Tuhaf ama kanlı bir darbe

akahraman61@hotmail.com | 15 Temmuz 2017 Cumartesi

AHMET KAHRAMAN

Bir tuhaf, ama sırlarla dolu kanlı bir entrikaydı, 15 Temmuz 2016 tarihi.

O akşam seyrettiğimiz her şey mizansen gibiydi. Tankların, gün aydınlığında niçin ve nereye olduğu belli olmayan İstanbul’daki köprüye yürüyüşü, bir müsamereyi andırıyordu.

Türk ordusunun derin darbe kültürüne rağmen, her şey oyun gibiydi. Uçaklar, daha gün batmadan yeri, göğü zangırdatıp füzeler ateşliyor, sokaklar, meydan ve köprü başlarında tanklar homurdanıyor, her cinsten yakın mesafe silahı tabancalar, tüfekler tetikleniyor, kargaşa uzuyordu.

Darbeci ordu sokaklarda ama Başkomutan olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın durumu ayrı bir mizansendi. Kendi, darbesini indirmek için, her şeyi ayarlamış, duruma hazır halde, huzur içinde kenara çekilip adamlarını ortaya salmış gibi, üç gün önce, başyaverini de atlatarak, "Okluk koyundaki yazlıktayım" yalan görüntüsü altında, izini kaybetirmiş, gidip Marmaris koyunun ucundaki ormanlıkta inşa edilmiş otele saklanmıştı.

Başbakan Binali Yıldırım da, her şey belli olana kadar Ilgaz Tüneli’ndeydi…

Erdoğan kendince, "darbeden haberim yoktu, ben tatildeydim" demesi, daha sonra "yeri ifşa edildi" diye gazetecinin tutuklanmasıyla yalanlanlanıyordu.

Bozguna uğramış, başıboş kalmış ülkede haydutlar zamanı, İstanbul’un iki yakasını bir araya getiren köprünün ise insan mezbahanesiydi.

O nedenle darbe girişimi denilen olay devlet içinde kokuşma kargaşasıydı. İktidarın sivil giyimli militer gücünün sokağa çıkmasıydı. Silahını, postalı, üniformasını atıp kalabalığa karışan askerler, bunlar tarafından tek tek avlanarak linç ediliyor, bazıları yere yatırılıp gırtlağı kesiliyordu.

Dinci vahşetin gösterisiydi…

Avlananlarından biri Hava Harp Okulu öğrencisi Murat Tekin, bir başkası da er Kurtuluş Kaya idi.

Murat Tekin’in babası Sedat Tekin, "evladımı kesici aletler (bıçak, kama) ve sopa darbeleriyle paramparça etmişlerdi. Onu oyuk parmağı ile tanıyıp teşhis edebildim" diye anlatıyordu.

Kurtuluş Kaya’nın babası Satılmış Kaya, "oğlumu tatbikat var diye götürmüşler. Olayın aslını öğrenip kalabalığa karışınca, yakalayıp linç etmiş" diyordu.

"Tek bir tanesi dünyaya bedel Türk"ün kendince "dünyaya şan" salan vahşi hallerini en iyi bilen, Kürtlerdi. Birbirini kesenler, Kürdistan’daki ayak izleri hala kanla doluyordu. Cizre, Şırnak ve Silvan’da soygun yapmış, hırsızlığa çıkmış, katliam yapmış insanları diri diri yakmışlardı.

Birleşmiş Milletlerin tesbitine göre Cizre’de, diri dir yaktıkları insan sayısı yüzü aşkındı.

Bunlar şimdi, kendi ülkelerindeki bozgunun efendileriydi. Başıbozukluk ve boşluğu fırsat bilen kimileri, kısa günün kazancı tertibinden hırsızlık, soygun ve talan yapıyor, İstanbul boğazındaki köprüde avladıkları düşman unsurunu keserek, kalabalık halde hücumda linç ederek "dünyaya şan" salıyor, ödül olarak ruhu şahlanmış "gazi" oluyorlardı.

Hırsızlık anında aldığı yarayı, "vatana hizmet yolunda fedailiğin izi" olarak göstermeyi başaran hırsızlar da gaziydi. Nitekim bunlardan biri, arkadaşının ihbarıyla kazandığı unvan ve hak ettiği maaştan oluyordu.

O kanlı kargaşada, yere düşüp ruhunu teslim eden, arkası (tanığı) olan herkes şehitti. "Şehitler"in geride kalanlarına ev cinsinden mal, para cinsinden maaş haktı.

Şehitlerin vurdukları ise "hain"di. Hainler, "Hain mezarlığı"na gömülüyorlardı.

Öte yandan, ne şehit, ne de gazi olan, ancak yakayı ele vermiş arkasızların hali haraptı. Darbe mahkemeleri kurulmuş işliyor, ama hala darbecilerin başı, mabadı meçhuldu. Türk tipi darbe bu kez başsız, darbe içinde "imam" darbesinin mizanseni şıngır mıngırdı.

Recep Erdoğan, hemen ertesi gün darbe girişimini "Allah’ın bir lütfü" olarak tanımlamıştı. Bu arada, onca hedef dururken, uçakların gece vakti bomboş duran parlamento binasının çatısını füzelemesini fırsata dönüştürmüştü. Tepedeki deliği, "mal bulmuş mağribi çöl garibanı" gibi gelen, geçen herkese gösterip, "bakın demokrasimizin tepesini deldiler" diye boyun büküyordu.

O, hala demokrasi diyor, gölgesine yatıyordu. Ayrıca, "habersiz gelen" darbeyi savuşturan muktedir liderdi.

Medya, onu parlatmakla görevliydi.

Oysa, "habersiz geldi" dediği darbe, daha sabaha çıkmadan fırsata dönüşmüş, önceden hazırlandığı anlaşılan isim listeleri tasfiye edilmiş, tutuklamalar başlamıştı. Terör devleti iş başındaydı. Recep Erdoğan, düşmanlarının vay haline ki, insan hayatının tartışmasız tek efendisiydi. Tutuklayan baş komiser, suçlayan baş savcı ve ceza kesen baş yargıç…

Darbe girişimine ilişkin müsamere, gerçekten Allah’ın bir lütfüydü, artık.

Kürdistan, bir anda yasak çemberi sıkılıp daraltılmış, esir kampıydı. 1920’lerin terörü daha hiddetli olarak geri gelmişti.

Modern hayattan yana Türkler de düşmandı. Çünkü, Ortadoğu’da izleri silinen İhvan (Müslüman Kardeşler) rejiminin, Katar’dan sonra ayakta durduğu tek yerdi, TC.

Diktatörlük, darbe içinde darbe ile, İhvan tekliğini kurumlaştırmak için, orduyu, polisi, medya, üniversiteler ve eğitimin temellerini tasfiye ve yeniden düzenleme zamanıydı.

O nedenle, 15 Temmuz’un yıl dönünü tuhaf darbe girişimini takbih değil, darbe girişimi mizanseni içinde başarıya ulaşmış darbeyi kutlamadır. İhvan’ın, iktidarını pekiştiren kanlı darbesinin yıl dönümü…



1509
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: