Bir emir tekrarı olarak akrebin intiharı

07 Eylül 2017 Perşembe

UMUR HOZATLI

Türk ordusunda “emir tekrarı” diye bir “şey” vardır, muazzam bir “buluş”tur, devletsel ve toplumsal zeka seviyesinin göstergesidir. Emir-komuta zinciri içindeki “nato kafa”nın daniskasıdır, “allah”tan üst rütbeler fazla kullanmaz da karizmayı çizdirmezler, daha ziyade alt rütbeler kullanır; üst astına emir verir, astın emri anlayıp anlamadığından emin olmak için “emir tekrarı” diye seslenir ve ast aldığı emri tekrarlayıp aptal olmadığını kanıtlar; “Bölüğe mıntıka temizliği yaptıracağım, temiz olmazsa ağzımla temizletirsiniz komutanım”, budur.

Zaten derin bir tekrar ve tekerrür mantığı üzerine kuruludur Türk ordusu, kemikleşmiş bir kurumsal anlayıştır bu, değişmez değiştirilemez, inanılmaz bir rutini vardır, her şey hergün aynı tekrarla işler, aynı tekrarla sonuçlanır, aslında genel askeri yaklaşımdır bu ama Türk ordusunda “bir başkadır benim memleketim” havasında yaşanır, “askeri sistematik” diye düşünülür, aslında çıkışı olmayan mekanik bir döngüdür.   

Bu, Türk siyasetinde de vardır, Türk siyaseti askeri bir siyasettir, örgütlenme tarzı olarak söylemiyorum, anlayışı ve felsefesi askeridir, çünkü oluşma biçimi öyledir, temelini iki mantıktan alır; Osmanlı ve Atatürk. 

Osmanlı saray saltanatında “tek adam” sultası etrafında sadece “kelle siyaseti” vardı, saray içi gizli ve şüphe endeksli siyaset taht kavgası üzerineydi ve her seferinde kardeşlerin, oğulların, yeğenlerin kellesi alınırdı, Abdülhamit bunu değiştirmeye çalışan “tek adam”dı ama olmadı, değişim çabaları onu 600 yıllık kelleci Osmanlı’nın dehlizlerine gömdü.

Sonra Atatürk geldi, radikal bir askerdi ve Türk siyasetini 1920’de başlayarak o temellendirdi, kurduğu CHP hala fena halde didaktik bir askeri temele sahiptir, 1947’de çok partili döneme geçilmesi ve Adnan Menderes’in Demokrat Parti’yi kurması durumu değiştirmedi, sonrasında Demirel’in AP’si, Erbakan’ın MSP’si ve zaten asker olan Türkeş’in MHP’si de aynı anlayışla hareket etti, hepsi Atatürk ve CHP siyaset modelini esas aldı ve siyaset felsefeleri askeri temel üzerine kuruldu.  

Demokrat Parti’den sonra Türk siyasetinde ikinci liberal mihenk taşı olan Özal’ın ANAP’ı dahi -ki Demokrat Parti’den daha çağdaş ve ileri bir liberal demokrat yapısı vardı- askeri siyasete sahipti. 1980’e kadarki Menderes’li, Demirel’li, Ecevit’li, Erbakan’lı siyaset anlayışının çok ötesine geçemedi, Menderes’ten sonra geliştirdiği “liberal ekonomi” ve “Çağdaş Batı”ya açılma anlayışı dahi Özal ve partisini askeri mekanikten kurtaramadı ve nihayet ANAP “Türk tipi tekrar siyaseti”nin mihenk taşı oldu.

Sonrası zaten Kürt hareketine tekabül eder, Özal’ın iktidarda olduğu 1984’teki ilk atılımın yapıldığı günden itibaren Türk siyasetini Öcalan ve PKK belirledi, Özal’ın geliştirdiği kısmi yenilik anlayışının siyaseti biraz da olsa değiştirme şansı vardıysa da PKK’yi yenme çabası bu şansın önünü tıkadı. Sonraki tüm partilerin, Demirlel’li-Çiller’li DYP’nin, Ecevit’li DSP’nin, Erbakan’lı RP’nin, Türkeş’li MÇP’nin siyaset ve yönetim mekanizmasının tüm alanlarında katmerli bir tekrara düşmelerine yine PKK’yi yenme çabası neden oldu. İktidar olma hedefindeki her siyasi partinin iki temel esası olan ekonomi ve savunma tamamen PKK’ye endekslendi, iktidara gelen her siyasi parti zaten genetiğinde var olan askeri siyaset anlayışıyla kesintisiz bir “tekrar siyaseti” izledi. Çiller bunun mihenk taşıydı, ülkenin tüm ekonomisini, tüm askeri varlığını PKK’yi yenmek için kullandı ve Türkiye’yi tarihinin en büyük ekonomik batağına sürükledi. 2001’deki Ecevit-Sezer kriziyle gelişen ekonomik iflasın temeli buraya dayanır, Çiller’li DYP, Mesut Yılmaz’lı ANAP ile Erbakan’lı RP ve Ecevit’li DSP-CHP’nin 90’lı yıllar boyunca süren koalisyon iktidarlarında mükerrer şekilde PKK’yi yenme çabaları Türkiye’yi tam anlamıyla her açıdan iflas ettirdi.

2000’lerin başlarında elde muazzam bir tecrübe vardı, Menderes ve Özal’dan sonra kısmen didaktik olmayan “yeşil liberal Erdoğan” iktidar oldu ve ne ironiktir ki ikisi de askerler ve derin devlet tarafından öldürülmüş olan Menderes ile Özal’ı örnek alınıyordu, eldeki tecrübeden de yararlanırsa asker temelli “tekrar siyaseti”ni değiştirebilirdi. Tıpkı Menderes gibi başlarda bunu denedi, aslında kısmen başarılı da oldu ama ne zamanki gücün gücünü keşfedip temelindeki Osmanlı kelle siyaseti depreşti o zaman yine Menderes gibi ama daha farklı şekilde Abdülhamit’e öykünerek radikal bir Osmanlı mantığıyla hareket edip tüm Türk siyaset tarihine post çıkarttı.

Şimdi dikkatle bakın, Türk siyaset tarihindeki tüm tekrarları mükerrer şekilde tekrarlıyor ve en büyük tekrarı Kürtler’i yenmek için tekrarlıyor. 

O kadar tecrübeye rağmen askeri hiyerarşideki “emir tekrarı”nı döne döne kendisine uyguluyor ve ne pahasına olursa olsun PKK’yi yenmek, saray saltanatını ölene kadar sürdürmek istiyor. Bunun için ekonomi ve askeri gücün tamamı ile tüm erkleri kullanıyor, yetmedi şimdi muazzam bir “emir tekrarı” şeklinde Çiller’i AKP’ye transfer etmek istiyor. Kürtler’i yenmek için koca bir ülkenin ekonomisini batırmış bir ekonomi profesörünü transfer etmeye kadar düştüyse gerisi akrebin çığlığıdır; dört tarafı ateşle çevrili akrep, çığlık çığlığa kendini ateşe atar.



926
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: