Türk adliyesinde şenlik!..
Yanılgı payını düşünerek, sorun ve durumlar karşısında, bilgiççe bir söylemle, kesin hüküm belirtmekten çekinirim. Onun yerine, sorunları anlatmayı, örneklerle açıklayarak sonuca varmayı yeğliyorum, genellikle. Fakat, bağışlayın beni. TC’de her gün yenisi sahnelenen entrika oyunları karşısında, „12 Eylül yargılanıyor“ yaygaralarında olduğu gibi, bazan anlatım anlamsız kalıyor. Kesin hüküm, orta yerde bağdaş kuruyor. Bu girişten sonra, hemen söyleyeyim: 12 Eylül yargılanmıyor… 12 Eylül süreci, AKP’nin kişiliğinde sürüyor, çünkü. Türk toplumu, AKP’nin denetimi altında, izinle nefes alan bir disiplin içinde, kontrol altında. Kalabalıklar aradığı diktatörünü bulmuş gibi sessiz, dilsiz ve sağır. AKP iktidarı, Amerika’dan daha Amerikancı görünme taklasıyla, komşu Suriye’ye savaş açmış. Terör ihraç ediyor. Ülkenin rejimini belirleyip, Anayasasının taslağını hazırlıyor. Kamuoyu dediğimiz kalabalıklar, „ne hakla bizi savaşın kan ve ateş sahnesine sürüyorsun“ deme yerine, sağır, dilsiz ve bilincini kaybetmişçesine sessiz. Sesini çıkaranlar, „bravo“ demenin ötesine geçemiyor. Darbe günlerinde olduğu gibi, kamuoyunu oyalayan gündemini AKP tesbit ediyor. Kürt düşmanlığı gündemin değişmeyen birinci maddesi. Ellerinden gelse, kendilerinden öncekilerin ırkçı histeriyle öldürerek bitirmeye, kalanları korkuyla sindirip, sürgüne göndererek Türkleştirmeye çabaladıkları, ama başa çıkamadıkları bütün Kürtleri cezaevine dolduracaklar. Sevdiğim Türk vicdanlarının çoğunluğu alkışta. Fırsatını yakalayan, tek bulduğu „kardeş„ Kürdü linç etmeye hamle ediyor. Kasaba mezarlıklarında, ölülerine yer vermiyor. Ve Kürtlere ilişkin adalet, entrikalar kumkumasının, „adliyede şenlik“ komedisidir. Kürdü tutuklayıp, betona gömmek için gerekçe aramaya da gerek yoktu. Teslim olmamış her Kürt, zaten işkenceyi hak etmiş düşman, katiller serbestir… Örnek mi, 2009 yılında Bulanık’ta gösteri yapan Kürtlerin üstüne, durup dururken ateş açıp iki kişiyi katleden gizli korucu Turan ve Metin Bilen kardeşler, tavuk öldürmenin bile cezaya tabii olduğu dünyada, Türk mahkemesinin „meşru savunma“ kararıyla beraat ediyordu. Adliyede şenlik budur. Ahmet Türk’ü yumruklayan polis, meçhule havale ediliyor, 34 Kürdü bir arada katletme emri veren en tepe amir bulunamıyordu. Kürtlere yakın duran vicdanlar da suçluydu. İçişleri Bakanı İdris Naim’in ırkçı refleksle „geçmişine, köklerine bakın“ diyerek, doğuştan „suçlu“ olduğunu açıkladığı Prof. Dr. Büşra Ersanlı, entrika oyununda Kürt örgüt yöneticisi olmakla suçlanıyordu. Yok edilen Ermeniler, ölüm girdabında tutulan Kürtler ve kökleri kazınan diğer halklara dair kitaplar yayınladığı için, ömür boyu adliye müdavimi olan Ragıp Zarakolu, yeni entrikada Kürtlere yardım ve yataklık sanığıydı… Türk kamuoyu (kalabalıklar), şenlik içinde şenlikle „12 Eylül 1980 darbecileri yargılanıyor“ diye seviniyor, bu ortamı hazırlayan AKP’ye övgü düzüyorlardı. Oysa darbenin yargılandığı yoktu. AKP, „demokratlık“ entrikasıyla kalabalıkların zekasıyla oyun oynuyordu. Hayatta kalmış iki generale, „darbe suçu işlediniz“ demek hesap sorma değildir. Darbe sıkıyönetim komutanları, işkence kollarının başı, hapishane gardiyanı generaller, adliye ile bir bütündü. Arjantin, bu bütünlükle darbecileri yargılamıştı. „12 Eylül darbesi yargılanıyor“ ise işkencelerin kol başları, Sıkıyönetim komutanları, valiler, darbenin adaletini uygulayan adliye personeli nerede? AKP’nin ‘darbeciler yargılanıyor’ gibi yaptığı davada, işkenceciler ve cellatlar muaf. AKP istese de, darbeye hesap soramaz. Çünkü, ondan geçinen mirasçı. Darbe anayasası ve ırkçı, yasakçı yasaları yürürlüktedir. Üniversiteleri kışlaya çeviren YÖK yasası aslanlar gibi uygulanıyor, AKP tarafından. AKP kadroları, darbe döneminden devşirme. Parlamento Başkanı Cemil Çiçek darbe günlerinden kalma. Dönemin polis şefi Abdülkadir Aksu düne kadar AKP’nin İçişleri Bakanı, İzmir valisi Vecdi Gönül Savunma bakanıydı. İkili şimdi parti büyükleri arasında… Sıkıyönetim mi? Kürtler sözkonusu olunca, zaten her zaman ve istenilen yerde yürürlükteydi. Zehirli gaz, cop ve tazyikli su ile işkence sokaklarda aleniydi. Başbakan, darbe günlerinde bile görülmemişiyle, işkencecileri kutlayan mesajlar yayımlıyordu. Darbecilerin Sıkıyönetim mahkemeleri, yerini özel yetkili mahkemelere bıraktı. Resmen ilan edilmemiş Sıkıyönetimle, Kürtler disiplin altına alınmaya çalışılıyor, doğum gününü kutlamaları bile (Abdullah Öcalan’ın) polis ve asker barikatıyla yasaklıyordu. Darbeciler, sevmedikleri yazarları tutukluyorlardı. Bunlar yazarları işten attırarak susturuyor, Kürt gazetecileri topluca tutukluyorlar. Darbecilerin insanlık suçları, Kürtlerin kişiliğinde berdevam. Darbecilerin „Türk-İslam sentezi“ Kürdistan’da kandırma, Kürdü kimliğinden uzaklaştırma oltasında yem… Kısacası, darbenin felsefesi sivil kılıf içinde yürürlükte. Mağdurları ise değişmezlik içinde Kürtler.
2209
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
|