‘Almanya, Gülen için verimli bir alan’

Fethullah Gülen’in AKP’nin arkasındaki ‘Gri Kral’ olduğunu vurgulayan gazeteci Dr. Nick Brauns, “Said Nursi, yaşamı boyunca Kürtler ile İslamı birleştirmeye çalışıyordu. Gülen ise Said Nursi’nin bu düşüncesine ters durup, Türk milliyetçiliğini savunup Türk-İslam Sentezi’ni pratiğe geçmesı için çaba sarfediyor” dedi.

28 Ocak 2012 Cumartesi | Dizi

ABD’nin Pensilvanya eyaletinde kalan Fethullah Gülen, son dönemlerde Kürt Özgürlük Mücadelesi hakkında verdiği fetvalarla yeniden gündeme geldi. Önemli bir ekonomik ve siyasi güç haline gelen Fethullah Gülen ve cemaati Türk devleti içinde iyice palazlanmış bir yapı haline geldi. Hakkında çok şey yazılıp çizilen Fethullah Gülen’i, tarihçi ve gazeteci Dr. Nick Brauns ile görüştük.
Nick Brauns’un kendilerini çok farklı gösterse de Gülen Hareketi’nin amacının “Büyük Türkiye milleti yaratmak” olduğunu ve gerçek amaçlarını sakladıklarını belirtiyor.
Bir Alman olduğu için Almanya’nın bu konudaki görüşünü yansıtmak istediğini belirten Dr. Brauns, hem Alman medyasının hem de siyasetçilerin bu konuyu adeta tabu olarak gördüğünü ve dile getirmediklerini belirtiyor.
Almanya’nın Gülen cemaati için çok verimli bir alan olduğunu söyleyen Dr. Nick Brauns düşüncelerini şu şekilde ifade ediyor: “Almanya, Gülen Hareketi için çok önemli ve verimli bir alandır. Burada cemaat için yeni askerler kazanılıyor ve yetiştiriliyor. Eş zamanlı olarak da Türkiye ile Almanya arasında ekonomik ve askeri ilişkiler geliştiriliyor. Böyle olunca da siyasi karar mekanizmaları kolayca manüpile ediliyor ve yönlendiriliyor. Evet Almanya Gülen cemaati için verimli bir alan. Çünkü, Alman eğitim sistemi elit bir kesime hitap ediyor, fakir kesimi ve özellikle göçmen kesimi dışlıyor. Bundan dolayı Almanya genelinde Gülen cemaatine bağlı örneğin 20’ye yakın özel okul ve dershane var. Bu da örgütlenmenin ve propagandanın önemli bir noktasıdır. Bu özel okulların yanında çok sayıda öğrenci yurtları vardır, artı farklı şekillere bürünmüş eğitim merkezleri vardır. Fakat Gülen cemaatinin göçmenlere uzanan ahtapot kolları bununla bitmiyor. Bunun yanında yıllardır gelişen ve sermaye kazanan, kazandıran bir lobi bileşenleri vardır. Lobi birlikleri Almanya genelinde örgütlü ve Avrupa genelinde ilişki ağları vardır.”

‘Asıl hedef gizleniyor’

Dr. Nick Brauns, Berlin’deki ‘Forum Für Interkulturellen Dialog- Kültürlerarası Dialog İçin Forum’ bu ağa bir örnek olarak gösteriyor. Dr. Brauns, Gülen’e bağlı ‘Bündnis für Innovation und Gerechtigkeit -Yenileme ve Adalet için Birlik Partisi’nin (BİG), Almanya’da Türk milliyetçiliği için oluşturulduğuna dikkat çekti ve bu partinin 2011’de Berlin seçimlerinde yüzde 0,5 oranında oy aldığı belirtti.
Gülen Hareketi’nin diğer siyasal partiler ve çeşitli meslek grupları ile ilişkileri konusunda da Dr. Nick Brauns şunlara işaret ediyor: “Gülen Hareketi, bu konuda Alman partileri ile iyi bir ilişki korumaya çaba sarfetmektedir. Bu konuda sık sık Alman siyasetçiler, Alman bilim insanları, Alman gazetecileri, Hristiyan ve Yahudi dini temsilcileri ile ortak konferanslar düzenleniyor. Bu konferansların temel düzenlemesi Gülen Cemaati tarafından yapılmaktadır. Bu tür konferanslarda Gülen Hareketi’ne ilişkin övgüler yağar ve insanlara Gülen Hareketi insani ve vicdani, modern ve insancıl Müslümanlardan oluşan bir hareket olarak tanıtılıyor. Bu da asıl totaliter bir karektere sahip olan Gülen Hareketi’ni insanlara yakınlaştırma ve asıl temel hedefi olan büyük Türkiye milletini oluşturma projesini gizlemektedir.”
‘Cemaatin gerçek yüzü Almanya’da nasıl teşhir edilir ve maskesi nasıl düşürülür?’ sorusuna Brauns, bu Cemaat’in gerçek durumu, Türkiye’de devlet ile ilişkileri, Kürtlere, Alevilere, solculara karşı nasıl bir yapılanma içinde olduğu yönünde Alman kamuoyunun bilgilendirilmesine ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor. Dr.Brauns, “Gülen Almanya’da ve ABD’de halen Kültürler Arası Dialoğun Sözcüsü olarak biliniyor. Bu kapsamda Hristiyan ve Yahudi aleminin başkanları ve sözcüleri ile sürekli görüşmektedir. Fakat, bunun Aleviler, Şiiler, Êzîdîler, ateistler konusundaki düşünceleri nedir kimse bu konuda bir şey sormuyor. Diğer önemli bir alan da eğitim alanıdır. Kürtler ve Türkiyeli sol örgütler kendi örgütlenme ve eğitim imkanlarını yaratmalı ve ortaya çıkarmalıdır. Bunun için Almanya’da eğitim alanında aktif olan GEW adlı eğitim sendikası ile ortak çalışmalar yürütmek mümkündür” şeklinde konuştu.

‘İçten sızma yapıyor’


Türkiye’de cemaatin sözde İslami vaazler verdiğini ancak, Fethullah Gülen’in AKP’nin arkasındaki ‘Gri Kral’ olduğunu vurgulayan gazeteci Brauns, devamla Gülen’in yaşam öyküsünü anlatıyor: “Gülen zihniyetini anlatabilmek için biraz geçmişe gitmek istiyorum. Gülen, 1941 yılında geri kalmışlığı ve aşırı tutuculuğu ile tanınmış Erzurum’da dünyaya geldi. Çocukluğu aşırı İslami bir toplum içinde geçerken, anne ve babası tarafından disiplin ve namazına düşkün olması şart koşulmuştur. F.Gülen, gençlik yıllarında önce Nurculuk hareketine geçiyor. Nurculuk hareketi Nakşibendi tarikatının bir koludur. Gülen buna üye olmasının hemen kısa süre ardından ilkokul eğitimini terk edip kendisini Kur’an Okuluna kaydediyor. 1959 yılında burada vaaz verme lisansını elde ediyor. Bu lisans Türkiye Diyanet İşleri tarafından verilliyor. Ardından, Gülen Edirne’de İmam oluyor ve 1966-1969 yılları arasında ise İzmir’de imamlık yapıyor. 1960 yılında vefat eden Said Nursi bilinen bir Kürt İslamcısıdır. Said Nursi’nin, yaşamı boyunca Kürtler ile İslamı birleştirmeye çalışıyordu. Gülen ise Said Nursi’nin bu düşüncesine ve çabalarına ters durup, Kürtleri ve İslamı birbirleri ile barıştırmak ve birleştirmek yerine, Türk milliyetçiliğini savunup Türk-İslam Sentezi’ni pratiğe geçmesı için çaba sarfediyor.”
Dr.Nick Brauns, Gülen’in devleti karşısına almaktan ziyade, sisteme sızıp orada büyümeyi tercih ettiğini belirtiyor. “Eğer düşmanını yok etmeyı istiyorsan, onun içine sızman ve onu içten yok etmen gerekiyor” şeklinde Gülen’in felsefesini özetleyen Dr. Braus, şu anda Gülen’in Türkiye’de birçok kurumu ele geçirdiğini ve rakiplerini ekarte ettiğini dile getirdi.

Yükselmenin aşamaları


Gülen’in devlet içinde kurumlaşmasının yol haritasını ise gazeteci ve tarihçi Dr.Braun şöyle açıklıyor: “Özelikle polis okulları ve akademilerde kendi kadrolarını yerleştiren Gülen, bugün kendi çizgsine uygun bir eğitim üzerinden Türkiye güvenliğini kontrol altına almıştır. Bu eğitimler esnasında eş zamanlı ise ayrıca kendisine üye kazanmaktan yola çıkan Gülen, bugün 5 milyonun üzerinden bir üyelik ağı vardır. Bu işgalin birinci perdesidir. İkinci perde ise kadro yerleşimidir.
 Gülen hareketinin ikinci önemli adımı ise personel bölümlerini ele geçirmesidır. Artık İslami ve Gülen Cemaati’ne bağlı birçok işçi ve memur, bulunduğu kurumlarda, devlet dairelerinde, makamlarda daha hızlı ‘mesleki kariyer’ yaparken, Kemalist ve İslam karşıtı olan personel, makamlarından, dairelerden uzaklaştırılıyor ya da kendi mesleki statülerinde geri bırakılıyordu. Bunun en büyük etkisi gizli polis servisinde ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nda (MİT) olmuştur. Toplu denetim sonucu bir taraftan Gülen Hareketi’ne bağlı olanlar korunurken, diğer taraftan da Gülen Hareketi’ne karşı olanlar ise susturuluyor, görevlerinden uzaklaştırılıyor. Aynı denetim ise esrar ticareti ve rüşvet alma gibi organizeli suç alanlarında da olmuştur. Böylece Gülen Hareketi’nin sermayesi hergün bir kat daha da artarak ‘Büyük Türk-İslam Projeleri’ne yüksek miktarda bir kapital hazırlanmıştır.”

‘Paşalara teşekkür etti’

Fethullah Gülen, geçen referandum sürecinde kendisini 12 Eylül’e karşı olarak lanse etti ve referandumda AKP’nin hazırladığı anayasa değişikliği önerilerinin kabul edilmesi yönünde çağrılarda bulundu. Ancak, Dr.Brauns, Gülen’in 12 Eylül’de askerlere destek verdiğini belirtiyor. Gülen’in ‘Allah’ adına solcuları ihbar etmesi yönünde çağrı yaptığını söyleyen Dr. Nick Brauns, Gülen’in 12 Eylül paşalarına da “Anavatan’ın yabancı uyruklu ve İslam dışı etkilenmişlerden kurtardığı için” teşekkür eden yazılarının olduğunu hatırlattı. Brauns, Gülen’in her zaman Türkiye sosyalist hareketine ve Kürt hareketine karşı, sistem tarafından bir koz olarak kullanıldığına ancak askerler tarafından 28 Şubat ile birlikte artık bir fazlalık olarak görüldüğüne vurgu yapıyor. Brauns devamla şu vurgulama bulunuyor:
“Gülen Cemaati’nin dayatmaları ve karanlık dostlarının girişimleri sunucunda Türkiye, Gülen’i bir kez daha koruma altına almıştı. Ki tutucu olan Turgut Özal ve Tansu Çiller; hatta sözde sosyal demokrat olan Bülent Ecevit’e karşı bile Fethullah Gülen’i korumuştur. Necmettin Erbakan, İslam hareketinde Gülen’in eski rakibi olan biridir. Devlet içi gizli pazarlamalar sonucunda 28 Şubat 1997 tarihinde düşürülmüştür. Ve buna cevaben Gülen önce sesini çıkarmamıştı. Hatta bir televizyon konuşmasında ‘Bu Hükümet görevini bırakmalı’ demişti.”
 
‘Kemalistler zararlı çıktı’

Türkiye’de 2001 yılında meydana gelen ekonomik krizin mevcut siyasi partilere karşı bir güvensizlik yarattığını söyleyen gazeteci ve tarihçi Dr. Nick Brauns bu dönemde AKP’nin iktidara geldiğini hatırlattı. Brauns o dönem hakkında kısaca şöyle diyor: “Geçmişte batı karşıtı anti-siyonist ve anti- emperyalist retoriği ile bilinen önceki hükümetten uzak yeni ve farklı bir pozisyon alan AKP, kapitalist, neo liberalist bir şekillenmeyi ve Avrupa Birliği’ne üye olmayı tercih etmiştir. Kürt sorununda yine şiddet benimsenmiştir. Polis gücünde Gülen Cemaati üst düzeyde mevkiler kazanmıştır. AB ve ABD’nin AKP Hükümetine destek vermesi ile Gülen Cemaati, devletin en üst makamlarını ele geçirmeyi başarmıştır. Bu konuda araştırma yapan ve ‘İmamın Ordusu’ adlı kitabı yazan gazeteci Ahmet Şık cezaevinde bulunuyor. Türk polisi bugün Gülen Hareketi için bir nevi silahlı kol durumundadır. Savcılar birbirlerini karşılıklı ihbar ediyor, makamlarından düşürüyorlar. AKP bir dönem yasaklama ile karşı karşıya kaldı. Ancak 12 Eylül 2010 referandumunda Kemalistler güçlerini AKP’ye ödünç vermek zorunda kaldı. Kemalistler bu iktidar savaşından zararlı çıktı.”
Bu süreçten sonra Ergenekon operasyonları adı altında üst düzey bazı subayların darbe yaptıkları gerekçesiyle tutuklanmasını da Brauns, referandum sonrası gelişmelerin bir parçası olarak görüyor. Brauns devamla, “Bununla eş zamanlı olarak genç ve İslamcı olarak bilinen askerlere hızlı orduda kariyer yapma imkanları doğdu. Böylece Gülen Cemaati orduda ön saflarda belirleyici bir pozisyona sahip oldu” belirlemesi yapıyor.
AKP ve Cemaatin karşılıklı bir bağımlılık içinde olduğunu dile getiren Brauns, Türk Başbakanı R.Tayyip Erdoğan’ın çoğu zaman bu cemaate sığındığını ve rakiplerinden korunduğunu belirtiyor.

‘Faşist gruplarla ilişki halindedir’


Gülen Cemaati’nin MHP’li ve diğer faşistlerle ilişkilerle olan ilişkileri konusunda ise Dr.Brauns, taraflar arasında her zaman bir dirsek teması olduğunu belirtiyor. Brauns, “Irkçı sağ ile Gülen Cemaati arasında her zaman bir yakınlık olmuştur. Örneğin Nurculuk Hareketi içerisinde Gülen, 60’lı yıllarında ‘Komünizm ile mücadele derneği’ adı altında faşist MHP’ye destek verenler arasında yer almıştır. 1991 yılında İslamcı Refah Partisi’nden aday olan Bozkurt’lara 3,5 Milyar Türk Lirası vermiştir. Yine bir helikopter kazasında ölen BBP Parti Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile yakın dostluğu bilinmektedir. Muhsin Yazıcıoğlu, 1978 yılında gerçekleşen Maraş Katliamı’nda bizzat yer almıştır. Gülen, Yazıcıoğlu’nun cenaze gününde verdiği demecinde: ‘Kendisi iyi bir karektere sahip ve cesur bir Anadolu erkeğidir’ demişti.
Nedeni ise çok açık; Türk İmparatorluğu Gülen ve Yazıcıoğlu’nun ortak hayalidir. Fakat bu ilişki de geçici bir karaktere sahiptir, ki 2011 yılında genel seçimlerde ortaya çıkan MHP’lilerin seks-skandal videoları ise seçimlerde MHP’nin gücünü azaltma amaçlı olduğu anlaşılmıştır.”
 
‘Yoksulluk bireyin suçu...’

‘F.Gülen, bu kadar gücü nereden almaktadır?’ Brauns, Gülen’in gücünün karizması ile ilgisinin olmadığını söylüyor. Olaya daha çok ekonomik ve sosyolojik açıdan bakma yanlısı.
Dr.Brauns’un bu konudaki düşünceleri şöyle: “Gülen Cemaatçilerinin büyük bir kısmı orta sınıf, Orta ve İç Anadolu’dan tutucu şehirlerden geliyor. Bunlar Gülen’in kendilerine vaadettiği eğitimden yararlanıyorlar. Toplumsal olarak yükselen bu orta sınıf, bundan dolayı Gülen’e bağlı ve sadık kalıyor. Aynı zamanda Gülen Cemaati’nin vaaz ettiği çalışkanlık, tutumluluk ve öz disiplin gibi hususlar başarı için önem kazanıyor. Bir diğer nokta ise yoksulluğun bireyin suçu olduğudur. Böylece fakir olanlar aşağlanıyor, zengin ve refahlı olanlar ise Allah tarafından ödüllenmiş olarak kutlanıyor. Cemaate bağlı bu ‘siyah Türkler’ diğer taraftan sahil boyu yaşayan ve Kemalist laiklikten yana olan ‘Beyaz Türkler’ ile karşılaşıyorlar. Beyaz Türkler, toplumun elit kesimini oluşturuyor. Her iki kesim arasında bir iktidar kavgası olmuştur. Yani ortada sadece bir kültür kavgası değil, bir ekonomik kavga da var. Yine devlet içinde pozisyon kapma kavgası da var.” 
En modern üretim metodları ile çalışan Anadolu Kaplanları’nın AKP ve Gülen’i kendi temsilcileri olarak gördüğünü ifade eden Dr.Brauns, buna karşılık bunların Gülen Cemaati’ne yüklü bir ödeme yaptığını, okul ve vakıfları finanse ettiğini vurguluyor. 

Osmanlı hayalinin peşinde


Devletin kontrolünden hiç de memnun olmayan Anadolu Kaplanları’nın ise Gülen Cemaati ile kendilerini şimdi daha rahat hissettiklerini belirtiyor Dr.Nick Brauns ve şunları ekliyor: “Askeri ve bürokratik makamların kontrolleri Anadolu Kaplanları için rahatsız ediciydi. Bu da artık Gülen Cemaati sayesinde son buldu. 80’li yıllarında başlayan devlet kapitalin özelleştirme ile parçalanması bugün ise neoliberal AKP Hükümeti sayesinde son aşamasına doğru gelmiştir. Gülen Cemaati’nin ‘Osmanlı İmparatorluğu’ hayali de bu kapital üzerinden yürümektedir. Bugün Gülen Hareketi’ne bağlı olan eğitim merkezleri, medya grupları, holdinglerin toplam 20 Milyar Euro değerinde olduğu tahmin ediliyor.”
Gülen Cemaati’nin okullara niçin bu kadar önem verdiği? sorusuna ise Brauns yine bizzat Fethullah Gülen’in bir vaaziyle cevap veriyor: “Eğitim ile insanlar mobilize edilebilir, manipüle edilebilir, koordine edilebilinir.”
Dr.Brauns, Kürt illerindeki yoksulluğun ve eğitim alanında insanların karşılaştığı zorlukların ise Cemaat tarafından bir fırsat olarak görüldüğünü belirtiyor.


RIZA AYDOĞAN - MAINZ


3137

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA