Gelîyê Sefo katliamı

’’Gelîyê Sefo’ya vardığımızda belleğimden hiçbir zaman silinmeyecek o vahşeti gördüm. Annem bu manzaraya daha fazla dayanamayarak bayıldı. Babam ise deliye dönmüştü.“

28 Temmuz 2011 Perşembe | Toplum-Yaşam

Gelîyê Sefo (Sefo Deresi) katliamının 28 Temmuz 1943 günü dönemin 3. Ordu Komutanı Mustafa Muğlalı’nın emriyle gerçekleştirildiği ve bu katliamda 33 Kürdün katledildiği biliniyor. Bu katliamın canlı tanığı Fatma Ana, annemdir ve şu an Van’ın Erciş ilçesinde oturmaktadır. Gelin şimdi Fatma Ana’ya kulak verelim:
„Ben, 1930 Ağrı isyanında Şêx Tahir ile Şêx Zahir komutasındaki savaşçılardan Qaçax Dirbo’nun kızıyım. O dönem Serhat bölgesinde başkaldıranlara ‘kaçak’ manasına gelen qaçax deniliyordu. İşte Qaçax Dirbo bu savaşçılardan biridir. Ağrı isyanında Gulîzer ile Dawatî isimli iki çocuğunu çatışmalarda kaybeden Dirbo, ordu güçlerine esir düştü ve idama mahkum oldu. Ancak iki çocuğunu zaten kaybettiği için kendisi affedildi ama Özalp’ta mecburi iskana tabi tutuldu. Ben, 1932 yılında doğmuşum. Ailem üzerindeki baskıları farkına varmaya başlamıştım. Ancak 1943’te yaşananları unutmam asla mümkün değil.
Bir gün babam tarlada ot biçerken, annemle birlikte ona öğle yemeği götürmüştük. Uzaktan bir atlının geldiğini gördük. Yanımıza yaklaşan atlı nefes nefese kalmıştı ve babama „Dirbo, hemen buradan kaç, yoksa askerler seni de götürecekler“ dedi. Babam sebebini sorduğunda köylü, askerlerin Milan aşiretine mensup köylüleri genciyle, yaşlısıyla topladığını, muhtemelen hepsinin öldürüleceğini söyledi.
Ağrı isyanına katılmış ve aynı zamanda Milan aşiretine mensup olan babam, devletin neden böyle yaptığını çok iyi biliyordu. Bizler hemen eve geldik, taşınabilir birkaç eşyamızı alarak İran hududuna doğru yola çıktık. Daha evin yukarısındaki tepeye varmadan evimiz askerlerce basıldı; ancak bizi bulamadılar.
Biz, bir geçit niteliğinde olan Gelîyê Sefo’dan geçecektik. Daha oraya varmadan bir anda silah sesleri duyduk. Bu ses adeta bütün dağlarda, vadilerde yankılanıyordu ve uzun bir süre devam etti. Babam bu sesi duyunca dizüstü çöktü ve yaş dolmuş gözlerle anneme baktı. Ağzından sadece bir cümle çıkabildi: Mala me xera bû, koka me derxistin (Evimiz yıkıldı, kökümüzü kuruttular).
Belli bir süre sonra silah sesleri kesildi; epey zaman geçtikten sonra babam, bizim orada beklememizi söyleyerek silah seslerinin geldiği yöne doğru gitti. Biz de dayanamayarak arkasından gittik. Gelîyê Sefo’ya vardığımızda belleğimden hiçbir zaman silinmeyecek o vahşeti gördüm. Annem bu manzaraya daha fazla dayanamayarak bayıldı. Babam ise deliye dönmüştü.
Hepsi akrabası ve tanıdıkları olan bu insanların cesetlerine bakıyor, belki ölmeyenler vardır diye birbirinin üstüne düşen cesetleri tek tek kontrol ediyordu. Babam baştan aşağı kan içinde kalmıştı. Cesetlere baktığımda benim dikkatimi çeken şey ise, belden aşağılarının çıplak olduğu, pantolonlarının ayaklarına kadar indirildiği ve ellerinin arkadan bağlı olduğuydu. Herhalde kurşuna dizilirken, kaçmamaları böylece sağlanmak istenmişti.“

Öldürülen 33 Kürt için daha sonra bulunacak gerekçe önce kaçakçı oldukları, daha sonra ise Rus casusu olduklarıydı. Katliamın sorumlusu, General Muğlalı, daha sonra bu nedenle yargılandı. Hakkında verilen idam kararı, yaşı nedeniyle 20 yıla indirildi. Ancak bu kararı Yargıtay, lehine bozdu. Muğlalı, ikinci kez yargılanmayı göremeden 1951 yılında cezaevinde öldü. Daha sonra itibarı devlet tarafından iade edilen Muğlalı’nın ismi Özalp Taburu’na verdi.


ADEM YAHİN / Tekirdağ 1 nolu F Tipi Cezaevi


1041

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA