‘Sessiz Devrim’le Rojava

Katalan asıllı yönetmenler David ve Oriol bir ilke imza attılar. Gittiler, gördüler ve belgelediler. ‘’Rojava’da gerçekten bir devrim var mı” sorusuna cevap aradılar. Cevapları “Evet devrim var” dı. Yönetmenlere göre Kürt bölgesi Suriye’nin en güvenilir ve demokratik bölgesiydi.

19 Kasım 2013 Salı | Kültür-Sanat

Rojava devrimine parmak basan Silent Revolution (Sessiz Devrim) adlı belgesel film, ilk defa 8. Londra Kürt Film Festivali kapsamında Pazar akşamı Londra’nın Hackney Picture House Sineması’nda gösterildi. Yönetmenlik kimliklerinin yanı sıra gazeteci olan David Mseseguer ve Oriol Gracia tarafından çekilen belgesel film, büyük bir beğeni toplayarak izleyicilerden tam not oldu.

Sessiz Devrim, 50 yıllık diktatör bir rejimden sonra Demokratik Özerklikleri için mücadele veren Rojavalıların, eğitim ve kültür alanındaki devrimsel niteliğindeki adımlarına tanıklık ediyor.
Katalan asıllı yönetmenler David ve Oriol, geçtiğimiz Mart ayında 3 hafta içinde Efrîn’de çektikleri belgesellerini bu yıl ki Londra Kürt Film Festivali’ne yetiştirmek için gece gündüz çalışmışlar. Diğer Kürt yönetmenler tarafından çekilen belgesel filmlerden farklı olarak Sessiz Devrim’de David ve Oriol, iyimser ve pozitif bir bakış açısıyla gelecekten umutla bahsediyor.  
“Rojava’da gerçekten bir devrim var mı” sorusuna ise tereddütsüz “Evet devrim var” diye yanıtlayan yönetmenlere göre Kürt bölgesi Suriye’nin en güvenilir ve demokratik bölgesi. PYD’nin Kürtlerin bulundukları bölgelerde geliştirmeye çalıştığı demokratik sistemden Çerkez ve Arap gibi diğer halklarında yararlandıklarını aktaran Katalan asıllı yönetmenler David ve Oriol, Rojava’daki sessiz devrime ve belgesel filmlerine ilişkin sorularımızı yanıtladı.  

Filmin çekimleri esnasında ne gibi sorunlarla karşılaştınız?

David Mseseguer: Film çekimlerine başlamadan önce bölgeyi iki kere daha ziyaret etmiştim. Kimlerle görüşeceğimi, nereye gideceğime önceden karar vermiştim. Bu anlamda görüşeceğim kişilere ulaşmada sorun yaşamadık. Film çekmek için zor bir bölge ve zamanlamaydı elbette. Savaşın sadece onlarca kilometre uzağındaydık. Elektrik kesintisi ve yakıt azlığı gibi sorunlarla karşılaştık. Bir kasabadan diğerine giderken kontrol noktalarında sürekli durdurulduk. Ancak oradaki arkadaşlarımız ve Rojava halkının desteğiyle başarıyla çekimleri tamamladık.

Peki dil sorununuzu nasıl hallettiniz?

Oriol Gracia: Ben biraz Türkçe, David de biraz Kürtçe biliyordu, bir de tabi şehirde çevirmenlerimiz vardı. Hedeflerimizden birisi de Kürtçe bir belgesel yapmaktı, bunu Kürt Konseyi’yle de konuşmuştuk. Bence bu belgeseli İngilizce yapmak mantıklı olmazdı zaten, üstelik röportaj yaptığımız insanların anadiline de saygısızlık anlamına gelirdi. Bu bizde daha sonra post-prodüksiyon sırasında, büyük zorluklara yol açtı elbette. Barcelona’da post-prodüksiyona başlarken yaptığımız röportajlardan biriken 25 saatlik bir video kaydımız vardı ve bu yüzden Madrid’den Kürtçe bilen bir arkadaşımızdan yardım istedik.

Filminiz için neden ‘Sessiz Devrim’ adını seçtiğiniz?

Oriol Gracia: Mart 2011’de Suriye’de sözde Arap Baharı başladığında bütün dünyanın gözleri Suriye’ye ve Araplara çevrildi. Hiç kimse Kürtlere odaklanmadı. Şimdi durum biraz farklı. Dünya Rojava Kürtlerini tanıyor ama biz bu filmi yapma kararı verdiğimizde durum şimdikinden farklıydı. Dünya Rojavalı Kürtleri tanımıyordu. Rojava’da bir devrim olurken, buna Batı ülkelerinin dikkatleri çekmemesine bir gönderme yapmak amaçlı Sessiz Devrim diye bir isim seçtik.

Savaş zamanlarında insanlarla konuşmak kolay olmasa gerek. Siz Rojava’da böyle bir zorluk hissettiniz mi? İnsanlar sizinle konuşurken özgür hissediyorlar mıydı?

Oriol Gracia: Kontrol noktalarında ve elektrik gibi konularda bazı zorluklar yaşadık tabi. Ama Kürdistan’a ulaştığımızda bölgeden tanıdığımız insanlar vardı. Ayrıca Kürt halkı da çok konuksever. Ben Kürtlerle Katalanlar arasında bu konuda aşırı bir benzerlik sezdim. İnsanlar seslerini dışarı duyurmakta zorlandıkları için dışardan kim gelirse gelsin kapılarını sonuna kadar açıyorlardı. Yani bir gazeteci olarak mesela gidip ‘Rojbaş‘ derseniz ve konuşmak isterseniz, size çok nazik davranıyorlar ve hemen kapılarını açıyorlar.

Film de alışıldık savaş sahnelerinin aksine genel olarak yumuşak bir hava sezinleniyordu. Bunu bilerek mi yaptınız?

Oriol Gracia: Hayır öyle bir niyetimiz yoktu. Ben de buraya gelmeden önce daha fazla çatışma ve silah görüntüleri bekliyordum. Ama bizim geldiğimiz dönemde YPG’nin hakimiyeti ve bundan dolayı da Suriye’nin en güvenli bölgesi durumundaydı. Hatta filmde de gösterdiğimiz gibi birçok Arap aileler bölgenin güvenli olmasından dolayı buraya sığınmayı seçmişler.

Farklı parti temsilcileriyle görüştünüz. Aralarında ki söylem ve ideoloji farklılıklarına filmde değinmiyorsunuz. Neden?

David Mseseguer: Gazeteci olarak Kürtler üzerine son bir kaç yıldır yoğunlaşmıştık. Rojava’da birçok farklı parti ideolojisi mevcut. Bunu biliyorduk. İdeolojik farklılıkların altını çizmek istemedik. Bize göre bunu yapmaya gerek yoktu. Suriye’de Kürtlerin yaşadığından habersiz Batılı insanlar var. Bu belgesel filmle en büyük amacımız Rojava’yı ve Kürtleri Batılı izleyiciye tanıtmak. Bize göre gerçek bir devrim yaşanıyor Rojava’da. Okullarda Kürtçe eğitim var. Sınırlar Kürtlerin kontrolü altında. 50 yıllık Baas rejiminin sarsılmasından sonra Kürtler ilk defa rahat bir nefes alıyor. Kurulan konseylerde Arap, Çeçen ve Hıristiyanlar da bulunuyor. Kadınların öne çıktıklarını görüyoruz. Bana göre diğer Arap ülkeleri ile karşılaştırıldığında Rojava bölgesi demokratik yönetim, yerel yönetim ve kadınların söz sahipliği bakımından çok daha gelişmiş bir sistemi daha şimdiden oluşturmayı başardı. Kürtlerin mevcut örgütlülüğüne baktığımızda bu demokratik oluşumunun ileride daha da gelişeceğine inanıyorum. Özellikle Kürt kadınların toplumdaki rolleri, bütün Ortadoğu’ya örnek olabilecek nitelikte.

Londra Kürt Festivali izleyicilerden aldığınız tepkiler nasıldı?

Oriol Gracia: Genel olarak memnunlar ve filmi sevdiler. Şu ana kadar birçok izleyici bize filmi pozitif bulduklarını ilettiler. Bu tip belgesellerin birçoğu geçmiş, kayıplar ve ölümler üzerine olduğu için ve bizim filmimiz ise biraz daha geleceğe odaklandığı  için genel olarak pozitif algılandı. Film Aralık ayında Katalan izleyicilerine de gösterilecek. Filmin gösterimi için de herhangi bir teklife açığız. Aslında uygun maddi imkanları sağlayabilme durumunda Rojava’ya ilişkin belgesel yapmaya devam etmek istiyoruz. Dışarıdan maddi bir destek almadan kendi imkanlarımızda bu filmi çektik. İspanya ve Katolanya şu anda ciddi ekonomik sıkıntılar yaşıyor. Hiç bir ulusal televizyon Suriye ve Rojava üzerine yapılacak bir film için para vermez. Birincisi paraları yok. İkincisi de riskli olduğunu düşünüyorlar. Ancak biz Rojava üzerine film yapmaya devam etmek istiyoruz.

Katalan kimliğinizin Kürtleri daha çabuk anlamanızda yardımı oldu mu sizce?

Oriol Gracia: Biz de 40 yıllık bir Franco diktatörlüğün yaşamış bir halkız. Bizim jenerasyon Katalanca öğreniyor ama eskiler, faşist yönetimden ötürü öğrenemedi. Kendi yönetimimizi elimize geçirdikten sonra kendi parlamentomuzu, kendi kanalımızı kurduk. Rojava bana çocukluğumu hatırlattı. Rojava da tarihsel bir süreçten geçiyor. İnanıyorum ki Katalan halkı gibi Kürtler de kültürel ve siyasi devrimlerini başarıyla tamamlayacaklar.


ÖZLEM GALİP/LONDRA


2058

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA