Sakine Cansız’la büyütülen kadın umudu

06 Mart 2014 Perşembe

BAKİ GÜL

Daha önce “Close Up Kurdistan” filmi ile Kürdistan’ı, Kürdistan’daki özgürlük mücadelesinin kesitlerini filme çeken yönetmen Yüksel Yavuz ve yapımcı Zülfiye Akkulak bu kez de  Kürdistan’daki özgürlük mücadelesinin momentini oluşturan kadınları filmine konu edinmiş. Tabii konu Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’ndeki kadın ise Sakine Cansız’ı anmamak, filmlere konu edinmemek sözkonusu olamaz.

Yüksel Yavuz da öyle yapmış “Hêvî” (Umut) filminde… Geçtiğimiz günlerde Sterk Tv’de bir grup arkadaşa özel gösterim yaptı Yüksel Yavuz.
Filmde, aynı zaman aralığında, birbirine yakın mekanlarda, zaman zaman kesişen zaman zaman da mücadele alanlarının farklılığı ile dört kadını anlatmış Yüksel Yavuz. Filmde, 1980’den günümüze uzayan zaman aralığında Sakine Cansız, Gültan Kışanak, Eren Keskin ve Aysel Tuğluk üzerinden Kürdistan’daki özgürlük mücadelesini, kadınların bu mücadeledeki rollerini, tanık olduklarını, yaşadıklarını belgelerle, onların anlatımı ve farklı tanıklıklarla filme çekmiş.
Filmin süresi uzun. Ama kadınların anlatacakları çok fazla şey var. Yaşananlar da oldukça fazla. Film, insan hakları savunucu Avukat Eren Keskin’in anlatımları ile başlıyor. E.Keskin 12 Eylül 1980’den sonra yaşadığı va tanık olduğu olayları kadın gözü ile anlatırken 1990’lı yıllardaki kirli savaşın kadınları, özellikle gerilla kadınları hedef aldığını belirtiyor. Kirli savaş yönteminde Türk ordusunun ve paramileter güçlerin kadınlara özel işkenceleri ile toplumun iradesini kırmayı hedeflediklerini anlatırken, olup bitenler karşısında insanın tüyleri diken diken oluyor. Eren Keskin’in anlatımlarında dikkat çekici ve üzerinde durulması gereken önemli olaylar var. 1990’lı yıllarda yakılan köyler, işkenceden geçirilen insanlar arasındaki kadın ve çocukların durumu ve direnişleri dikkatimizi çekiyor. Eren Keskin, o dönemlerde Botan’da yakılan bir köyde, başından aşağısı felç olan yaşlı bir kadının da o zulüm iklimi içinde yakılan köyde yaşamını yitirdiğini anlatıyor. Ölen kadının başına giden köylüler cansız kadının başını kaldırıyorlar askerlerin içinde. “Neden böyle yapıyorsunuz” diyorlar. Köylüler “Bu düşmana ölülerimiz bile artık boyun eğmeyecek” diyerek yanıt veriyorlar. Evet kadın artık Kürdistan’da baş eğmeyen bir semboldür. Ki bu nedenle kadınlar hedef alınıyor.
Eren Keskin filmde bir başka çarpıcı olay anlatıyor. Şırnak’ta beş çocuk gözaltına alınmıştır. Bir karakolda çocuklar işkence görüyor. Yaşları 9 ile 15 arasında değişiyor çoçukların. Karakol komutanı beş çocuğu ayaklarından asmış, işkence yapıyor. O sırada karakol komutanın çocuğu içeri giriyor. “Aaa baba o çoçuk benim sınıfımda” diyor. O çocuk bırakılıyor ama diğer 4 çocuktan bir daha haber alınamıyor. Bu da kirli savaşın vardığı birbaşka noktayı işaret ediyor.
Sonra filmin ikinci bölümünde, demokratik siyasetin aktörlerinden Gültan Kışanak ve Aysel Tuğluk anlatıyor. Artık arşive dayalı bir geçmiş anlatım değildir. Yüksel Yavuz’un kamerası direk sokakta olayınların içindedir ve yaşayanlar yaşadıklarını anlatıyorlar. 2012’deki zindan direnişçilerin eylemine destek için Gültan Kışanak, Aysel Tuğluk da açlık grevi gömleği giymiştir. Sokaklar alev alev direnişin ateşini gürleştiriyor. Devlet ise 1990’lardan devraldığı zulüm mirasını insanlar üzerinde sürdürüyor. Kışanak ve Tuğluk da bütün bunları anlatıyor.
Devletin Kürt kadınını özel olarak hedeflediğini kendi yaşadıklarından örnekleyerek anlatıyorlar. Ölen, sakat kalan, zindanlara tıkılan kadınların mücadelesindeki direnişin sırrını merak ederken, filmin üçüncü bölümünde kıvırcık saçları ve sadeliğin bütün güzelliği ile Sakine Cansız çıkıyor karşımıza.
12 Eylül Faşist Askeri Darbesinin zulmünün kendisini gösterdiği Diyarbakır Zindanı günlerini anlatıyor tanıklar. Oradaki vahşete karşı direnişi. Direnişin içinde öncü rolü ile Sakine Cansız var. “Esat Oktay Alçağı“ diyor Sakine Cansız o dönemi anlatırken. Yüzüne tükürdüğü, işkencesine boyun eğmediği o dönemleri anlatırken de Sakine Cansız sade ve mütevazidir. Ama o dönemin tanıkları Sakine Cansız’ın anlatmadığı kahramanlığı anlatıyorlar.
Nuray Maraşlı, Diyarbakır Zindanındaki işkenceler altında Sakine Cansız’ın kendilerine ve bütün kadınlara şakaları ve esprileri ile nasıl moral verdiğini anlatırken gözyaşlarını tutamıyor.
Sonra Diyarbakır Zindanındaki direnişte öncü rol oynayan Mustafa Karasu, Sakine Cansız’ın direnişi ile Kürt Özgür Kadın Hareketinin gelişmesi arasındaki bağı açıklıyor. PKK’nin kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan’ın “Kürdistan’da kadın özgürleşmesi toplumdaki bütün özgürleşmelerin başat gücü olacaktır” tespitinin Sakine Cansız’ın yaşamındaki mücadele çizgisi olduğunu belirtiyor. Kürt genç kızlarının Sakine Cansız’ın ardılı olarak dağlara yöneldiğini de anlatıyor. Sozdar Avesta ve Fatma Adır da başka yönleri ile anlatıyor Sakine’yi…
Evet, Yüksel Yavuz’un “Hêvî” (Umut) filmi şimdi Almanya’da gösterime girdi. Filmin eksiklikleri olabilir. Ama kurgulanması ile çekimlerinin yapıldığı zamanlar içinde kadının özgürlük mücadelesinin rengini verdiği bir film. Çünkü Yüksel Yavuz, Sakine ile 2013 yılının Aralık ayında konuşur. Röportajlar yapmak istediğini söyler. Yılbaşından sonraya sözleşirler. Ama o alçakça katliam Sakine’nin röportaj yapmasını engeller. Yüksel Yavuz, Sakinelerin cenazesi ile Kürdistan’a gider. Filminde Sakine ile sözleştiği röportajı onun son yolculuğunda uğurlayanlar ve dağdaki mücadele arkadaşları ile yapar.  
Yani “Hêvî” bir sinema belgeseli olmanın ötesinde bir duygu sağanağıdır. Anımsatmadır. Yaşananları belleğimizde tazelerken kadınların özgürlük mücadalesinde ödediği bedellerin ne kadar ağır olduğunu bize hatırlatıyor. Bu yüzden izlemek için size gelmesini beklemeden siz filme gidin derim.



10462
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: