Tehlike çanları...!
Fransa Gündemi
Fransa Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turu geçtiğimiz haftasonu gerçekleşti. Şuana kadar yapılan kamouyu yoklamalarına paralel bir sonuç çıktı. François Hollande çok büyük bir farkla olmasa da birinci çıkarken Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ikinci sırayı aldı. Seçim anketlerinin ilk yapıldığı günlerden itibaren sürekli yükselişe geçen Le Pen’in yüzde 18’e varan oy oranı (ki bu sandıkların açıldığı ilk üç saat içerisinde yüzde 19’lardayken bir sondajla 18’in altına düştü) Fransa basını ve farklı ülkelerin basın yayın organları tarafından bir şok olarak ilan edildi. Bu sonuç aylar öncesinden dillendirilen rakamlardan farklı değildi. Oysa son birkaç yıldır, sadece Fransa’da değil Avrupa çapında ırkçılığın bizzat hükümetler, devletler tarafından örgütlenmesinin bir sonucuydu yaşanan. Aslında ortada şok olunacak bir durum yoktu. Yabancıların her gün devletin en etkili-yetkili ağızları tarafından fazlalık ilan edildiği ya da yaşanan krizin ve işsizliğin birincil nedeni olarak gösterildiği, sokakta yürürken bile heran saldırıya uğrayacağı yönünde bir psikolojik atmosferin halk üzerinde yaratıldığı bir ortamda insanların en ilkel duygularının ortaya çıkması kadar normal bir sonuç yok... Bugün mevcut sistemin kendi krizini, kendi handikaplarını kapatmak için kullandığı bütün yöntemlerin doğurduğu bu normal sonuç “kaygı” nedeni olarak ortaya konuluyor. Oysa sistemin kendisinin besin kaynağı tam da burada... Yaşadığı sorunların gerçek nedenlerini sorgulama, işsizliğinin nedenine karşı harekete geçme yetisini yitirmiş milyonlar, şimdi yanı başında oturduğu, çalıştığı, birlikte okula gittiği, arkadaşlık ettiği yabancının nasıl diskalifiye olabileceğiyle meşgul... Sarkozy çıktığı televizyon kanalında; “yabancılar yan gelip yatarken devletin yardım parasını alacak, benim vatandaşım ise asgari ücretle çalışacak. Yok artık böyle bir şey! Buna izin verilmeyecek!” derken Le Pen’den farklı bir dile sahip değil! Sarkozy bunu yaparken bir yönüyle de Le Pen’in tabanına oynuyordu. Oysa Le Pen’in yüzde 20’lere tırmanan oy potansiyelini Sarkozy’nın son on yılda uyguladığı politika yarattı. Bu; son bir yıl içerisinde giderek yoğunlaşan ulus temelli birlik, beraberlik söylemi milliyetçiliği giderek tetiklerken, 1929’larda başlayan ve devamında Hitler’i yaratan Avrupa’daki kriz sürecini anımsatıyor. Sistemin her buhrana düştüğünde yöneldiği yabancı düşmanlığı kozu geçmişte çok ağır sonuçlar doğurmuşdu. Bu nedenle aşırı sağın oy potansiyelinden “şok” diye bahseden basın yayın organları, sadece son bir ay içerisinde kendilerinin hazırladığı “yabancı düşmanlığı ve İslam-fobisi” etiketli programlarına bakmaları yeterli olur! Yaşanan bu süreç sadece Fransa’ya özgü değil. Avrupa çapında faşizan bir eğilim yükseliyor. Bu nedenle Norveç katilini psikolojik sorunlu bir bireye indirgemek Avrupa’da yükselen ırkçılığı hafife almak anlamını taşır. Çünkü Avrupa’da krizin en ağır şekilde yaşandığı bu dönemde birçok ülkenin egemenlerinin artan toplumsal hoşnutsuzluk ve kutuplaşmaya karşı rejimin emniyet subobu olarak faşistlere ihtiyacı artıyor. Fransa ve diğer Avrupa ülkelerine bakıldığında son yıllarda ırkçılığın en aşırı şekilde körüklendiği dönem seçim süreçlerine denk geliyor. Örneğin Avrupa parlamentolarına birbiri ardına giren faşist partilerin tamamı seçim propagandalarını göçmenlerin sınır dışı edilmesi, göçmenlerin daha ağır cezalara çarptırılması, onların sosyal haklardan men edilmesi üzerine kurdular. Seçimlerden sonraki icraatları da en az seçim propagandaları kadar saldırgandı. Bu nedenle Fransa’da Sosyalist aday Hollande’ın yüzde 28 oy alması sol bir başarı olarak gözükmüyor. Aksine sağın yüzde 55’in üzerine çıkmış olması ki bunun yüzde 20’sindan fazlasının aşırı sağ olduğu düşünüldüğünde Fransa’da tehlike çanları çalıyor demektir.
638
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
|