Kürtler ‘insan’ mıdır?

ozguramed@live.com | 12 Eylül 2017 Salı

Özgür Amed

Mehmet Temel, Musa Tarhan, İbrahim Sak, İsmail Aydın, Necmettin Korkmaz, Tahsin Elmas, Cafer Atabak, Bünyamin Atahak ve daha başka isimler. Bunlar son bir ayda “vahşet-işkence-ölüm” ile adını duyduklarımız. Elbette hikayesini bilmediklerimiz… Devlet hepsinin önüne “terör”, “işbirlikçi” eklemeyi de unutmuyor tabi…

Geçtiğimiz gün Samsun’da mevsimlik tarım işçilerinin kaldığı çadırların olduğu bölgeye açılan ateş sonucu 36 yaşındaki Perihan Akın isimli fındık işçisi hayatını kaybetti, bir kişi de yaralandı. Devlet dersinde Perihan da “ölmeyi” hak edenlerden biri. Ne işi vardı orada öyle değil mi!

Amed’in Licê İlçesi’ne bağlı Mişref (Bağlan) Köyü’nde helikopter köylüleri taradı... (Licê’nin Yalaza köyünde Mehmet Şirin Kocakaya’nın dövülerek öldürülmesi, Xarabê Bava ve Talatê köylerindeki işkencelerden sonra Şapatan köyü işkencesini de hatırlayınız lütfen. Çok değil, bundan birkaç ay önce de panzerle öldürmeler vardı.)

Colemêrg’in Oğul (Talê) köyüne bağlı Ezîzanê mezrası yakınında bulunan Kahniyareş Mevkii’nde silahlı insansız hava aracının (SİHA) saldırısında katledilen 35 yaşındaki Mehmet Temel, katledildikten sonra da devlet şiddetine maruz kaldı. Otopsi için Wan’a getirilen Temel’in cenazesinin nakli için Wan’daki hastane ve kayyum atanan belediyeler ambulans vermedi. Temel’in cenazesi, ailesi tarafından kiralanan bir kamyonetle Colemêrg’e götürüldü.

Hem Diyarbakır valiliği hem de Hakkari valiliği ölümlere ilişkin yaptığı açıklamada, benzer bir şekilde ‘’İşbirlikçilik’’ tanımlamasına gitti ve yaşanan olayda 1’i ayağından yaralı olmak üzere 2 ‘’işbirlikçi’’nin yaralandığını belirttiler.

***

Devlet günlerdir SİHA’larla katlettiği köylülerin “terörist” olduğunu medyaya servisle ve buna karşı gelenleri susturmakla meşgul. Öyle ki “hava araçlarımızdan aşağıdakilerin kol saatini bile görürüz” demeye kadar vardırdı bakan!

Kürdistan’da ölmek “yaşamın son bulması” olayına denk gelmiyor. Seyrinde işlemeyen gündelik bir ritüel, şansa bırakılmış bir istatistiksel veri olarak işliyor. Ölmek için yaşadığımız bol paradokslu bir dönemin arifesinde daha çok öldüğümüz ana geçisin sancısı bir doğum sancısına fırsat vermeden yeni canlar alıyor.

Kürdistan tarihi, özellikle son iki yüzyıldan bu yana, gerçekliğin ve sözlerin hiçbir biçimde çakışmadığı bir tarihtir. Sömürgecilerin gerçeği, Kürtlerin doğal yaşama yasalarında değil, Dağkapı meydanında dikilen darağacı ve oradan günümüze evinde otururken ya da çocuklarının gözleri önünde öldürülerek kana bulaşmış bedenlerde yatar. Şair, öleceğimiz yeri bari biz seçelim derken vurdu insansız hava araçları! Ölüm terzileri hemen libas biçti onlara, bizlere.

Judith Butler’in meşhur “Şiddet, Yas, Siyaset” makalesinde “yası tutulmayanlar” üzerinden bazı belirlemeleri var. “Kim insan sayılır? Kimin yaşamı yaşam sayılır?” diye sorar. Son olarak da bir yaşamı yası tutulabilir kılan nedir?” diye sorduktan sonra şöyle devam ediyor: 

“Tarihlerimiz ve bulunduğumuz yerler arasındaki farklara rağmen birisini yitirmenin ne demek olduğuna dair bir fikri olanlarımız kapsayacak bir bizden bahsetmek sanırım mümkün… Kayıp vermemizin ve yaralanabilir olmamızın kaynağında toplumsal olarak kurulmuş bedenler olmamız, başkalarıyla bağlarımızın bulunması, bağlarımızı kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya olmamız, başkalarına maruz kalmamız, maruz kalma nedeniyle şiddet tehlikesi ile karşı karşıya olmamız yatar… Söylem düzeyinde ilk olarak kimi yaşamların yaşam sayılmadığını, insanlaştırılamayacaklarını, hiçbir egemen insan olma çerçevesine sığmadıklarını ve önce bu düzeyde insanlıktan çıkarıldıklarını söylemek gerek. Bazı yaşamlar destek görmeyecek ve hatta yası tutulabilir olma niteliği bile kazanamayacaktır”.

Dün Roboskî’de katledilenler “kaçakçı” idi, sınır olgusu üzerinden ölümleri meşrulaştırılmaya çalışıldı. Son kırk yıldır “terör” adı altında estirilen terör, on binlerce can aldı. Bugün de güvenlik adı altında, “işbirlikçi” etiketi ile can alma hakkını kendinde görüyor devlet. Her zaman karşı kutba yerleştireceği bir ötekiyi inşa etmede ve bu inşayı yakıp yıkmada dev bir miras sahibi olan devlet, yarın da başka bir kelime ile öldürmeye devam edecek!

Butler’in makalesine atıfla sormak gerekirse; gerçekten Kürt insan mıdır? Nasıl bu kadar basit öldürülmekte, ölebilmektedir? 

Ölümü nasıl bu kadar sıradan olabilmektedir?



1070
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: