Haydut devlet!..

akahraman61@hotmail.com | 14 Eylül 2017 Perşembe

AHMET KAHRAMAN

Çağla uyum sağlayamayan, bireyden giderek toplumun hak ile özgürlüklerine duyarsız, dünya nizamı, intizam ve düzenini tesis eden evrensel hukuka ters düşüp yabancı kalan, yabani (vahşi) duruşla kıyıcı kesilen rejimlere, “haydut devlet" deniyor.

Ancak, kabul etmek gerekir ki, “haydut devletler" olgusu, çağımıza has değildir. Bireyin haydutlaşması ile başlar bu süreç. Atilla’nın Hunları, Moğol ve Osmanlı imparatorluklarını da kapsayan haydut devlet tarihi, oldukça eskidir.

Hukukun öldürüldüğü, içeride cinayetler zinciri halkalarının birbirine eklendiği, soykırım, işkence, zindan, talan ve hırsızlığın olağanlaştığı, dışarıya karşı fesat, fitne, karıştırıcılık ve toprak gasbı dolambacının kurulduğu yerde haydutluk raconu başlar.

Hitler Nazizmi, Mussolini Faşizmi, Saddam Hüseyin rejimi de birer haydut devletti idi. Türklerin, sıkça başına gelen darbeler, birer haydutluktur.

Bu tanım ve tesbitten sonra, Batı’nın Türk devletine ilikin “haydut" kavramına gelince; misaller benden, hüküm sizden olsun!..

Misal mı? Ülke, 175 kurban ile dünyada en çok gazeteci, yazar tutuklanan zemin. Sıradan insanlar için de ne can, ne de mal güvenliği. Ortalık gasp, talan ve hırsızlık tezgahı.

Her dört kişinin, en az ikisi ötekini izlemekle görevli ajan. Camiler karargah, imamlar muhbir. Herkes, devlet eliyle kendi düşmanını haklıyor.

Kürdistan’da, hedef kişi PKK’li, Türk kesiminde Fetocü...

150 bin kişi işini, mesleğini kaybetti. Bu aileleri, yakın çevreleriyle en az bir milyon kişinin etkilenmesi demektir. 60 bin kişi tutuklu.

Kürdistan bomba altında. Dağları, yemiş bahçeleri, ekin tarlaları, kavun, karpuz bostanları yanıyor, şehirleri moloz yığınına dönüşüyor, köyleri kül oluyordu.

Öte yandan, Kürtlerin yarını belirsizdi. İmzaladıkları Cenevre anlaşması ile aranan kişilere ilişkin hangi hallerin iç asayiş, ne gibi durumların savaş olduğu tanımlanmış, kullanılacak silah ve personel bu tanıma göre belirlenmişti.

Anlaşmaya göre aranan kişi ya da kişiler topluluğu iç asayiş meselesinden aranıyorsa, silahlı da olsa, ona karşı ağır silah ve ordu mertebesinde personel kullanılmıyor, öldürme kastiyle de ateş açılmıyordu.

Oysa Türkler, 30 seneden beri, Kürdistan‘da tanklar, toplar, pilotlu ya da pilotsuz uçaklar, helikopterlerin desteğinde, ordularla Kürtlere karşı savaşıyorlardı. Ne iç, ne de evrensel hukuk vardı. Yolunda yürüyen Kürde bomba fırlatılarak “dur" deniyordu.

Cenevre hukukuna göre, savaşta silahsız siviller dokunulmazdı. Ama önce Roboskî’de, şimdi ise yerden yönetilen pilotsuz uçaklarla, Kürdistan’ın her yerinde sivillerin üstüne bombalar boca ediliyordu.

Fiilen devletin kendisi olan AKP Genel Başkanı, kendi “raconu" ile insan hayatından “sivri sinek avladık" dercesine “öldürdük" diye bahsediyor, İçişleri Bakanı Mafya ağzıyla “hakladık" diyordu.

Ve savaş, tatlı kazanç yoluydu AKP Genel Başkanı Erdoğan‘ın “aşığı" zırhlı kara araçları satıyor, büyük damadı enerji tedarik ediyor, küçüğü de yerden kumanda edilen bomba yüklü uçak pazarlıyordu.

Damadın araçları, ısıya ayarlıyordu. Elektronik aygıtlar ısıyı algılayıp, ateşi görünce kendiliğinden ayarlanıyor, düğmeye basılınca da bombayı bırakıyorlardı. Kayın babası, onun eserlerini Türk halkına övünç olarak müjdeliyordu.

Öte yandan, Türk-İslam Faşizmi mühürlü Türk devletinin dışarıya bakışı da bildiğiniz gibiydi. Suriye, Irak, Bulgaristan’a güler yüz, kardeş sıcaklığıyla yanaştılar. Ama, kendi İslamını ihraç edemeyince, “Al Kapon" yöntemini devreye soktular. IŞİD’ı salıp Suriye ve Irak enkaza çevirdiler. Şimdi, “elini ver öpim, abi" diyerek yeniden oralarda dolaşıyorlar. Ama artık çok geç. Kimse kanmıyor.

 Mısır deseniz, yüz vermiyor. Bulgaristan ise onun açtığı yaraları sarmaya çalışıyor. 

Avrupa’ya ihraç etmek istedikleri IŞİD İslamı ellerinde patladı. Ajan imamlar yakalandı. İlişkiler askıya alındı.

Burma’ya (Myanmar), yardıma koşan dost ve kardeş olarak gitmişlerdi. “İnsani yardım" götürdüklerini de beyan ettiler. Oradaki fukara Müslümanlar, arkası gelir kandırmacasına geldikleri için mi, her neyse, günün birinde silahlı olarak ortaya çıktılar. Ama, tıpkı Filistin’de (Gazze) olduğu gibi, ne gelen vardı, ne de giden yardım! İnsanlar, canlarını kurtarmak için Bangladeş yoluna düştüler.

Amerika’ya, “devletin Mafyası" eliyle madik attılar. Ama karşıdan gelen tokadın sesi bütün dünyada yankı buldu. Maşa olarak kullanılan İranlı çocuk ve aracı Bankacı içerde. Kazançtan pay alan Türk Bakan, yakalanmak üzere aranıyor. bu arada Türk mallarına, girişte titiz arama kararı…

Ve kendi kafasına uygun devlet modelini inşa eden Erdoğan, yurt dışı gezilerine, “insan dövücüleri"ni de beraberinde götürüyordu. Bu, devletin resmi ve seçkin linç ekiniydi. Ekip Kolombiya’da Erdoğan’ın yüzüne katil diye bağıran kadınları hastanelik ediyor, Amerika’da, Kürtleri linç etmeye kalkışıyorlardı. O linççiler şimdi, Teksas’ın eski katilleri gibi “Wanted" ilanlarıyla aranıyorlar…

Yani dememiz o ki, Erdoğan Türk-İslam devleti, çağın haydut devlet modeli midir?



1615
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: