‘Kürt’ün anası doğurmasın’

yildirimrojda@hotmail.com | 15 Kasım 2017 Çarşamba

ROJDA YILDIRIM

Erdoğan iktidarı “kadın, aile, ahlak, namus, soy, nüfus” gibi kavramlarla toplumsal belleği ideolojik bombardımanlarla yerle bir etmeye devam ediyor.

Erdoğan şahsında sistem totaliterleştikçe krizli erkeklik sürdürülebilir yeni krizler üreterek kendi ömrünü uzatmaya çalışıyor.

15 yıllık iktidarı boyunca cinsiyetçiliğin, milliyetçiliğin, dinciliğin kitabını yazmakla kalmıyor, bir bütünen cisimleştiriyor, toplumsallaştırıyor.

Erdoğan'ın en son dile getirdiği “Müslümanların çoğalması şart. Bu konuda müslüman kadınların hassasiyetine güveniyorum. Türkiye'deki terör örgütü bu konuda çok hassas. En az 10-15 çocukları var” demesi, açıktır ki sadece bütün Kürtleri terörist ilan etmekle kalmıyor, faşizmin bel kemiği olan cinsiyetçi ideolojiyi de şaha kaldırıyor.

Ziyadesiyle toplumsal hafızanın Kürt’e karşı ırkçılıkla kuşatıldığı böylesi zamanlarda 10-15 çocuk doğuran Kürt’ün anası, ‘terörist’ oluveriyor.

Anadolu, bin tanrılı topraklar, analık kavramı, halkların birlikteliğinin dinsel dilsel ve mitolojik olarak temel argümanlarından biriyken bu alanı da dinamitlemekten uzak durmuyor.

Üçüncü sınıf erkek kurnazlığıyla anaları yarıştıran ve bölen böylesi bir zihniyetin yoğun bir köksüzlük ve güvensizlik yaşadığını söylemek abartı olmayacaktır.

Din ve İslam adına Kürt’e her türlü yaşam hakkının lanetlendiği, ırkçılık ana hamurunun kadın üzerinden mayalanmak istendiği zamanlardan geçiyoruz.

Kadına ve topluma ait el atmadık değer bırakmayan, “erkek doğulmayıp nasıl erkek olunacağının” kitabını yazan bu iktidar, 15 yıldır kuluçkaya yatırdığı ulusçuluk, milliyetçilik, cinsiyetçilik gibi zırhlarıyla başını uzatmış, yeni ve daha kanlı bir savaşa hazırlanıyor.

Goebbels’in ruhu “yeni Türkiye” olarak adlandırılan ucubede ete kemiğe bürünürken, algı oyunlarıyla toplum büyük yalanların parçası haline getirilmekle kalmıyor, suça ortak ediliyor. 

Kürt’e karşı geliştirilen linç kültürü ve kadınların her türlü yaşam hakkına saldırmayı kendine hak gören sokak faşizmi bunun en açık göstergesidir. Cinsiyetçiliğin sıradanlaşıp milliyetçilikle kutsandığı günümüz Türkiyesi’nde gündelik yaşamın kendisinin bir travma toplumuna dönüşmesi kaçınılmazdır.

Tarihsel öncüllerinde olduğu gibi “führer, reis” olarak yüceltilenlerin ortak paydası toplumsal inşaları kadın bedeni ve kimliği üzerinden yapmalarıdır. Kadın tarihsel, toplumsal kimliğinden soyutlanarak ırkçılığın öznesi haline getiriliyor. “Müslüman kadınlar çok çocuk doğursun” diyen Erdoğan’da, kadınlar için “sizin göreviniz milli soyun geleceğini garantiye almak için çocuk yapmaktır” diyen Goebbels’in sesi hayat buluyor.

Erdoğan iktidarının parametresi, kesinlikle toplumsal cinsiyetçiliktir. Kadınlar üzerinden girilen her türlü inşa süreci, kadınları “damızlık” olarak gören faşizan zihniyetin en açık göstergesidir. Milli reisçiler yakında selefleri Hitler’i örnek alarak en çok çocuk doğuran kadına “ulusal annelik” ödülü verirse şaşırmamak lazım.

Orduya yeni askerler, patrona güvencesiz iş gücü yetiştirmeyi hedefleyen bu stratejiyle, kadınlara “damızlık” olarak bakan bu zihniyet çağımızın lanetidir. Yani “ölmek için doğurun” deniliyor. Hitler’i anlatan ‘Çöküş’ filminde “Sivil halk ölüyor, artık teslim olalım” diyen komutana “Bu onların tercihiydi. Bizi onlar seçti, elbette ölecekler!” diyen Hitler’in ruhudur canlanan.

25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü vesilesiyle kadınlar olarak “Doğurun, ölün, itaat edin, varlığınız vatana armağan olsun” diyen bu kırımcı zihniyete karşı “Şiddet faşizmdir, özsavunma haktır” sloganıyla alanlarda olacağız. Kadınlar ve halklar hiçbir faşistin varlığına armağan değildir.



626
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: