Erdoğan, Trump’dan garantiyi aldı

akahraman61@hotmail.com | 12 Eylül 2017 Salı

AHMET KAHRAMAN

Mafya, yasakların yarattığı kıtlıklar ortamıyla, ekonomik kriz bataklığının gayri meşru çocuğudur. Ancak, Mafya’nın herhangi bir çeteden farkı da, onun devlet içinde etkin bir uzantıya, güçlü bir dayanağa sahip olmasıdır.

Bir dönem, Amerika Birleşik Devletlerini (ABD) sarsan İtalyan asıllı Al Capone (Kapon), 1920-1933 yılları arasında yürülükte kalan alkol yasağını fırsat bilip yer altında kurduğu tesislerle boşluğu doldurdu. Rakip Moran çetesini de “sevgililer günü katliamı" ile ortadan kaldırarak, “tekel" oldu.

"Yeşil" takma isimli kadrolu katil olan Solhanlı Mahmut Yıldırım‘ın, 1990’larda Türk devleti literatürüne soktuğu Mafya raconu ile Kapon, “kazancı tek başına" yenmiyor kimi ünlü politikacılar, seçkin senatörler, valiler, belediye başkanları, yargı personeli, polisle bölüşüyordu.  

Emine Erdoğan ve oğlu Bilal’in derneğine yüz milyonlarca dolar bağışlayan Reza Zarrab gibi, o da muhtacın yardımına koşan bir “hayırhah"tı. Yardım kurumlarına para veriyor, açlara çorba dağıtıyor, yoksul ev kadınları rahat etsin diye, onlar için, sevabına çamaşırhane bile kuruyordu.

Kısacası, Recep Erdoğan’ın Reza’yı tanımladığı üzere o, “hayırsever bir işadamı"ydı, yani. Zaten kullandığı büronun kapısında da, “ikinci el mobilya ticarethanesi" tabelası asılıydı.

AKP’li Bakanların görkemli törenlerle, Reza’nın boynuna “madalya"lar asadursun, o üstü açık altuni ışıltılı arabasında, yol boylarına dizdirdiği yoksulları selamlaya selamlaya Kiliseye bağışına gidiyor, oradan çıkıp üniversitelerden ödül almaya koşuyordu.

Ne var ki, her mafyatik şatafatın sonu, kötü bitiyordu. Onun da kader günü geldiğinde, Kapon gidip hapse düştü. Yıllar sonra, hapisten çıktığında, artık devri, devranı kapanmıştı. Zaten, uzun yaşayamadı. Frengili bir çıldırıktı. El kalktığınca, aynalarda, kendi suratına ateş ede ede ruhunu teslim etti. Diyeceğimiz, Mafyayı yokluk ve kıtlığın yarattığı talebin gayri meşru evladıdır. Dönemin güçlüleri ise Mafya, geçim ağacıdır. Örneğin, uyuşturucu yasak olduğu için kıt ve müptelaları için değerlidir. İran ambargo altında ise eğer, kazanç büyüktür. 

Bir başka örnek, 1980’lere kadar, TC’de döviz, yabancı sigara ve alkollü içki kıt, ticareti de devlet tekelindeydi. O nedenle Mafya için, hoş kazançlı bahçeydi. İstanbul açıklarında demirleyen gemiden pek çok süslü adam geçiniyordu.  

Bir kaç yıl önce, Birleşmiş Milletler kararıyla, nükleer çalışmalar yürüten İran’a ekonomik ambargo uygulanmaya başladığında, Türk devleti için, son yılların en büyük fırsatı doğdu. Çünkü İran dövize, TC ise kazanca muhtaçtı. Bol kazançlı Pazar, ayağa gelmişti.  

Ancak, devlet eliyle alış-veriş (kaçakçılık) “suç üstü yakalanma" riskini beraberinde getirdiği için, Mafya kurnazlığı ile dalış yapıldı. İran’dan 25 milyar dolarlık petrol ve gaz satın alnmış gibi gösterilerek, karşılığı ödenmek üzere altın ihracatına geçildi.

29 yaşındaki İran’lı Reza Zarrab da, bu işin patronuydu. Arap Körfezine gönderilen altınlar orada, dolara çevrilerek aklanıyor, İran’a aktarılıyor, bu işlerde yardım ve yataklık eden Bakanlar, Halk Bankası yöneticileri de “Al Capone’nin devletteki kadro adamları" gibi pay alıyorlardı. Mesela Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, 28 defada toplam 52 milyon dolar para, 700 bin lira değerinde bir kol saati, bir piyano almıştı. İçişleri Bakanı Muammer Güler 10, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış da 1,5 milyon dolar…

Halk Bankası Genel Müdürünün evinde ise ayakkabı kutularında ikibuçuk milyon dolar ve ikibuçuk milyon Euro bulundu. Tutuklamaların başladığı gecenin şafağında oğlu Bilal’i arayan dönemin Başbakanı Erdoğan, telaşlı bir hüzünle “baskın var, evdeki paraları sıfırla" diyordu.

Savcılar, Mafya düzenekli olayla ilgili olarak 53 kişi hakkında işlem başlatmış, gözaltı kararı almıştı. Bilal Erdoğan bunlardan biriydi. Erdoğan, oğlunun ev baskınıyla yakalanacağı telaşındaydı.

Ancak Erdoğan’ın karşı atağı ile bu gerçekleşmedi. Evi de basılmadı. Evdeki paralar, gece karanlığında taşındı. Bir kısmı emlaka yatırıldı. Bir kısmı da güvenli yerlerde sıfırlandı. Bilal için gözaltı çıkaran dahil, olayı ortaya çıkan savcıların tümü işinden atıldı. Yakalananlar hapse atıldı. Soruşturmalar aklama kararıyla kapatıldı. Derken ABD, İran ambargosunu delme ve Amerikan hazinesini zarara sokmaktan soruşturma başlattı. Amerika’ya giden Reza Zarrab ve Halk Bank Genel Müdür yardımcısı tutuklandı. Bakan Çağlayan hakkında tutuklama kararı çıkarıldı.

Tam bu sırada Erdoğan, BM toplantısı için Amerika’ya gitmeye hazırlanıyordu. Ama Bakanı için tutuklama kararı çıkaranlar, ona da el uzatabilirlerdi. Durumdan emin olmak için Başkan Trump’ı aradı. Gitmişken kendisi ile dünya ahvalini konuşma imkanı var mıydı acaba?

Başkan evet deyince, rahatladı. Demek ki, kendisi için şimdilik tehlike yoktu, hayatı garanti altındaydı. Fakat devletin Mafyatik işlerle meşgul gösterildiği yerde, hiç bir garanti sonsuz değildir. Yarın ne olacağını, rüzgarın hangi yönde eseceğini, pis kokuların nerelere yayılacağını kimse kestiremez. Kısacası durum pek Mafyatik…



2723
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: