda bıraktığı izleri yüzde 90’ın üzerinde bir doğrulukta tespit etti. Testte 48 sağlıklı kişi ve 48 de pankreatit hastası katıldı. Çoğu zaman görüntüleme metotlarıyla kanserle karıştırılan pankreatiti yeni kan testi kanserden yüzde 100 başarıyla ayırt edebildi.  Kanserli hücrelerin kana karışan atıklarının kana katılan nano parçacıklara yapışmasıyla pankreasta kanser olduğunun tespit edilmesi esasına dayanan test oldukça ucuz.  Bilim insanları testin bir dizi klinik deneyin ardından standart bir uygulama olmasını beklediklerini ifade ediyor. 


HAZIRLAYAN: Doğan Barış ABBASOĞLU / abbasogludogan@hotmail.com



1617

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA