Soykırım ve ihanete karşı tek yol kenetlenmek

rojbinekin24@gmail.com | 17 Nisan 2018 Salı

Rojbîn Ekin

Ortadoğu merkezli süren Üçüncü Dünya Savaşı tüm şiddetiyle devam ediyor. Bundan bir yıl öncesine kadar da hem uluslararası hem de bölgesel güçler, DAİŞ ve türevleri olan radikal İslami grupların varlığına işaret edip mevcut savaşın amacını bu güçleri bitirmeye yoğunlaştırıyordu. Ancak Ortadoğu ve özelde de Suriye’de hem DAİŞ hem de onun uzantısı olan yapılanmalar zayıflatılıp etkisiz hale getirilmeye başlanınca, savaşın asıl aktörü olan güçleri sahada görmeye başladık. 

Son 8 yıldır hem uluslararası hem de bölgesel güçler tarafından desteklenip beslenen bu çete grupları alabilecekleri kadar yol aldılar. Şimdi herkes bundan sonra hangi güçler sahada daha etkin olacak ve nasıl bir yol haritası çizecek sorularıyla kafa yoruyor. Kuşkusuz bulunan her yanıt, sonraki gün oluşan başka sorularla rota değiştirebiliyor. Bu da uluslararası güçlerin günlük çatışma, rol kapma ve egemenlik ihtiraslarıyla bağlantılı olarak gelişiyor. 

Uzun lafın kısası, Üçüncü Dünya Savaşı’nda kapışma alanına dönen Ortadoğu’da yeni dengeler ve yeni güçler arasında daha çok çatışmalara tanık olacağız. Uluslararası ve bölgesel güçlerin burada karşıt konuma yerleştirdiği güçlere odaklanmak ve hegemon güçlerin çıkarlarını esas alarak belirledikleri yol haritasına yoğunlaşmak, ezilen halkların hâlâ verdiği varlık ve özgürlük mücadelesini ön plana çıkarmak büyük bir görev olarak duruyor. 

Hegemon güçlerin Suriye sahasında karşıt konuma yerleştirdiği en temel güçlerden birinin Kürtler olduğu anlaşılıyor. DAİŞ’e karşı yürütülen mücadelede gösterdikleri başarı, koalisyon güçlerince sadece övgülerle geçiştirildi. Önemli bir toprak parçasını denetiminde bulunduran ve DAİŞ ile mücadelede asıl amaç onlar için bu tehdidi topraklarından uzaklaştırmak ve halkların özgürlüğünü garantiye almak olsa da mevcut pozisyonları ve alternatif sistem arayışları uluslararası ve bölgesel ulus devlet güçleri açısından hâlâ bir tehdit olarak duruyor. Uluslararası güçler bu yüzden Kürtlere karşı olan savaşta Türkiye’ye rol verdi. Çünkü Türk devleti Kürtleri soykırımdan geçirme planından yüzyıldır hâlâ vazgeçmiş değil.

Şu gerçeği sürekli hatırlatmakta fayda var; hegemon-emperyal ve günümüzün ulus devlet yapılanmaları, kendilerine alternatif olarak gördükleri ve belli bir dinamizmi olan halkların öncülüğünü yok ederek kendine yeni dünya düzeni oluşturur. Birinci Dünya Savaşı’nda Ermenilerin, İkinci Dünya Savaşı’nda Yahudilerin yaşadığı soykırım, halkların dinamizm ve öncülük rollerini tehlike olarak gören emperyalistler tarafından yükseltilen faşist şahıs ve siyasetçiler eliyle gerçekleştirilmiştir.  

Kürtlerin alternatif sistem oluşturma bilinci, örgütlülüğü ve dinamizmini boğma görevi emperyalizm eliyle Erdoğan'a ve Türk devletine verilmiştir. Tarih boyunca faşizmin kırılma noktasının direniş olduğunu herkes bilir. Bu yüzden de Kürtlerin direniş geleneğinden büyük bir korku duyuluyor. Faşizmin kırılma noktası olarak da ifade edilen direnişin öncüsü olan Kürtlere soykırım temelinde yönelindiğini söylemek yanlış olmaz. 

Ortadoğu ve Kürdistan’da başta Kürtler olmak üzere ezilen tüm halklar, bu gerçeğin bilincinde olarak hareket etmeli. Türk devletinin Efrîn’den sonra Güney Kürdistan ile devam eden işgal harekatı, Kürt soykırımını adım adım gerçekleştirmenin adımlarıdır. Uluslararası güçlerce Kürt soykırımını gerçekleştirmekle görevlendirilen Erdoğan rejimi, Bakur, Başur ve Rojava’da hatta Rojhilat Kürdistan’ına kadar uzanan hattın tümünde Kürt Özgürlük Hareketi’ni zayıflatıp 40 yıldır Kürt halkının özgürlük ve varlığı için mücadele eden, Kürt halkının soykırımının önüne geçen tek hareketi zayıflatarak soykırım planını başarıya ulaştırmayı amaçlıyor. Faşist Erdoğan rejimi bu soykırım planının kusursuz gerçekleşmesi için de Kürt halkının yeminli düşmanlarıyla tarih boyunca işbirliği içinde  kendi ailesel çıkarlarını koruma derdinden başka Kürt halkının özgür geleceğine dair herhangi bir plan ve projesi olmayan KDP’yle iş tutmaktadır. 

KDP’nin siyasi ve askeri denetiminin olduğu Bradost bölgesinde son 10 gündür devam eden işgal operasyonları, KDP’nin baskısıyla gerçekleşen köy boşaltmalar, KDP peşmergeleriyle Türk askerlerinin ortak alan ve nöbet tutma harekatları, KDP’nin Erdoğan rejiminin eliyle gerçekleştirilen Kürt soykırımına ortak olduğunun açık işaretidir. Eğer böyle bir durum söz konusu olmasaydı, Başurê Kürdistan yönetimini elinde bulunduran KDP bu duruma karşı tavır koyar, işgali meşrulaştıran sözlerden kaçınırdı. 

Kürtler artık kaçınılmaz bir biçimde Başur, Bakur, Rojava ve Rojhilat’ta hakim kılınmak istenen işbirlikçi, ihanet çizgisine ve bunun temsilini yapan KDP ve uzantısı yapılara karşı mücadelesini yoğunlaştırmalıdır. Kürt ulusal birliğinin en önemli ilke ve ölçüsü, bu saatten sonra ihanetçi ve işbirlikçi çizgiyi bitirmektir. Başurê Kürdistan’da son yirmi yıldır oluşan tablo ve mevcut statünün, Kürt halkının varlığını ve özgürlüğünü garanti altına almadığını Kerkük sonrası oluşan tablo net olarak ortaya koydu. O halde Kürtlerin Üçüncü Dünya Savaşı’nda kalıcı bir özgürlük statüsüne ulaşmasının yegane yolu, öz gücü, iradeyi ve direnişle varlığını sürdürmeyi amaçlayan Kürt Özgürlük Hareketi etrafında sıkı sıkıya kenetlenmesi olmalıdır.    



380
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: