Ankara’da sistem içi hesaplaşma

24 Ağustos 2015 Pazartesi

İSMET KAYHAN

Erdoğan memleketi Rize’ye çekilerek burada “fiili olarak” sistemin değiştiğini yani kendisinin “istensin istenmesin” başkan ilan etmesi 7 Haziran seçim sonuçlarının kendisini sıkıştırdığı köşeden çıkmaya dönük bir hamle olarak okumak gerek. Sistem partileri ve ana akım medya yokmuş gibi davranıyor, ancak Ankara siyaseti tarihinin en büyük yenilgisini Erdoğan’ın liderliğinde aldı Kürdistan’da.

Sonuç; Ankara egemenliği Kürdistan’da siyasal temsilini kaybetti. Türk resmi ideolojisi Kürdistan’da valilik ve kaymakamlık makamlarına hapsoldu.

7 Haziran seçimlerinin bugüne kadar görülmek istenmeyen sonucu işte bu. Devletin AKP şahsında Kürdistan’da uğradığı büyük yenilgi. Yüz yıla varan cumhuriyet tarihinde tek parti dönemi ve sonrası ilk kez Ankara, Kürdistan’da siyasal temsil gücünü kaybetti. Erdoğan’a, devlet egemenliğine bu büyük yenilgiyi yaşattığı için iç hesaplaşmada bunun bedelini de elbette ödetilecektir. Erdoğan bu hesabı vermemek için bir yandan savaşı kışkırtıyor. Diğer yandan da fiili durum yaratarak siyasal sistem değişikliği ile kendini kurtarmaya çalışıyor. 

Erdoğan cumhuriyet tarihinin çalan ilk siyasi figürü değil. Böyle giderse son da olmayacak. Ancak Erdoğan 2002’de tüm sistem güçlerinin güç birliği ile Kürdistan’da sömürgeciliğin siyasal temsil gücü olarak desteklenmesine karşın bu siyasal temsili kaybettiği için cezalandırılacak. Tasfiye olacak. Erdoğan bunu engellemeye en azından olabildiğince geciktirmeye çabalıyor.

Çok açık ki bugün Kürdistan’daki yerli işbirlikçi sermaye gücünün TBMM’de temsil edilememesi resmi ideolojinin iflasının ilanı oldu. AKP, devletin yüz yıllardır yaratmak için yoğun çaba sarf ettiği işbirlikçi Kürt sermaye gruplarının Ankara’da siyasal temsilini sağlayamamıştır. Sınıfsal olarak yaratılmak istenen hurda Kürt burjuvazisi siyasal olarak tasfiye oldu. Tüm sistem partilerinin geri çekilip tek parti olarak alana sürdüğü AKP’de sonunda tabela partisi olunca devletin yeni bir siyasal temsile ihtiyaç duyduğu açık.

Bunun farkında olan Erdoğan kurtuluşunun başkanlık sisteminde olduğu hesabı ile aslında bölünmesi mutlak olan AKP’yi bir süre daha bir arada tutmaya gayret diyor. Olası bir seçimde yeni devşirme-besleme adaylarla Kürdistan’da varlık gösterme hesabı yapıyor.

Bugün sistemin-sermayenin temel sorunu Kürdistan’da kaybedilen siyasal zeminin en azından bir kısmının yeniden alınması. Erdoğan ise kendisinin ancak bir sistem değişikliği ile kurtulabileceği hesabını yapıyor. Bundan sonrasının çatışması bu iki odağın hesaplaşmasına sahne olacak. 

Sistem içi çatışmayı doğru okuyan MHP de çözüm süreci üzerinden bu siyasal sonucu perdelemeye çalışıyor. MHP’nin bugün çözüm sürecini kriminalize etme çabası bu siyasal sonucun bastırılması hatta boğulmasını amaçlıyor. 2002’de barajın altında kalmayı göze alarak erken seçim kararı alan Bahçeli’nin o günkü amacının Ecevit hükümeti tarafından PKK lideri Abdullah Öcalan ile başlatılan görüşmeleri sabote etmek olduğunu biliyoruz. Bahçeli bugün de Kürt Özgürlük Hareketi’ni boğmak hesabıyla çözüm süreci üzerinden Kürt siyasallaşmasını hedef alıyor. 

Erdoğan’ın Kürdistan’a yönelik açık savaş ilanın sebebi işte bu tasfiyedir. Siyasal olarak Kürdistan zeminin kaybeden Erdoğan, TSK’nin de bu konudaki hassasiyetinden, rahatsızlığından faydalanarak topyekün bir savaşla Kürdistan’ı askeri olarak denetim altına almak istiyor. Muhtarlarla yaptığı son toplantıda, “karar verecekler ya devletin yanında olacaklar ya da terör örgütünün” tehditi de bunun açık ifadesiydi. Siyasal yenilgisini savaş ortamı yaratarak askeri de ortak ettiği bir Kürdistan kuşatması ile kurtulmayı planlıyor.

Erdoğan bugüne kadar besleyip büyüttüğü IŞİD’i de bu savaşta aktif olarak kullanma hesabı içinde. Rojava’da da AKP iktidarının yanında sahaya sürülen IŞİD Kuzey Kürdistan’da da JİTEM ve kontrgerillanın yerine ikame edilmek üzere konumlandırılıyor. Yine Güney Kürdistan’daki muhalefeti Erdoğan’ın dili ile “darbecilikle” suçlayan KDP’nin de önümüzdeki dönemde devreye sokulacağı açık.

Son kamuoyu yoklamalarını da göz önüne alırsak Erdoğan’ın hiç de yabana atılmayacak bir biçimde üzerinde durduğu B planının da seçimleri belirsiz bir tarihe kadar ertelemek olduğu da görülüyor. Bunun farkında olan Bahçeli sıkıyönetim ve seçim iptali önerisi ile Erdoğan’ın iştahını kabartarak savaşı derinleştirme hesapları yapıyor. Kürt sorunun asli muhatabı olan Öcalan ve PKK’yi tasfiyeyi planlıyor. Bununla paralel olarak AKP’nin de yeni bir devşirme kadroyu piyasaya sürme hazırlığı içinde olduğu da biliniyor.

Erdoğan’ın fiili durum olarak ifade ettiği sistem değişikliği bizzat kendisi tarafından adım adım hayata geçiriliyor. Hükümeti kurma görevini verme yetkisini elinde bulunduran Erdoğan anayasanın ilgili maddesini kullanarak fiili bir başkanlık uyguluyor. Erdoğan böylece seçim sonrası hükümet çıkarması gereken parlamentonun bu işlevini yerine getiremediği algısı yaratmaya çalışıyor. Bu yolla Meclisi devre dışı bırakarak ülkeyi erken seçime götürme yetkisini fiili değil “yetki sahibi bir başkan” gibi kullanıyor. Seçmene “parlamenter sistem bir koalisyon çıkarmaktan aciz tükenmiş bir sitem. Ülke hükümetsiz kaldığında bir çıkış da üretemiyor dirayetli bir başkan ülkeyi çözüme kavuşturacak kararları daha rahat alabilir” demek istiyor.

Erdoğan’ın CHP’ye hükümet kurma yetkisi vermeyişini “beni tanımayanı görevlendirmem” diyerek, son derece kişisel bir gerekçe ile cezalandırması da fiili başkanlığın bir başka uygulaması oldu. Erdoğan, Türkiye’yi erken seçime götüren ilk cumhurbaşkanı olarak değil ülkeyi “tekrar seçime götürme” yetkisi olan “başkan” olarak yeni rolünü ilan ediyor.



6354
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: