Gerilla ve süreç

14 Eylül 2017 Perşembe

BAKİ GÜL

Kürdistan dağlarındayım. Patikalarda yürüyor, vadilerden tepelere yol alıyorum. PKK, KCK’nin üst düzey yetkilileri ile sohbet ediyor, siyasal gündem, toplum ve medya üzerine yapılan tartışmalara tanık oluyorum. İnsansız hava araçlarınının uçuşları, savaş uçaklarının kesintisiz saldırıları, sınır hattındaki topçu atışları, gerillaların eylemlerini, direnişini, siyasal, sosyal, örgütsel işleyişini engellemiyor.

PKK ve gerilla en sert koşullarda kendisini var ettiği için, özellikle TC ve onun uzantısı-işbirlikçi güçlerinin saldırı konsept ve politikalarına karşı olağanüstü yaratıcılıkla kendisini var edebiliyor ve mücadelesini kesintisiz sürdürebiliyor. Dağdaki en temel gözlemim bu. TC’nin bütün askeri saldırı ve özel savaş yöntemleri ile gerillayı etkisiz bırakma politikalarının dağlarda hiçbir geçerliliği yok. 

Yaklaşık yirmi yıldır savaş, ateşkes, çözüm ya da değişik süreçlerde Kürdistan dağlarında bulundum. Özellikle 24 Temmuz 2015’ten bu yana Türk devleti gerillaya yönelik imha ve bitirme konseptini en üst düzeye çıkardı. Hatta Türk devlet yetkilileri gerillanın ‘artık bittiğini, biteceğini’ psikolojik savaş haberleri ile ilan etmeye kalkıştı. Ama Kürdistan dağlarındaki gerilla daha yaratıcı, daha yaygın, daha profesyonel bir şekilde nicelik ve nitelik olarak daha da gelişmiş durumda. Ve daha önceleri sadece Kuzey Kürdistan ağırlıklı devam eden mücadelenin bölgesel ve küresel bir karakter kazandığının farkında.

PKK’nin üst düzey yetkilileri ile konuştuğumda, AKP’nin ve Tayyip Erdoğan’ın Devlet Bahçeli ile birlikte yürüttüğü diktatöryal politikalarının gerilla direnişi karşısında başarısız olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz. Ancak Türkiye’de toplumun, aydınların ve siyasal örgütlerin ortaklaşarak Erdoğan faşizmine karşı etkili mücadelede zayıflıkların olduğu tespiti var. Erdoğan ve ekibi ise bu zayıflık üzerinden kendini kurumsallaştırmaya çalışıyor. Oysa Erdoğan ve ekibi en zayıf dönemini yaşıyor. AKP, Kürt direnişi karşısında başarısız, Suriye ve Irak’ta denklem ve politika dışı; İran ile zorakilik üzerine ilişki geliştirme çabasında, AB ve ABD ile çelişkili. Erdoğan bu zayıflığını, bağırıp çağırarak örtmek istiyor. Türkiye toplumu ise baskı politikaları ve psikolojik savaş haberleri ile dumura uğratılmış. İşte en temel sorun; baskı altına alınan siyasetçi, aydın, sendika, sivil toplum örgütleri, kadınlar ve gençlerin bu duruma itirazlarını ortaklaştırmalarındaki gecikme ve zayıflık. 

Bu gecikme ve zayıflığın giderilmesi gerekiyor. Bunun için de direniş dinamiklerinin iyi okunması gerekiyor. Kürdistan ve Türkiye’de Erdoğan-Bahçeli faşizmine karşı temel direniş dinamiği Kürt Özgürlük Mücadelesi, gerilla, zindanlar ve sokağa çıkan halk kesimleridir. AKP’nin en korktuğu durum da bu direniş dinamiklerinin yan yana gelmesidir. İşte Erdoğan faşizminden kurtuluşu isteyenlerin bu noktada zaman geçirmeksizin ortaklaşması gerekmektedir. Öyle bu askeri direnişi bahane edip Kürt siyasal hareketi ile arasına mesafe koyanlar, siyasi farklılıkları katı ayırım noktası haline getirenler sadece Erdoğan faşizminin yedeği haline gelirler. Kürdistan dağlarındaki gördüğüm önemli diğer bir nokta da bu. 

Yani Türk devletinin medyasının ve egemen siyasetçilerinin söylediklerine gerçekten inanmayın. Mesele Erdoğan ve ekibinin kendi hayatını ve dar çevresinin çıkarlarını gizleme telaşından kaynaklanmaktadır. 

Kürdistan dağlarındaki gözlemlerimden biri de Kürdistan Ulusal Kongresi çalışmalarına ilişkin. Ulusal birlik konusunda diğer dönemlerden daha farklı bir yoğunlaşma ve sonuca götürme çabası ivme kazanmış durumda. Güney’deki yerel güçlerin Kürt ulusal birliği yerine mahalli çabalara girip, Kürdistan’ın birlik ve bağımsızlığını zayıflatan politikalarını da iyi görmek gerekiyor. Kürdistan’ın her parçasının demokratik ulus birliği yerine dar örgüt ve yerel iktidar örüntülerini sürdürme politikası Kürtlere ve Kürdistan’ın bağımsızlığını zayıflatıyor. Bu tespiti de en iyi gerilla yapmakta.

Düşünün 27 Kasım 1978’de kurulan PKK, 15 Ağustos 1984’te gerilla mücadelesi başlatarak Kürdistan’ın bağımsızlığı için amansız bir mücadeleye girişti. 40 yılı aşkındır bunu kesintisiz sürdürüyor. Kürdistan’ın hangi parçasında bir tehlike görse gerilla orada Kürt halkını ve Kürdistan’ı savunuyor. Şengal’de, Kerkük’te, Kobanê’de, Rojhilat’ta, Bakur’da ne zaman bir tehlike olsa gerilla orada Bağımsız Kürdistan gücü olarak direnişin en önünde yer alıyor. Ama Güney’de ‘bağımsızlığı’ savunduğunu sananların bu konuda göründüğünden daha fazla bir zayıflığı hatta, Kürdistan’a en ağır saldırıyı yapanlarla ekonomik, siyasi ve askeri ortaklıkları söz konusu.  

Evet, her dönemin olduğu gibi bu döneminde kendine özgün yanları var. Dağlarda, Kürdistan, Türkiye, Irak, Suriye ve İran ile dünya gündeminin esasları üzerine düşünmek için yeterli veri var. Direnmek için ise yeterince sebep var. Demem o ki bu kadar ağır bir saldırı dalgası altında gülümseyen gerillaların direnişi ile dünyaya bakmakta fayda var.



1873
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: