İnsan hakları ve ‘itibar’

14 Eylül 2017 Perşembe

NAZMİ GÜR

“Türkiye’nin liderliğinin Rohingyalıların (Arakanlı Müslümanlar) ve diğer ülkelerdeki kişilerin insan hakları konusundaki endişelerini memnuniyetle karşılıyoruz. Hükumeti, insan haklarındaki aynı hassasiyeti Türkiye’de giderek kötüleşmeye devam eden durum içinde göstermeye teşvik ediyorum. Çok sayıda gazetecinin, hakimlerin, akademisyenlerin, kamu görevlilerinin ve insan hakları savunucusunun tutukluluğu, görevden atılması, gözetim altında olması, sansür, tehdit ve şiddet nedeniyle ifade ve bilgi özgürlüğü insafsızca baskı altında.”

Bu sözlerin sahibi, BM İnsan Hakları Konseyi’nin 36’ncı oturumunun açılışında konuşan Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeyd Ra’ad el Hüseyin. Sayın El Hüseyin Türkiye’deki insan haklarının durumunu “insafsızca baskı altında” diye özetliyor. Bu ifadeler, Türkiye dış politikası ve diplomasisinin uluslararası “itibarının” nasılda yok edildiğinin en güncel kanıtı olarak ortada duruyor. İlan edilen OHAL uygulamaları ile Türkiye’de insan hakları ihlalleri 90’lı yıllardaki ihlalleri aşarak zirve yapmış durumda. 

Türkiye, dünyada insan hakları ihlal eden ülkeler sıralamasında zirvede. Demokratik muhalefete ve özellikle Kürtlere yönelik “orantısız ve keyfi uygulamalar” BM ve uluslararası insan hakları örgütlerinin raporlarına sığamaz durumda. Kaldıki şu an insan hakları savunucuları da doğrudan bu uygulamaların hedefi ve mağduru durumunda. On insan hakları savunucusu cezaevinde. Bu bile Türkiye’de insan haklarının keyfi ve sistematik olarak ihlal edildiğinin en somut kanıtı. 

Sayın El Hüseyin, “Hükümeti; şeffaf, sağlıklı ve özgür bir toplumun altını oyan bu uygulamalara son vermeye çağırıyorum. Türk hükumetini gelecek ay süresi bitecek olan OHAL’i ve yeni kurulan soruşturma komisyonuna (OHAL Komisyonu), tüm şikayetleri işlevsel ve bağımsız şekilde ele alması için, idari ve adli denetimle ilgili tüm yöntemleri garanti etmeye çağırıyorum.” Bu çağrının Ankara’da olumlu karşılanması elbette beklenmez ancak bu çağrıların devam edeceğini ve giderek uluslararası hukukun gereği olarak kimi uluslararası yaptırımlara dönüşebilir.

Vahim ve sistematik insan hakları ihlalleri nedeni ile BM ve ilgili mekanizmaları Türkiye’yi yakından takip etmekle birlikte, insan hakları gözlemcilerinin serbestçe incelemelerde bulunması engelleniyor. Hükümet bu yöntemle insan hakları ihlallerini örtbas edebileceğini düşünürken; Sayın El Hüseyin BM’nin bu konudaki ısrarını şu sizlerle dile getiriyor; “Son olarak da benim insan hakları gözlemcilerinden oluşacak bir ekiple güneydoğuyu ziyaret için yaptığım talebimle ilgili endişelerim de karşılanmadı. Bu konuda Türk yetkililerle temasta olma taahhüdüm geçerli; bu arada benim ofisim yakın zamanda OHAL’in insan hakları üzerindeki sonuçlarına yönelik bir rapor yayımlayacak”

Bu satırları yazarken 12 Eylül Askeri darbesinin 37. yılı doluyor. Ve bu ülkede 12 Eylül rejiminin hukuksal düzeni yetmezmiş gibi ilan edilen OHAL ile 82 anayasasının bile gerisine düşen bir rejim yürürlükte. İnsan hakları ihlallerinin temel nedeni işte bu hukuksuzluklarda yatıyor.

Türkiye, BM ve Avrupa Konseyinin OHAL’i kaldırma çağrılarına kulaklarını tıkamış durumda. Siyasal iktidar kendi bekası için ülkenin geleceğini karartmaya devam ediyor. AB ile sürdürülen müzakereler zaten fiilen durmuş vaziyette. Brüksel’den yükselelen cılız mesajlar durumumu idare etmeye yönelik. Brüksel’in bu tereddütlü yaklaşımı, AKP-MHP ikilisini insan haklarını daha fazla ihlal etmesi için neredeyse cesaretlendiriyor.

Hukukun üstünlüğünün yok edildiği Türkiye’de insan hakları ayaklar altında ancak demokrasi, özgürlükler ve insan hakları mücadelesi de uluslararası dayanışma ile daha da yükselecek.

Bir ülkenin saygınlığı ve inandırıcılığı, insan haklarına gösterdiği saygı ile mümkün olabilir.



818
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: