Sokakta aradığınız adaleti mahkemede bulamazsınız

g.yoleri@gmail.com | 08 Eylül 2017 Cuma

GÜLSEREN YOLERİ

Bu yılın adli yıl resmi açılış töreninde Yargıtay başkanı Cirit’in yaptığı konuşma, yargının siyasallaşmasında çıkılacak basamak kalmadığının ispatıydı. Adaletin sokaklarda arandığı bu gün adalete ve yargıya dair hiçbir sorgulama ve eleştiri içermeyen bu konuşma ile verilen mesaj; Türkiye’de yargı faaliyetinin adalet amacını rafa kaldırdığını, artık siyasi vesayet altına alınmışlığından öte yargının doğrudan siyasetin bir aracı haline getirildiğini gösterdi. 

Törenin, geçen yılın aksine Saray dışında yapılması ve Tayyip’in katılmamasının değişik yorumlara ve sorulara neden olması şeklen anlaşılabilirse de törende verilen mesajlarla birlikte düşünüldüğünde; ortada bir kavga ya da küskünlük değil tersine bir hakimiyet rahatlığından söz edilmesi daha anlamlı.

Nitekim tören öncesinde dağıtılan kitapçıkta Yargıtay başkanı Cirit’in konuşmasının “Sayın Cumhurbaşkanım” hitabıyla başlaması da, katılanlar nezdinde Cumhurbaşkanını fiziken katılmadığı bu törenin gölge yöneticisi yapmaya yetti de arttı bile. 

Her daim siyasi iktidarın gölgesini üzerinde taşıyan ve her daim bağımsızlık tartışmasına muhatap kalan Yargı 15 Temmuz sonrası bütünüyle siyasetin emrine verilerek bu tartışmalar noktalanmış oldu. Bu süreçte 4 bin hakim ve savcı işinden ihraç edildi. 400 civarında hakim savcı tutuklandı ve bir çoğu hakkında adli işlem başlatıldı. Kalanlar ise işinden edilmekle, FETÖ üyesi olmakla suçlanmakla, yargılanmakla, tutuklanmakla korkutuldu. Yapılan bir görüşmede bir cumhuriyet savcısının; "Vezirdik rezil olduk. Bizim, ailemizin varlığı tehlikedeyken bizden yasa hukuk uygulamamızı beklemeyin…” dediğine, bir hakimin; "Fetö ya da başka bir örgütle bağım olmadığını ispatlamak için karşıma o suçlamalarla getirilenlere haddinden ağır cezalar vermek zorunda hissediyorum kendimi” sözlerine şahit olup da yargıdan, hukuktan, adaletten dem vurmak, medet ummak mümkün olabilir mi artık? 

Yargının asi çocuğu avukatların da yargılanma ve ceza tehdidinin mağduru oldukları örnekler giderek artıyor. Bir örgüte üye olmakla itham edilerek yargılanan müvekkiline yemek ısmarladığı gerekçesi ile örgütle bağı kurularak suçlanan avukatlardan söz ediliyor artık. Telefonunda Bylock programı bulunan bir esnaf tarafından iş sebebi ile aranmış olmayı da örgütle bağlantı sayan ve tutuklu yargılama kararı veren yargı pratiklerinin havalarda uçuştuğu bir zamanda yaşıyoruz. Belli avukatların belli davalara girmesine yasak getirilmesi söz konusu. Artık ne savunma hakkı kutsal, ne avukatların savunmanlık görevleri sırasında yararlanabilecekleri “dokunmazlıkları” var.

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve HSK da hem çalışma biçimi hem de kurumsal yapıda yapılan değişikliklerle siyasi iktidarın iki dudağı arasındalar. Hukuku, hatta yasaları dışarıda bırakarak kararlar veren mahkemelerden, yargı kurumlarından adalet beklemek lüksün de ötesinde bir ütopya.

6-7 Eylül 1955 ırkçı vahşiliğini, devletle bağlantısını, resmi ağızlardan yapılan itirafları ve katillerin cezasızlıkla ödüllendirilmelerini hafızamızda lanetle andığımız günlerdeyiz. Bir çoğunuz diyeceksiniz ki “biliyoruz Türkiye’nin halini”. Bildiğinizi biliyorum aslında. Ancak buna rağmen hala ortada bir yargı faaliyeti, hala adil yargılanma ihtimali, hala adalet ihtimali varmış gibi umut tacirliği yapılmasına, hele hele bunun hukuk örgütleri ve siyasiler tarafından yapılmasına bir anlam veremiyorum. Kafamızı kuma sokarak yargıyı bir adalet kurumu haline getiremeyeceğimiz gibi, içerden müdahaleyle düzeltilmesi mümkün bir yargı faaliyeti varmış yanılgısı yaratarak da bir yere varamayız oysa. Kabul edelim ki; Türkiye’de yargı bitmiştir ve sokakta aradığımız adaleti mahkemede bulamayız.



475
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: