20 Ağustos 2014 Çarşamba
 
Ana Sayfa Dizi
02 Ocak 2012 Pazartesi

‘Özel savaş rejimi yenilmiştir’

“2011 yılı gerilla açısından hata ve yetmezlikleri olsa da, stratejik olarak başarılı adımların atıldığı bir yıl oldu. Kürdistan gerillalığının bu gerçeği küçümsenemez. Türk ordusu ise tüm birikimlerine, modern tekniğine ve muazzam nicel üstünlüğüne rağmen sonuç alamamıştır.”

Kürt sorununda çözümsüzlük ve kirli savaşta ısrar eden AKP Hükümeti, savaş cephesindeki başarısızlığını medya zaferine dönüştürme telaşında. Bunun için de yalanda sınır tanımayan bir psikolojik savaşla gerillaya karşı sanal başarı haberleri üretiyor.
2011 yılında çok kapsamlı bir uluslararası komployla gerillanın ezilmek istendiğini belirten KCK Halk Savunma Merkezi Üyesi Piling Zerdüşt, gerilla açısından hata ve yetmezlikleri olsa da, stratejik olarak başarılı adımların atıldığı bir yıl olduğunu dile getirdi. “Gerilla, harekete dönük yürütülen ikinci uluslararası komplo ve imha konseptini, özel savaş rejimini boşa çıkarmış ve AKP faşizmini geriletmiştir” diyen Piling Zerdüşt, 2012 yılını ise özgürlük ve zafer yılı olarak nitelendirdi.

Gerilla 2011 yılına nasıl bir atmosferde girdi?

2011 yılı birçok yönüyle önemli bir mücadele yılı oldu. AKP 9 yıllık iktidarı boyunca Kürt sorununun barışçıl çözümüne dönük adım atmak yerine oyalama siyaseti yürüttü. Buna karşı da Önderliğimiz 2010 yılında 4. stratejik mücadele dönemine girildiğini açıkladı. Gerilla 4. stratejik dönemde askeri pozisyonu sağlamlaştırma ve öncülük düzeyinde mücadeleyi yükseltmeyi esas aldı. 2010 yılında Türk ordusuna ve siyasi iktidarına önemli darbeler vurdu. Birçok çevrenin devreye konulmasıyla 13 Ağustos’ta önderliğimiz ve hareket eylemsizlik kararı aldı. Gerilla eylemsizlik süreci boyunca mevzilerine çekilerek tek bir eylem yapmadı. Ama Türk devleti ve AKP iktidarı soykırım politikasını kesintisiz sürdürdü. Uluslararası güçlerden, bölge gericiliğinden tam destek alarak mücadeleyi ezme, en başta da mücadelenin bel kemiği olan gerillanın iradesini kırma temelinde askeri operasyon ve saldırılarını artırdı.

‘Sözde açılım AKP komplosuydu’

Türk devletinin sözde ‘açılım’ı, bir anlamda Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümünü baltalamaya dönük bir girişimdi ve bu politikayı Önderliğimiz şahsında geliştirmeye çalıştı. İmralı koşullarında Önderliğimizle geliştirilen diyaloglar bu konseptin bir parçasıydı, özünde tasfiyeyi amaçlıyordu. 2011’de ise bunu daha fazla derinleştirip sonuç almak istiyordu. Bunun için de çok değişik çevrelerle, bu konsept ekseninde planlı yönelimler gerçekleştirdi. Türk ordusunun operasyonları hiç durmadı. Orduyu daha kapsamlı saldırılar için hazırlama ve yeniden yapılandırma projesi çerçevesinde de planlar yaptı.
Bu anlamda 2011 yılı her şeyden önce “Kürt halkının varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama” şiarı temelinde gelişen çetin bir mücadele yılı oldu. Kürt halkı da tüm alanlarda Önder Apo’nun özgürlüğünü sağlama temelinde görkemli bir direniş gerçeği açığa çıkardı.

Bu saldırılar karşısında gerilla kendisini koruyabildi mi?

Bu operasyonlar Türk devletinin söylediği gibi “asayişi sağlama” amaçlı değil, tamamen gerillanın etkisizleştirilip tasfiye edilmesi temelinde gerillanın temel üs alanlarına dönük gerçekleştirildi. Ortaya çıkan şu oldu: Türk devleti ve ordu güçleri eylemsizlik sürecini bir fırsat olarak gördü. “Eylemsizlik sürecidir, gerillanın herhangi bir eylem ve hareketliliği olmaz. Daha önceki ateşkes dönemlerinde de gerilla ateşkes koşullarına tam uydu. Aynı temelde hareket eder,” denildi. Kaldı ki böyle de oldu. Yani 2011 yılına girildiğinde gerilla eylemsizlik kararına harfiyen uyarken Türk ordusu her alanda imha amaçlı yoğun saldırılar geliştiriyordu. Bu süreçte eylemsizlik pozisyonunu, meşru savunma çizgisini tam oturtamamaktan kaynaklı bazı kayıplarımız da oldu. Yine buna misliyle cevap vermede yetersiz kaldık. Ancak gerillayı bitirmelerini bırakın, aksine; gerilla özgürlük mevzilerini daha da derinleştirip sağlamlaştırdı. Yani ordunun operasyonları öncekiler gibi sonuçsuz kaldı

Önderliğinizle bir diyalog süreci olduğu ve AKP’nin Kürt sorununu çözme hazırlıklarının olduğu ama gerillanın savaşı başlattığını söyleyen çevreler var. İddia edildiği gibi savaşı siz mi başlattınız?

Bu bilinçli bir çarpıtmadır. Eylemsizlik kararına rağmen savaş hiç durmadı ki HPG başlatmış olsun. Zaten kapsamlı operasyonlarla üzerimize geliniyordu. Eylemsizlik süreci AKP’nin savaş ve imha konseptini oluşturduğu, savaş pazarlığına başladığı bir süreçti. Araştırılabilir. İran’la PKK hareketine, gerillaya dönük ortak operasyon geliştirilmesi için AKP gizli görüşmeler yaptı. Yine bazı Avrupa devletleriyle yapılan görüşmeler vardı, konseptin oluşturulması için. Gerillanın çatışmasızlık, eylemsizlik pozisyonuna geçmesini fırsat olarak değerlendirip o konsepti oluşturuyor, bir hamle yapıp gerillayı tasfiye etmeye hazırlanıyor. Böyle bir planları söz konusu.

‘İki devlete karşı savaştık’


Kürt halkının özgürlük mücadelesini ve gerillayı ezmenin koşullarını oluşturup bunun uluslararası zeminini hazırlayarak da kendi saldırılarını haklı gösterme çabası söz konusuydu. O dönemde ısrarla gerillanın sınır dışına çekilmesi tartışıldı. Yapmaya çalıştığı, bizi o konuma getirmek ve Srilanka’da Tamil örneğinde olduğu gibi tüm destekçileriyle birlikte yönelmek, gerillayı imha etmekti. Bunu başaramaması ayrı bir konudur, ama yapmak istediği buydu. Burada en önemli boyut yaptığı antlaşmalardır. Buna rağmen gerilla sonuna kadar sabretti. Barışçıl bir çözüme fırsat tanımak istedi. Gerilla kendi mevzisinde bekledi, ama operasyonlar ona rağmen durmadı. Gerilla güçlerimiz de elbette kendisini savunmak zorundaydı. Silvan eylemi de gerilla baskını değil, 10 bin askerle yapılan bir operasyondu ve gerilladan ağır darbe yedi.

İran’ın saldırıları da bu da konseptin bir parçası mıydı? Bu anlamda Kandil direnişini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yeni konsept İran saldırılarından önce oluşturulmuştu ve birçok gücü kapsıyordu. İran da bazı pazarlıklar sonucu ve kimi tavizler karşılığında bu konsept içinde yer aldı tabii. Salt İran değil, bunun Suriye boyutu da var. Hem İran üzerinden gerillayı sıkıştırmak, hem de buna paralel olarak kuzey ve güney’den Türk ordusu üzerimize gelip tasfiye planını sonuçlandırmayı hedeflemiştir. İran başta bu konsepti kabul etmemiş olsaydı, böyle bir konsept gelişemezdi. O dönemde İran ordusu Kandil ve Güneyi işgale dönük onlarca defa saldırıya geçti. Özel güçlerini ve gelişmiş silahlarını kullandı. Gerilla mevzilerini ele geçirip gerillayı ezmek, darbelemek istedi. Gerillanın tarihsel destansı direnişi karşısında İran ordusu ciddi bir yenilgi yaşadı. Birçok çevrenin itiraf ettiği gibi, İran da kırılmalarını kabul etti. Gerilla açısından bu önemli bir başarıdır. Bu aynı zamanda uluslararası konseptin bir ayağı olan İran’ın ve İran boyutunun boşa çıkarılması oldu.

Yani İran oyuna mı geldi?

İran’a şu söz verildi: “Siz bu konsepte dahil olursanız, biz de ABD tarafından gelişebilecek bir saldırıya katılmayız.” Türk devleti bunu söylerken, Suriye’ye ilişkin gizli yürüttükleri bir politikaları vardı, hazırlıkları vardı. Bunlar açığa çıkınca açıktan Suriye müdahalesine destek verdiğini söylemek zorunda kaldı. Suriye’ye müdahale aynı zamanda İran’a müdahaledir. İran bunu gördü. Beşar Esad’ın; “biz AKP’nin niyetini, politikasını iyi anlamadık. Şimdi daha iyi anlıyoruz, biz oyuna geldik,” şeklinde değerlendirmesi de oldu. İşte bu İran’a bir mesajdı. İran da bu durumu görünce politikasını değiştirdi. Ama bu Kürt Özgürlük Hareketi’yle dost olduğu anlamına gelmiyor. Harekete karşı mücadeleyi daha farklı politikalarla yürütüyor, yürütecek.

Ya Güneyli güçlerin tavrı?

İran saldırılarının gerçekleştiği dönemde gerillayı en fazla sahiplenen güney halkımız olmuştur. Gerillanın kendi mevzilerini sağlamlaştırması, Kürt halkının kazanımlarını koruması anlamına geliyor. Tehlike büyüktü ve bundan en çok Güneyli güçler zarar göreceklerdi. Ama Güney’in bölgesel yönetimi, konsept ABD eksenli olduğu için, ABD’nin baskılarından kaynaklı bu uluslararası planın içinde yer aldı. Gerillanın sağlam duruşu ve halkın gerillayı sahiplendiğini görünce bunun dışında bir pozisyona girdiler. Halkımız gerillanın Kürdistan’ın dört parçasındaki kazanımlarının koruyucusu ve ulusal birliğin gerçek teminatı olduğunu gördü. Gerillanın gücü İran ve Türkiye’yi sarsınca Güneyli güçler ağız değiştirdiler. Sadece yarım ağız bazı kınamalarla yetindiler. Halk desteğini tümden kaybetmekten korktular.

Son dönemde AKP ve Türk medyası gerillaya ağır darbeler vurduğunu, gerillanın yenildiğini ileri sürüyor. Bu iddiaların gerçeklik payı var mı?
Bu kirli savaşın bir yöntemidir, daha fazla boyutlandırılıyor. Uluslararası kamuoyuna da öyle yansıtmaya çalıştılar. Neden öyle bir açıklama yapma gereği duydular? Tasfiye planını, konsepti gündemde tutmak ve kamuoyunu buna hazırlamak, Kürt halkını sindirmek için. Basın, ordu ve polis, eylemleri kamuoyundan gizledi. Çünkü gerillanın pozisyonunu koruduğu fark edilirse konsept işlemeyecekti. Yıllarca Kürt halkına ve gerillaya dönük tasfiye planları yürütülen ve sonuç almayan kirli bir savaş vardı. Gerilla mücadelesi artık sorunun çözümünü dayatıyor, Türkiye toplumu da daha fazla bu sorunla yaşamak istemiyor, demokratikleşme ve çözüm istiyordu. Ancak AKP barışçıl demokratik çözümden kaçıyordu. Çünkü iktidarını kaybedecekti. Bunu kendince farklı yansıtmaya çalıştı. Gerillanın eylem yapma gücünün kalmadığı, marjinalleştiği gibi kara propagandayı yaygınlaştırdı.

‘Bitirdik diyerek bittiler’
İşte, “biz çözüm geliştirmek istiyoruz, diyalog, açılım projesi oluşturduk. Gerillanın silahlı olması bir risk ve tehdit faktörüdür. Gerilla marjinalleştirilmiştir, Kürt halkı üzerinde de çok ciddi etkisi yoktur” benzeri söylemlerle halkı etkilemeye, büyük bir saldırı zemini oluşturmaya çalıştılar. Tam da “gerilla artık eylem yapamaz, bitirdik,” nutukları çekildiği bir dönemde bunun böyle olmadığı açığa çıktı. Kastamonu’da, Botan’da, Şemzinan’da, Mutki’de, yine en son Çukurca’da gerilla onlarca düşman hedefini vurdu. AKP’nin o çok bel bağladığı iddialı ordu tarumar edildi.
Çukurca ve Şemzinan eylemleri, sadece Türk devleti tarafından değerlendirilmedi. “Bu eylemin nasıl bir tarz, taktik ve stratejiyle gerçekleştiği” Amerika’dan tutalım diğer birçok uluslararası güç tarafından da değerlendirildi. Türk ordusunun anti-propagandasına rağmen, bu kadar gelişkin tekniğe, geniş savunma sistemlerine rağmen gerillanın böylesi kapsamlı eylemler gerçekleştirmiş olması şaşkınlık yarattı.
Bu eylemler, sadece bir alandaki bir hedefin düşürülmesi değildir. Şehirde bulunan tüm askeri hedefler ve bazı devlet kurumları tümüyle düşürülüyor, etkisiz hale getiriliyor. Şehir ele geçiriliyor. En önemlisi de gerilla çok ciddi bir kayıp vermeden, gayet rahat bir biçimde eylemlerini gerçekleştirebildi. Türkiye kadar dünya kamuoyu da şok olup gerçeği gördü. “Hani gerilla bitmişti, eylem yapamazdı?” soruları AKP’nin yalanını gözler önüne serdi. Bu vb. sayısız gerilla eylemi, AKP ve Türk ordusunu çok zorladı, saldırılarını kırdı. Aslında Türk Özel savaş rejimini boşa çıkardı. Açığa çıktı ki, gerillanın her türlü eylemi gerçekleştirme gücü var. Yine taktik, tarzı var ve dönem koşullarına göre kendisini hızla yapılandırabilecek potansiyeli var. PKK ve Kürdistan gerillalığı karakter olarak böyledir. Dünya bölge ve Kürdistan koşullarına kendini hızla uyarlayan, ona göre planlayıp programlayan, taktik ve tarzını oluşturan bir duruşa sahiptir. Önümüzdeki dönem açısından da bu böyle olacaktır.

Peki Geliyê Tiyarê’de yaşanan kayıplar?

Bu kayıplar eylem sonrası, eylem bağı olmayan şehadetlerdir. Gerillanın duruşunu, eylem gücünü tümüyle bu kayıplar üzerinden değerlendirmek yetersiz olacaktır. Geçmişte de çok zor savaş koşullarından geçtik, gerillanın bu yönlü kahramanlık örnekleri çokça oldu. Direniş içinde ağır kayıplarımız da olmuştu. Fakat gerilla hiç bir zaman mücadelesini, temel görev ve sorumluluklarını aksatmadı ve geri adım atmadı. Geçmişte de kimi alanlarda gerillanın zayıflıkları, yetersizlikleri oldu. Kayıplar verdik. Düşman gerilla kayıpları üzerinden başarı sağladığının propagandasını çok yaptı. Bu yanılgıdır. Bir de bu gerilla kayıplarının nasıl gerçekleştiğine bakmak gerekiyor. Yürütülen kirli bir savaştır. Savaş kuralları ve savaş ahlakı dışında geliştirilen bir savaştır. İşte gördük! Orada çok değişik silahlar kullanıldı. Bırakalım tonlarca bomba yağdırmayı, kimyasal gazlar kullandı! Türk ordusu başarılı olsaydı tüm yatırımını tekniğe, teknolojik silahlara yapmazdı. Geçmişte de bunu yaptı, ama Türk ordusu gerilla karşısında başarılı olamadı. Gerçek şu ki; Türk ordusunda irade ve moral açıdan ciddi bir çözülme var.
Şimdi AKP özel ordu oluşturuyor. Peki bu özel ordu nasıl bir savaş yürütecek? Elbette geçmişte yürüttükleri kirli savaş yöntemleriyle bir savaş yürütecekler. Yine kontr-gerilla faaliyetleri yürütecekler. Yıllarca bunu yapmalarına rağmen başarılı olamadılar. 1990’lı yıllarda da savaşı yürüten güçler özel orduydu. AKP yeni bir şey keşfetmiş gibi şimdi eski tetikçileri cilalayıp yeni ve özel ordu diye sunmaya çalışıyor.

‘İkinci komployu da boşa çıkardık’

2011 yılını gerilla ve HPG açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Kayıp ve kazanımlarınız nelerdir?
2011 yılı gerilla açısından hata ve yetmezlikleri olsa da, stratejik olarak başarılı adımların atıldığı bir yıl oldu. Gerilla, harekete dönük yürütülen bu ikinci uluslararası komplo ve imha konseptini boşa çıkarmıştır. Yine eylem gücünü koruduğunu, Kürt halkının maddi-manevi değerlerini korumanın güvencesi olduğunu pratik duruşuyla ortaya koymuştur. Bugün Kürt halkı gerillaya ve gerilla cenazesine sahip çıkıyorsa bu, gerillanın sağlam duruşundan kaynaklıdır. Psikolojik özel savaş yönelimlerini birçok açıdan bertaraf etmiştir. Hemen her alanda gerillaya karşı keşif uçaklarını, gelişmiş savaş uçaklarını, hatta kimyasal silahları bu kadar yoğun kullanmalarına rağmen sonuç alamamışlardır. Devletler arası savaşlarda bile bu kadar yoğun teknik kullanılmamıştır. Bizim dışımızda birçok güç ve devlet bile şunu söyledi; aslında bir nevi itiraftı da: “Hangi ülke bu kadar teknoloji, teknik kullansaydı şimdiye kadar bilmem kaç ülkeyi işgal etmiş, kaç ülkeyi ele geçirmişti.” Bu yönlü değerlendirmeler de var. Tabi bu bir gerçekliktir; Kürdistan gerillalığının bu gerçeği küçümsenemez. Türk ordusu bu anlamda yenilmiştir ve yenilen Türk ordusu, tüm birikimlerine, modern tekniğine ve muazzam nicel üstünlüğüne rağmen sonuç alamamıştır. En önemlisi de, AKP faşizmi ve soykırım rejimi başarısız kılınmıştır. Bu açıdan 2011 yılı mücadele tarihimizde çok önemli bir yıldır. Çünkü bu konsepti, hareket olarak “ikinci uluslararası komplo” olarak değerlendirdik. Mücadele tarihimizde 9 Ekim’le başlayan bir komplo var; bir de 2011 yılında Önderliğimize, hareketimize, Kürt halkına dönük bir komplo var. Dikkat edelim; 1998’e kadarki süreç, uluslararası güçlerin ve ABD’nin oluşturduğu bir stratejiydi. PKK hareketini tasfiye etmek istediler ama edemediler.
Dikkat edelim; 2011 yılı, Ortadoğu’da stratejik değişimin yaşandığı bir yıldır. Yine merkezinde Kürdistan ve hedefinde de PKK hareketi var. Görülmesi gereken budur. Komployu tezgahlayan yine uluslararası güçlerdir. Ve yine Türk devleti, bölge gericiliği ve işbirlikçi Kürtler üzerinden bu komployu pratiğe geçirmek istiyorlar. Eğer 2011 yılında bu konsept ekseninde gerilla yenilmemişse, tabii ki bu bir başarıdır. Kürt halkı dimdik ayaktaysa ve her türlü kirli yönteme, ahlaksız saldırıya rağmen teslimiyeti değil, direnişi esas almışsa, bu bir başarıdır. Önümüzdeki dönemde de komplo derinleşecek, Türk devleti faşizan saldırılarını sürdürecektir. Ama kesinlikle bilinmelidir ki; hiçbir güç, Kürt halkını ve özgür iradesini teslim alamayacaktır. Çünkü Kürt gerillası Mazlum’ların direniş geleneğini esas almıştır. Hiç bir zaman, hiçbir koşulda teslimiyeti kabul etmeyen bir anlayış ve duruşa sahiptir.

‘Gerillanın zafer yürüyüşü başladı’

Gerilla güçleri olarak 2011 yılı için önümüze koyduğumuz hedefler vardı. Ancak yoğun saldırılar altında bunları önemli oranda gerçekleştiremedik. Bu açıdan 2012 önemli bir mücadele yılı olacaktır. Yeni yılın özgürlük ve zafer yılı olması için gereken neyse, bunun altyapısı 2011’deki direnişle yaratılmıştır.  Savaşın daha da boyutlanacağı açıktır. Türk devleti ve AKP iktidarının pozisyonu bunu gösteriyor. 2011 yılı kesinlikle gerillanın kazanma koşullarını ortaya çıkarmıştır. Özgürlük ve zaferin altyapısını oluşturmuştur. 2012 başarıya dönüşecek yıl olacaktır. Bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu temelde 2012 yılında fedai bir ruhla mücadeleyi her alana taşırma kararlılığıyla Önder APO’nun özgürlüğünü sağlama hedefine kilitlenmiş, fedakar Kürt halkını özgür yarınlara kavuşturma sorumluluğuyla dağlarda, zindanlarda direnen tüm gerilla yoldaşlarımızın ve büyük kararlılık ve fedakarlıkla direnen halkımızın, en başta da Önderliğimizin yeni mücadele yılını, özgürlük ve zafer yılını kutluyoruz.


CİHAN ÖZGÜR/AHMET ÇİMEN - ANF/BEHDİNAN


1388


YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazı Boyutu:12 14 16 18