25 Temmuz 2014 Cuma
 
Ana Sayfa Yazarlar BÜLENT GÜNDÜZ
24 Mart 2014 Pazartesi
BÜLENT GÜNDÜZ
cinepotamya@yahoo.fr

He bû tune bû

Pazar günü Kazım Öz’ün 'He bû tune bû' filmi, Paris Cinema du Reel Film Festivali’nde dünya prömiyerini yaptı. 'He bû tune bû'  Batman’lı bir ailenin Ankara’ya tarım işçiliği yapmak için yaptığı yolculuk ve sonrasında gelişen olaylar üzerine kurulu bir film. Tren seyahatiyle başlayan yolculuk esnasında çocukların her biri bir koltukta masumiyetleri kadar güzel bir uykudalar, yani her biri adeta aileyle birlikte savruluyor.  Baba, kekliklerini de yanına almış. Ankara’da herşeyi  parasıyla satın alabileceğini sanan şehirliler babanın kekliğini satmak istememesini anlamıyorlar tabi, insan sıcaklığını göremiyorlar . Bu durum, Kürt ailelerin yıllardır yaşadığı bir gerçeklikle anlatılmış. Çünkü filmde karakterler gerçek ve gelişen olayların her biri hayatın kendisiyle birebir örtüşüyor. Aslında bir çok açıdan bakılabilir bu filme. Öncelikle bir savrulma hikayesidir bence film. Bir ailenin iki üç yaşındaki çocuğu ve kekliklerine kadar herşeyini alıp yer değiştirmesine sebep olan geçim zorunluluğu. Mevsimlik tarım işçiler üzerine panoramik bir belgeleme çalışması olmakla beraber yer yer bir aşk hikayesi ve sistemi de sorgulayan bir gerçek belgeye dönüşüyor film. Bir marul'un Kürt bir aile ve özellikle Kürt çocuklarının emeğiyle hangi evrelerden geçtikten sonra Türk çocuklarının önüne gelişini anlatan bir hikaye. Adidas ayakkabıları ve futbol toplarının fakir Asyalı çocuklarının on dört on beş saatlik çalışma koşullarında neredeyse bedavadan üretip Dünya kupalarında milyonlarla oynayan yıldızlara peşkeş çekilmesi gibi. Birinin dramı diğerinin rahatına tekâbul ediyor yani.

 Filmin ilk sahnesi bir villada Türk bir ailenin evinden başlıyor. Çocuk odası,oyuncaklar, piyano, rengarenk yastıklar….Aynı aile bir mağazaya gidip alışveriş yapıyor. Şaryo dolduruluyor ve en üste bir marul koyuluyor. İşte bu marulu yetiştiren ailenin hikayesidir film.
 Ben bu karşılaştırmada, Kürdistan’da çamurda oynadığım günleri değiştirmeyeceğimi bilmenizi isterim. Tabi burada verilen mesaj, Kürt çocuklarının tercihleri sonucu değil mecburiyetten dolayı orada olduklarıdır…. Kürt çocukları toprakta da, çamurda da olsa, sefaletin içinde de olsa mutlular. Çapa yapılan tarlanın başında,  naylon çadırda yaşayan Kürt kadın ise sorguluyor, ‘patron’ları beğenmiyor. Genç bir kız zorla başkasına verilmek isteniyor. Sevgilisi durumu fırsat bilip sevdiği kızı kaçırıyor. Yani umut ve umutsuzluk bir birbirine geçiyor filmde.
 Kurmaca ve belgesel anlatımın içiçe geçtiği 'He bû tune bû' filminde mevsimlik tarım işçileri üzerinden insan hikayeleri yerine bir insan hikayesi üzerinden mevsimlik işçileri anlatsaydı çok daha etkili bir dil yakalayabilirdi, demeden edemiyor insan. Filmde, hayalinde Çin’de olmak istediğini söyleyen sempatik genç kız veya çapa yaparken birbirlerine kur yapan genç aşıklar filmin ana hikayesi olabilirdi. Bu gövde etrafında savrulmaları anlatılsa sanki daha etkileyici bir dil yakalanabilirdi gibi geliyor.  İzleyiciyi bir hikayeye bağlamak yerine, yönetmen sanki onu bilinçli bir şekilde bir panoramaya yöneltmiş. Tabi ki Kazım Öz’ün bu filmi içinde bir çok güzel gönderme ve yer yer bazı metaforlarla yerinden yurdundan olan Kürt ailelerin  panoramasını sunuyor… Emeğine ve yüreğine sağlık sevgili Kazım.



10754
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazı Boyutu:12 14 16 18

Yazarın Diğer Yazıları

Son dengbêj!

Her ahın bir çığlığı var!

Xezal, Zilan û Agirî

Acı

Zargotina Kurdên Serhedê ve Marquez

'Zilan'ın Gözyaşları'

Serhat’ın isyan ruhu dirilince!

!f İstanbul Filmler Festivali ve 'Sessiz Devrim'

Bartholomoeos’un Paris ziyareti ve ekoloji

Halam Geldi

Bir vicdan yolculuğu...

Roboskîli annelere bir sözüm vardı!

Bir kısa film denemesi Simitçi çocuk

Kürt müziğinde Suna Alan

Yılmaz Güney’i Türkiye’den kaçıran yapımcı!

Uluslararası Duhok Film Festivali’nden

Bir sanat abidesinin ölümü

Altın Koza’dan sansür çıkar mı?

Haddinizi bilin sayın Bülent Arınç!

Sosyal medya savaş medyasına karşı

Diaspora Kürtleri

Türk medyasına Türk tokadı!

İktidar sarhoşları, Taksim direnişçileri ve barış süreci

Pari(s) d’exil

Bumerang etkisi

Newroz, dengbêjlerin yanık kılamlarına nakşolmuş bir raks halidir

Ceylanlar ürkek olur

Türk basın mensuplarına açık mektup, korkma! (yın)

Barış önce yüceltilmeli

Raskolnikov cinayet mahalinde/Paris Kürt kurumlarının duyarsızlığı!

Paris üç fidanına yürüdü

Türk medyasında yaprak dökümü sürüyor!

Benimle kuğu dansına var mısın sevgili!?

Tayyip Erdoğan ve siyasal pornografi

‘Mavi Ring’ insanlığa ibret olacak bir film

Evdalê Zeynikê anıt mezarı ve kültür sanat festivali

‘En iyi gazeteci kovulan gazetecidir’

İsmail Yıldız ve Oktay Candemir’e!

Bahar gelmiş memleketime!

Bedenlerini ölümsüzlüğe adayan Kürdistanlılara

Élysée sarayında Kürtleri konuştuk

Uçurum çiçekleri

İlk Kürt filmi Grass mı?

Bu da ‘34 Kurşun’ şiiri

İnsan masumiyetini ne zaman yitirir?

‘Ölüme aşağılamayı eklemek’

Kürt sineması ve Kürdistan gerçekliği

Turnalar gelmez oldu memleketime (?)

Değerler yitirilmeden!