Her şey insan için mi?

g.yoleri@gmail.com | 15 Aralık 2017 Cuma

GÜLSEREN YOLERİ

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü etkinliği sonrası, kahve içmek için rastgele bir kafeteryaya girdik. Sonradan öğrendiğimize göre 1071’de Malazgirt savaşına katılmış ve savaşın ardından Alparslan tarafından Diyarbakır, Mardin, Harput ve Malatya bölgesi ödül olarak kendisine verilen Artuk Bey’in hafif pala bıyıklı bir resminin tabelaya, tasa tabağa işlendiği bir kafeterya. 

Masaya oturduğumuzda masa altlığının bir balık akvaryumu olduğunu gördük, yan masa altlığı ise içinde iguanalar olan bir başka akvaryumdu. Sabahtan beri insan haklarından söz etmiştik. Oysa doğal ortamlarından koparılarak o cam kafeslere kapatılan canlıları seyrederek kahve içmenin para karşılığı keyif olarak sunulduğu bu yerde, insanın bu yeryüzünün sahibi değil sadece bir parçası olduğunu duyumsuyorduk canımız acıyarak. 

Geç saat olmasına rağmen yoğun ışıkla aydınlatılan bu akvaryumlara hapsedilen hayvanların da doğal ortamlarında yaşamaya hakları vardı. Ama insan bu hayvanları kendisine zevk kölesi yapmıştı. Onları kendisine zevk kölesi yapan insan, kendisi dışındaki insanları da zevki için çıkarı için kullanmıyor muydu? 

En bariz ihlal odağı devleti temsilen karşımıza çıkanlar da insandı. Mesela cumhurbaşkanı, başbakan, vali, emniyet müdürü, mesela işkenceciler, tetikçiler,... İnsan hakları ihlallerine karşı mücadele, ihlal üreten sistemi ve bu sistemi yeniden yeniden üreten ve temsil eden insanı karşısına alıyor bu yüzden. Bir anlamda, insanlık adına insanın insanla mücadelesi. 

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 69. yılında ve 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası’ndayız. Var olan insan hakları sorunlarını ve karşı mücadeleyi görünür kılmak yanında farkındalık yaratmak için çeşitli etkinlikler gerçekleştiriyoruz. Her şey alışkanlıklarımıza uygun seyrediyor kabaca bakarsanız. 

Ancak alışkanlıklarımızı aşan, düşünme ve geleceği yaratma becerisinin anlam bulduğu ve insan hakları savunuculuğuna yaraşır alttan alta başka bir zihni kıpırdanma var beni mutlu eden. Mutlak olarak savunduğumuz yaşam hakkını, özgürlükleri, eşitliği sadece insan için değil, belki başka bir formda etrafımızı saran canlı cansız varlıklar için de öngören, onları da birer hak öznesi olarak kabul eden ve "Neden dünyanın tek hak öznesi insanmış gibi tartışılıyor” diye sormaya başlayanlar çoğalıyor. 

İnsanlar arasında bile eşitliği yaratamamışken, hala yaşam hakkı ihlallerinden, katliamlardan, işkencelerden, sürgünlerden, savaşlardan, iş cinayetlerinden, kadın cinayetlerinden, çocuk işçiliğinden, açlıktan çözümü zor sorunlar olarak söz ederken, insanın kendi dışındakini görmesi mümkün mü diyebilirsiniz. 

Hak öznesi olarak sadece insanı işaret eden yaklaşımların insanı kendi içine sıkıştırmakla kalmayıp, onu megaloman ve narsist yaptığını, iktidar hırsını ve hak ihlallerini körüklediğini düşünüyorum. Bu yüzden gücü yeten karşısındakini eziyor, yok sayıyor ve hayatımız küçük iktidarların istilası altında.  

Ve bence; evreni içinde yaşadığımız her şeyle beraber algılamak, insan dışındaki varlıkların da insan gibi hak öznesi olduğunu kabul etmek ve evrendeki insan hakimiyetini kırmak; insan hakları ihlallerini önlemenin vazgeçilmez koşullarından biri.



790
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: