DÖRT ÇEKER EĞİTİM
Hani vakanüvisler, meşhur tarih yazıcıları, sultanlara, sadrazamlara filan bazı isimler takarak yazarlar ya. Mesela Kanuni Sultan Süleyman çok kanun çıkardığı için, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fetih ettiği için, Sadrazam Sokollu Mehmet Paşa, Sokollu’lu -sanırım içinden, merkez köyden- olduğu için bu isimleri aldılar ya da bize böyle öğrettiler. Bir de kuyuya doldurduğu için Kuyucu Murat Paşa, kendi topraklarının kahramanı, bizim tarihimizde vahşet simgelerinden, kazıklara batırdığı için Kazıklı Voyvoda vardı. Şanlı tarihimizin bugünleri anılırken muhtemel isimler; Kuleci Bayraktar, Polissever Naim, Adli Cemil, GDO Mehdi ve sınav sorusu olarak gelebilecek Biber Gazı Tayyip olacaktır ki arkadaşlar kendi aralarında kısaca ‘Gaz Tayyip’ de diyebilir. Hem bu isim aynı zamanda, doğalgaz zamlarına filan da uygun ama zamlara ilişkin isim verilseydi o kadar çok isim sahibi olabilirdi ki bu hükümet. Çizgi romanların uzun Meksika isimleri yanında kısa film kalırdı. Gene bir ortaokul ya da lise edebiyat kitabından alıntı ile ‘Ben size isim alamazsınız demedim şahsiyet alamazsınız...’ Ağır mı oldu? Hatta son yıllar da en çok toplumsal destek alan, en sevilen yasaklar listesinde, en üst sırada yer alan, sigara yasağının mutena ismi ‘Dumansız hava sahası'nın asıl nedeninin, akciğerlere daha temiz hava dolması değil, biber gazına yer açması olmalı. Yoksa nereye sığardı gömelim gel seni tarihe sığmazsın Biber Gazı Tayyip’in tazyikli suyla serinletilmiş anlı şanlı biber gazları Evrim teorisinin gerçek olmadığına bir delil de bu aslında yoksa üstümüze bu kadar gaz sıkıla sıkıla kumral kalorifer böceklerine dönüşecektik. Biz ise Kafkavari öykü de yalnızlığımız ve yabancılaşmışlığımız ile bir böcek olmamak için gaz yiyip duruyoruz... Her şey gaz ve toz bulutuyla başlayan bu dünya da, her şey biber gazıyla sona ermeye başladı. Yazı kendi başına yola çıkıp başka yerlere geldi ama esas eğitim üzerine yazmak istiyordum, hani her şeyin başı olan. Yukarda çeşitli vesileler ile gönderme yaptığım, tarih, edebiyat, coğrafya özlü sözlerinin yanında ne kaldı aklımızda? Neyi öğreniyoruz okullar da biz? Dört yıl mı zorunlu eğitim, 5 yıl mı? Yoksa 12 yıl mı olmalı zorunlu eğitim, ölümlerden ölüm beğen değil mi? Bize öğretilen sadece uslu durmak değil mi? Öğretmen konuşurken susulmasını istemek Tayyip konuşurken susmamızı istemesinin öğretilmesi değil mi? Cüretimizi törpüledikleri, makul olmayı kafamıza kazıdıkları yerler şimdi okullu olduk, sınıfları doldurduk sıraları değil mi? Burada öğrenmedik mi hizaya gelmeyi sırayı bozmamayı? Sadece ana dilde öğretimi savunmak yeterli mi? Spor odasıyla, kullanılmayan kimya laboratuarının yanında, kanal şeş gibi bir Kürtçe seçmeli ders sınıfı açtığınızda her şey hal mi olacak? Hatta bütün dersler anadilde olsa da iktidarların dilini –dilini eşek arısı soksun- değiştirmediğimizde ne kadar değişecek makus talih? Freire’nin eleştirel pedagojisi, Sosyal Ekoloji enstitüleri, Summer Hill, özgür demokratik okullar ve mutlaka ki İllich’in 'Okulsuz Toplum’unu konuştuğumuz, eğitimin duvarlarını yıkan bir özgürleşmeci pratik yaratmak için iyi bir zaman diye düşünüyorum. Yani 4+4+4 bir travma, daha da öncesinde olduğu gibi. Peki bu travmanın içinden, en azından özgürleşmeci eğitim! tartışması çıkaramaz mıyız?
991
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
|